PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : çanakkale’de almanlarin niyeti-2



BUDULGAN BOZKURT
14.Nisan.2015, 17:22
Çanakkale’de Almanların Niyeti
http://www.yenidenergenekon.com/wp-content/uploads/2012/03/image0015.jpg (http://www.yenidenergenekon.com/wp-content/uploads/2012/03/image0015.jpg)
Liman Von Sanders
Çanakkale Zaferi ile övünürüz. Hakkımızdır. Bu zafer için verdiğimiz normal üstü insan kaybımızla da üzülürüz. Üzülürüz ama genelde bunu savaşın bir gereği gibi görür ve kabulleniriz. Acaba bu savaş, verdiğimizden daha az insan kaybı ile sonuçlandırılamaz mıydı veya neden bu kadar fazla insan kaybettik, gibi soruların üzerinde durmayız. Bunun hesabını sormayız.8,5 ay süren Çanakkale Muharebeleri’nde, yaklaşık 4 yıl süren Kurtuluş Savaşında kaybettiğimiz insanın 10 katını kaybettik. Çanakkale’de büyük bir zafer kazandık ama Çanakkale’de kaybettiğimizin 10’da biri ile Türk neslinin hayatını, vatanını ve bağımsızlığını kurtardık. Dolayısıyla Çanakkale’deki kaybımız normal değildir, normal üstüdür, aşırıdır.
Aşırı insan kaybımıza sebep de, Çanakkale Muharebeleri’nde Türk ordusunun içinde yer alan az sayıdaki Alman komutanlar ve başta bu muharebeleri yöneten Alman Ordu komutanıdır.
Alman komutanlar zaferin bedelini ağırlaştırmışlardır. Türk ordusunun daha fazla kayıp vermesine sebep olmuşlardır. 5. Ordu Komutanı Alman Liman Paşa, uyguladığı savunma şekli ile, Gelibolu Yarımadası’nı, üzerine arıların üşüşmesini sağlayacak bal peteğine çevirmiştir. Karşılığında yarım milyon İngiliz, Fransız askerini bu petekte tutmuştur ama bunun bedelini Türk’e kanıyla ödetmiştir.
Liman Paşa’nın Türk komutanların hazırladığı savunma planını değiştirerek, düşmanın kıyıya çıkmasına imkan vermesi ve sonrasında da Alman tümen ve kolordu komutanlarının hiçbir taktik esasla bağdaşmaz şekilde, olur olmaz, gece gündüz, sık sık karşı taarruzlar yaptırmaları, Türk’ün aşırı kayıp vermesinin esas nedenidir. Çünkü bu karşı taarruzlar düşman makinalı tüfeklerinin biçici ateşlerine karşı yapıldı. Her bir karşı taarruz 5-10 bin Türk’ü alıp götürdü. Çanakkale’de taarruz eden düşman olmasına rağmen, Türk ordusu düşmandan 4-5 kat fazla taarruz etti.
Türk ordusu Türk komutanların hazırladığı savunma planı ile bu muharebeye başlasaydı,“Çanakkale” birinci günde “18 Mart”ta ki gibi, İngiliz ve Fransız’ın yenilgisi ile sonuçlanırdı. Böyle olunca da Suriye-Filistin ile Irak cephelerinden kuvvet çekmeye, Kafkas cephesinin zararına düzenlemeler almaya gerek kalmaz ve bu cephelerdeki kuvvetler zayıflamamış olurdu. En önemlisi de, on kere Türk Kurtuluş Savaşı yapacak sayıda kayıp verilmemiş olunurdu.
ALMANLAR’IN NİYETİ

http://www.yenidenergenekon.com/wp-content/uploads/2012/03/image0022.jpg (http://www.yenidenergenekon.com/wp-content/uploads/2012/03/image0022.jpg)Çanakkale Muharebeleri’ni yapan 5. Ordu’nun 24 Mart 1918’de kurulmasına emir verilir. Ve komutanlığına Alman generali Türk mareşali Liman von Sanders atanır. Liman Paşa, bu ordunun kuruluşunun kendi ***reti ile olduğunu yazar ve şöyle der :Alman’ların Çanakkale Muharebeleri’nde güttükleri niyeti, belgelerde, kaynaklarda açık olarak görmeyi beklememek gerekir. Çünkü bir devlet diğerine karşı gerçek niyetini genelde örter, anlaşılmamasını ister. Bu ancak uygulanan politikaların analizi ile ortaya çıkarılabilir. Örneğin; Birinci Dünya Savaşında Almanya’nın Türkiye’yi sömürge yapmak istediğini, Alman belgelerinde göremiyoruz. Ancak o dönemi yaşayanlardan ve analiz yeteneğine sahip olanlardan; Atatürk, İsmet İnönü, Kazım Karabekir, Ali İhsan Sabis gibi; öğreniyoruz ki Almanya Türkiye’yi sömürgesi yapmak istemiştir. Savaş içinde Türkiye’ye yönelik uygulamaları da bunu doğrulamaktadır.“Çanakkale” deki niyetlerini de uygulamalarını irdeleyerek belirleyeceğiz. Asıl irdelemeyi bir sonraki maddede yapacağız ama burada birkaç nokta üzerinde duralım ve niyetlerini ortaya koyalım.
“Nihayet 24 Mart’ta Enver, Çanakkale bölgesinde 5. Orduyu teşkile karar verdi. Türk Genel Karargahına bu kararı verdirebilmek için benim harcadığım sürekli çabalara, son zamanlarda Alman Sefareti ile Amiral Şuson da katılmışlardı”.1
Komutanlığa atanışı için de çok kısa açıklama yapar, aynı gün Enver Paşa’nın kendisine, 5. Ordunun komutanlığını önerdiğini ve derhal olumlu yanıt verdiğini belirtir.2
Burada dikkat çeken nokta; 18 Mart’ta Boğaz’a yapılan büyük saldırı ile yeni bir cephe olacağı kesinleşen Çanakkale’yi savunmak ve dolayısıyla Başkent’i, savunmak için kurulan bir ordunun başına bir Alman’ın getirilmesidir. Bu kişi Alman İslah Heyeti Başkanı’dır. 14 Aralık 1913’de İstanbul’a gelir, atama tarihine kadar olan ilişkilerinden aslında Osmanlı yönetimi pek hoşnut değildir, bazı sorunlar çıkarmış ve geçimsiz bir kişiliğe sahiptir. Emrinde çalışan Alman’lar Liman’ı şöyle tanımlarlar: “Almanya’da kolordu komutanlığı için uygun görülmeyen biri; nasıl biri olduğu, emrinde hizmet edecek iyi kimseleri kaçırtacak kadar Alman ordusunda bilinir; yabancı koşullara uymakta yeteneksizdir; çok gururlu ve çok kuruntulu öfkeli bir adam; karakter bakımından büyük makamlar için yetişmemiş; nezaketsiz ve kaba”.3
Böyle bir kişi, Birinci Dünya Savaşı’nın ve devletin geleceğini etkileyecek bir göreve atanır. Bazı kaynaklar bu atamayı Enver-Liman çekişmesine bağlarlar; Enver Liman’ı sevmediği için İstanbul’dan uzaklaştırmak istemiş ve bu atamayı yapmış.4 Son derece önemli böyle bir atamanın gerekçesi bir geçimsizliğe indirgenemez. Aralarında bir sürtüşme, geçimsizlik olduğu kaynaklardan anlaşılıyor. Liman Paşa, başlangıçta Harbiye Nazırı, savaş başlayınca Başkomutan Vekili olan ve kendisinin de amiri durumunda olan Enver Paşa’ya tam itaat etmiyor, kendisini daha büyük görüyordu. Böyle bir ortamda Enver Paşa kendisini uzaklaştırmak istemiş olabilir. Çünkü savaş başlamadan önce Türk Harbiye Nazırlığında Liman’ın Almanya’ya iadesi ve yerine Goltz Paşanın gelmesi tartışılır.5 Ve sonunda Goltz Paşa gelir ama Liman da yerinde kalır. Bu da gösteriyor ki, olaya Türk tarafından baktığımızda, geçimsizliğinden dolayı Liman’ın uzaklaştırılması için bu atama yapılmış olabilir kanısı doğuyor. Ancak olaya Alman tarafından baktığımızda işin şekli değişiyor. Enver Paşa Liman Paşa’ya savaşın ilk aylarında Kasım 1914’te ve Sarıkamış Harekatı’ndan sonra Şubat 1915’te, iki defa Kafkas Cephesi’ndeki 3. Ordu Komutanlığını önerir.6 Liman Paşa reddeder. Aynı Liman Paşa, Mart 1915’te görev Çanakkale’de ordu komutanlığı olunca, kendi ifadesiyle “derhal müspet cevap verdim”7 olur. İşte buradaki soru şudur : Türk Başkomutanlığı, kendisine iki kere ordu komutanlığı önerdiği ve hayır yanıtı aldığı bir kişiye; ki bulunmaz Hint kumaşı değildir; üçüncü kez neden öneri yapıyor? Kafkas Cephesini iki kez reddeden Liman Paşa nasıl oluyor da konu Çanakkale Cephesi olunca hiç düşünmeden “derhal” kabul ediyor?
Bu soruların yanıtı için elimizde bir belge yok ama mevcut bilgilerin sentezi ile şöyle bir sonuca varılabilir. Enver Paşa, Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı devletinin başarısını Almanya’nın başarısına bağlamıştı. Bu nedenle müttefikin her dediğini yapar durumdaydı. Öyle ki Genelkurmay Başkanlığını bile bir Alman’a bırakabilmişti. İşte bu atamada da müttefik Almanya’nın bir sözlü ricası olmuş ve Liman Paşa da bu rica üzerine 5. Ordu Komutanlığına atanmış olabilir. Bu kanımızı, daha önce iki kez ordu komutanlığı önerisini reddeden Liman Paşanın da, 5. Ordu önerisini “derhal” kabul etmesi kuvvetlendiriyor.
Liman Paşa’nın Ordu Komutanı olması ile Almanlar Çanakkale Cephesindeki yönetimi ele geçirmiş olurlar. Ele geçirme Liman Paşa ile sınırlı değildir. Çanakkale Muharebeleri’nin başlangıcında; Boğaz tahkimatında önemli görevlerde Almanlar vardır; Arıburnu ve Seddülbahir bölgelerinde Alman yoktur ama Kumkale bölgesinde iki tümenli kolordunun komutanı ve tümenlerden birinin komutanı Alman’dır. Mayıs 1915’ten itibaren Alman komutanların sayıları artar. Seddülbahir bölgesinde 2 tümen komutanı; 2 grup komutanı; 1 kolordu komutanı; Arıburnu ve Anafartalar bölgesinde 5 tümen ve 2 kolordu komutanı; Saros bölgesinde ordu komutanı Alman olur. Ayrıca kolordu, grup ve tümen kurmay başkanlıklarında ve topçu komutanlıklarında Alman subaylara görev verilir8
Bu görevlendirme doğal görülebilir. Çünkü müttefiktir, beraber savaşılmaktadır. Ama benzer yoğun görevlendirmeyi aynı dönemde aktif olan Kafkas, Filistin ve Irak cephelerinde göremiyoruz. 1915 yılında, Kafkas Cephesi’nde biri Ordu Kurmay Başkanı, biri Tümen Komutanı olmak üzere 2 Alman9, Filistin cephesinde biri Ordu, biri Kolordu Kurmay Başkanı, biri Tümen komutanı olmak üzere üç Alman10 komuta kademesinde bulunurken Irak cephesinde hiç Alman subay göremiyoruz.11
Bu bilgilerin bir anlamı olması gerekir. Bunlar Almanların Çanakkale’ye özel bir önem verdiklerini, Çanakkale’deki harekatı kendi düşüncelerine göre yönetmeye kararlı olduklarını, Türklere bırakmaya niyetli olmadıklarını gösteriyor.
Atatürk’ün Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale ve sonrasında iki buçuk yıl Kurmay Başkanlığını yapan İzzettin Çalışlar, günlüğüne şu notu düşmüş:
“31 Mart 1915… 5. Ordu Kumandanı Liman Paşa, Sahil Müfettişi Usedom Paşa, Donanma Kumandanı Merten Paşa, Anadolu tarafındaki Kolordu Kumandanı Weber Paşa, Müstahkem Mevki Kumandanı Cevat Paşa, Üçüncü Kolordu Kumandanı Esat Paşa.
Almanlar Boğaz müdafasında emir ve kumandayı tamamen ellerine almak istiyor gibi gözüküyorlar”12.
Almanların Çanakkale’ye önem verişlerinin sebebini bir Alman kaynağında dolaylı olarak görüyoruz. 1927 yılında basılan, Alman arşivinin “Grosse Krieg” (Büyük Harp) isimli eserinin 9. cildinde, Çanakkale Muharebeleri anlatıldıktan sonra değerlendirme bölümünde şu ifadelere yer veriliyor:
“Çanakkale seferi 1915 yaz ve sonbaharı süresince bir çok düşman kuvvetlerini bağlamış ve (Avrupa) Batı cephesinden uzak bulundurmuştu. Buna karşı kullanılan Alman kuvveti hemen hiç idi. Türkiye, Alman Batı cephesine esaslı surette yardım göstermiş bulunuyordu.İngilizler tarafından 410.000 ve Fransızlar tarafından 79.000 asker olmak üzere yarım milyon asker Çanakkale’ye karşı kullanılmıştı. Sekiz ay devam eden muharebelerde düşman 252.000 askerden fazla zayiat vermişti…
Liman Paşa’nın kararlı yönetimi de zaferde çok etkili oldu. Kendisine bu vazifesinde 500 Alman subay, memur, astsubay ve asker de yardım etmiştir. Bunlar kara ordusunda ve müstahkem mevkide çeşitli yerlere dağılmış bulunuyordu”.13
Türkiye’nin Çanakkale Muharebeleri Alman Avrupa Batı cephesine önemli düzeyde yardım etmiş olması, dolaylı bir sonuç gibi gösteriliyor. Oysa, bu dolaylı bir sonuç değil, Çanakkale Muharebeleri’nden Almanların beklentisi idi. Çünkü, muharebeler incelendiğinde, buradaki Alman komutanların muharebe öncesinden itibaren bu düşünceye sahip oldukları, muharebeleri de bu düşüncenin gerçekleşmesini sağlayacak şekilde yönettikleri görülüyor. Onlar için önemli olan Gelibolu Yarımadası’nı düşmandan temizlemek değil, buraya daha fazla İngiliz ve Fransız kuvveti çekebilmek idi. Sıkışık durumda bulunan Avrupa’daki Alman Batı cephesi ancak bu şekilde rahatlatılabilirdi. Liman Paşa’nın savunma planı ve uygulamaları ile diğer Alman komutanlarının yönetimleri, bu kanıyı doğuruyor.
Ve diyoruz ki, Çanakkale Muharebeleri’nin yarım milyon İngiliz ve Fransız kuvvetini Avrupa Batı Cephesi’nden uzak bulundurması ve bu bölgeye bağlaması ile Alman Batı Cephesi’nin rahatlaması, bu muharebelerin bir sonucu değil, Alman açısından bir amaç idi. Almanların “Çanakkale”‘de niyeti de bu amacın gerçekleşmesi idi.
Bu yaklaşımımızı kanıtlayan Alman uygulamalarından bazılarını irdeleyelim.
ALMANLARIN NİYETİNİ AÇIĞA ÇIKARAN UYGULAMALARI

http://www.yenidenergenekon.com/wp-content/uploads/2012/03/image0031.jpg (http://www.yenidenergenekon.com/wp-content/uploads/2012/03/image0031.jpg)Liman Paşa’dan önce Gelibolu Yarımadası’nda ve Anadolu yakasında savunma düzeni şöyle idi. Birlikler, kıyılar hattına yerleştirilmiş ve çıkarmayı daha düşman kıyıya çıkmadan önce su üstünde kırmayı ve kıyıya çıkarmamayı esas alan savunma sistemine göre düzen almışlardı. Çıkarmaya uygun yerler tahkim edilmiş ve buralar daha fazla kuvvetle tutulmuştu. Geride her birliğin ihtiyatı bulunuyordu, kuvvetin çoğunluğu kıyılarda idi.Liman Paşa’nın Savunma Şeklini Değiştirme Ve Kıyıları Boşaltma Kararı”ÇANAKKALE” de her şeyi değiştiren, muharebeleri uzatan, her iki tarafa yarım milyon insan kaybına sebep olan, Liman Paşa’nın Türk savunma planını değiştirmesidir. Ordu Komutanıdır, buna hakkı ve yetkisi vardır. Savaş sanatı matematik gibi değildir, şablonlara dayanmaz, yaratıcılık ister. Bunları kabul ediyoruz ama bizim burada irdeleyeceğimiz konu, Liman Paşa bu işi yaparken samimi mi, muharebe sahası koşullarının gereğini mi yaptı, yoksa Alman niyetinin gerçekleşmesine mi hizmet etti ?
Liman Paşa; 24 Mart 1915’te görev alır, 26 Mart’ta Gelibolu’ya gelir, 28 Mart’ta muharebe sahasını göreceğini bildirir ama gitmez.14 31 Mart’ta gider.15 Yanında Kolordu Komutanı Esat Paşa, 9. Tümen Komutanı Albay Halil Sami ve 19. Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal olmak üzere, Kabatepe ve Alçıtepe’den muharebe sahasını görür.
İki tepeden muharebe sahasını görmekle, çıkarma planlarını yerinde incelemeden ve de Kolordu ve Tümen Komutanlarının düşüncelerini almadan, alınmış düzenin gerekçelerini dinlemeden, arazi üzerinde emrini verir ve savunma şeklini 31 Mart’ta değiştirir. Bu acelecilik nedendir? Ayrıntılı incelemeden, tartışmadan, önyargılı olduğu anlaşılan böyle önemli bir değişikliği, “ben yaptım oldu” anlayışı ile örtmesinin sebebi nedir?
Atatürk, Arıburnu Muharebeleri Raporu’nda muharebenin kaderini değiştiren bu olayı anlatır. İki paragrafını verelim :
“Liman Paşa, 9. Tümen tarafından, doğrudan doğruya sahilin müdafaası bakış açısıyla alınmış olan tertibatı tasvip etmedi. Adı geçen, sahili zayıf birliklerle gözetlettirerek büyük kısımları geride bulundurmak ve düşman karaya çıktıktan sonra gerideki ihtiyatlarla ve süngü hücumu ile karaya çıkacak olan düşmanı denize dökmek görüşünü tavsiye ediyordu. Buna dayanarak yeniden alınmasını emrettikleri düzen bu bakış açısına göre olacaktı…Karargahlarımıza dönüşte 9. Tümen Komutanı yanıma gelerek alınması emredilmiş olan yeni tertibat şeklinin kendisine güven vermediğini söyleyerek bu konudaki görüşümü sordu. Ben de sahilin yalnız gözetlenmesiyle yetinilmesi fikrine öteden beri karşı olduğumdan, adı geçen komutana o yolda düşünce ve değerlendirmelerimi açıkladım. Bunun üzerine 9. Tümen Komutanı tarafından Kolorduya raporla istirhamlarda bulunulmuştur”16
Görüldüğü gibi Arıburnu ve Seddülbahir gibi asıl çıkarmaların yapılacağı bölgeyi savunmakla görevli Tümen Komutanı Albay Halil Sami’nin bile görüşü alınmamış, bu komutan aldığı emrin arkasından ancak yazı ile düşüncelerini bildirebilmiştir. Bildirmiş, yani itiraz etmiş ama kararı değiştirememiştir.
Başkomutanlık dahi karşı görüştedir. 5. Ordunun bildirmiş olduğu savunma ana fikrine Enver Paşa 4 Nisan 1915’te verdiği cevapta, karşı görüşte olduğunu bildirir ve şunları der:
“… Düşmanın Seddülbahir Yarımadası köşesiyle Kumkale’ye karşı çıkarma yapmasını kuvvetle muhtemel görüyorum. Düşman köşelere yerleşip kendisini tahkim ettikten sonra gemi ateşleri himayesi altında, oradan sökülüp atılmaları çok zordur. Dolayısıyla buralardaki kuvvetlerimizin hemen takviyesiyle düşmanın yerleşmesine fırsat vermemek fikrini uygun bulurum. Her mıntıkada olduğu gibi Anadolu tarafında da bir çıkarma esnasında düşmana taarruz edilmesi fikrindeyim. Ayrıca düşmanın bir gün zarfında bize üstün kuvvet çıkarabilmesi güçtür…”.17
Başkomutanlık böyle diyor, bölgedeki Türk komutanlar hayır diyorlar ama sonuç değişmiyor. Çünkü Liman Paşa kıyıları boşaltma, düşmanın çıkmasına izin verme kararına bölgeye geldikten, durumu gördükten sonra ve 31 Mart’ta emrini verdiği gün ulaşmış değildir. Bu karara büyük olasılıkla Ordu Komutanı olmadan önce ulaşmış, daha doğrusu kendisine dikte edilmiştir. Şimdi belirteceğimiz, bunu kanıtlar niteliktedir. Başkomutanlığın sözünü ettiğimiz 4 Nisan 1915 tarihli telgrafının giriş cümlesi şöyledir :
“13 Mart 1331 tarihli 7 numaralı mütalâanızı okudum…” 13 Mart tarihi miladi 26 Mart’tır. 26 Mart’ta bu kişi, Ordu karargahını kuracağı Gelibolu’ya gelir. O gün yerleştiğini ve karargahını kurduğunu kendisi anlatır.18 Yine kendi anlatımıyla 24 Mart öğleden sonra geç vakit görev alır, 25 Mart gündüz hazırlık yapar ve akşamında vapurla İstanbul’dan ayrılır.19 26 Mart’ta da, yani Gelibolu’ya geldiği gün, Türk ordusuna çok pahalıya mal olan savunma planını, Başkomutanlığa telgrafla bildirir. Telgrafın metni üç büyük kitap sayfasıdır.20
Bir ordunun savunma ana fikrini ve harekat tasarısını hazırlamak, ayaküstü yapılacak bir iş değildir. Zaman ister. En azından muharebe sahasının etüdünü, düşman durumunu ve imkan ve kabiliyetlerinin muhakemesini, Türk kuvvetlerinin durumunun ve ne yapabileceklerinin incelenmesini gerektirir. Liman Paşa, bunları ne zaman yapmıştır? Kimlere yaptırmıştır? Yanında sadece Kurmay Başkanı vardır, henüz karargahı gelmemiştir.21 Araziyi incelememiştir, Türk kuvvetlerini görmemiştir. Uygulanan savunma düzenini incelememiştir.
Bu bilgiler çok açık olarak gösteriyor ki, Liman Paşa daha Gelibolu’ya gelmeden, Alman niyetini gerçekleştirecek savunma düzenine karar vermiş ve bu kararla bölgeye girmiştir.
Bu durumu, Çanakkale’de Liman Paşanın karargahında görev yapan ve Alman İslah Heyetinin de üyesi olan Carl Mühlmann, kitabında üstü kapalı doğrular.
“Gelibolu’da yapılacak bir sürü iş Generali (Liman) bekliyordu. İlk iş olarak mevcut kuvvetleri ***e ve maksada elverişli bir surette tertip etmek lazımdı.”.22
Hangi ***eye, hangi maksada yönelik olarak savunma şekli değiştirilecek, bu açıklanmıyor. Ama açıklanan bir şey var. Bu iş, ilk iştir. İlk iş olduğuna ve bölgeye gelir gelmez yapılacağına ve yapıldığına göre, ilk işin kararı bölgede değil, İstanbul’da ve hatta büyük olasılıkla Berlin’de verilmiştir.
Olayların gelişiminden anlaşılıyor ki; bu kararın hazırlığı İstanbul’da masa başında yapılmış; her şey hazır olduğuna ve bir günde bir ordunun planı hazırlanamayacağına göre bu işler 5. Ordunun kurulma kararından önce yapılmış; 5. Ordunun kurulması için yoğun çaba harcayanlar ise Liman Paşa’nın açıklaması ile kendisi, Alman sefareti ve Osmanlı Donanma Komutanı Amiral Şuson23 olduğuna göre; bu karar ve hazırlığı sadece Liman Paşa tarafından değil, Alman’lar tarafından yapılmıştır.
Almanlar; Çanakkale’de bir ordu kurdurttuğuna, bu ordunun başına bir Alman geçirttiğine, daha ordu kurulmadan Çanakkale’de uygulanacak savunma şeklini belirlediklerine, bu savunma şeklinin İngiliz ve Fransızların kıyıda tutunmasına imkan verdiğine, kıyıdan atılmamak için daha fazla kuvvete gereksinim duyup bölgeye kuvvet yığmalarını sağlayacağına göre; Alman’ların Çanakkale’de niyeti daha önce açıkladığımızdır. Savunma şeklinin değiştirilmesi de, Çanakkale’yi daha kuvvetli savunmak için değil, niyetlerini gerçekleştirmek içindir.