Kitap Açıklaması

Bedenimin içindeki canı gör, sadece etimi değil.
Gözlerimin içindeki hayatı gör, sadece bakışımı değil.
Hissettiklerimi gör, sadece tepkilerimi değil.
Beni gör.

Derinliğimde boğulmadan,
Sorularımda kaybolmadan,
Korkularında yok olmadan,
Gör Beni.

Bir fısıltıya koydum kendimi.
Kalbine soruyorum yerimi:
Başarabilir misin beni görmeyi?
Cesaretin yeter mi?
Topla cesaretini ve Gör Beni.

Birileri bizden fırtına bekliyor,
onlara gökkuşağı vermeye hazır mısınız?

(Tanıtım Bülteninden)

Gör Beni romanında 1930’lu yılların Türkiye’si yer alıyor. Romanda Ülkü, Dudu ve İlmiye karakterleri öne çıkıyor. Azra Kohen diyor ki “Selim’in ikileminde gezineceğiz.”

Okur romanda, antik zamanların bugüne benzerliklerinde gezinip, din tarihinin hayret verici gerçeklerinden çıkıp, bir devrim hikayesine tanıklık edecek.

Kitap Adı: Gör Beni-İki Devrin Hikayesi
Yazar: Akilah Azra Kohen
Yayınevi: Everest Yayınları
Sayfa Sayısı: 592

Gör Beni Özeti

Cumhuriyetin kadınları, kadınlarımız, insanımız ne kadar güçlüymüş dedirten bir aile düşünün. Onların yanında da savaşı İstanbul’da yaşayan yani hiç yaşamayan insanlar. Edebiyat dersinde anlatılan eski yeni çatışmasından daha öte bir çatışma yaşanmış; savaşı yaşayan ve yaşamayan.

Cumhuriyetin kadınlarının tek başına verdikleri mücadele gözümüzün önünden geçiyor. Birbirlerine tutunuşlarını, zamanında taş üstünde taş kalmamış dünyalarından nasıl küllerinden doğduklarını, yaralarını nasıl ‘cumhuriyet kadını’ olarak sardıklarını ve saracaklarını okuyoruz. Çünkü bu kitap bir serinin başlangıç kitabı. Bir mahşere kafa tutuşun kitabı, haklı bir kafa tutuşun yani Ülkü’nün.

En iyi eğitim okullarda mı alınır diye sordurtuyor kitap. Çünkü savaşın kızı var karşımızda; Ülkü.ve bir de sadrazamın oğlu olan Selim duruyor diğer köşede. En iyi okullarda okumuş, dünyanın tüm nimetlerinden yararlanmış bir şekilde karşımıza çıkıyor. Osmanlı’yı tekrar canlandırma düşüncesiyle yanıp kavruluyor olsa da kitap boyunca düşünen insanın evrilişini görüyoruz. Bu evrilişin bir aşaması da aşk. Aşkın adı Ülkü, Ülkü’nün adı aşk. İlk görüşte olan. Ama arada kültür farkı, zenginlik ve fakirlik, savaşı yaşamanın hayat bilgisi ve öğretileri, düşünce sistemi var olsa dahi aşk birbirini daha iyiye götürecek adımları atmak olduğu için bu aşk dansında iki tarafta birbirine karşı koyamadı koyamazdı da zaten. Ülkü ise savaşla donatılmış, tüm nimetlerden arınmış, tek varlığı ailesi ve atı Yakışıklı. Sürekli erkek kıyafetleriyle kamufle olmaya çalışan ama gözleri yaşanmışlıkla, bilgi ve zarafetle parıldayan Ülkü. Cumhuriyetin kıymetini en iyi bilen Ülkü. Bedeller ödeyen, canlar veren ancak bilebilir bunu, değerini tartacak bir değer vermiş olan insan kaybedemez kazandığını.

Eskinin aşkları ne güzelmiş diyorsun. Ama her dönemin kendi içinde kötülükleri de var. Gör Beni insanı araştırmaya sevk eden bir kitap. Tarihi Çanakkale Savaşı’nda ölen oğlunun anısı için İstanbul’a gelen profesörden dinliyorsun. 2000 yıl önceden çok da farkımız yokmuş dedirtiyor. Ve kimi zaman da İngiliz ajanların ağzından dinliyoruz cumhuriyetin hikayesini.

Kitapta her biri ayrı şekilde ele alınması gereken karakterler var. Her biri farklı bir fırtınayla mücadele ediyor. Birinin fırtınası diğerinin güneşi oluyor zaman zaman. Ülkü ve Selim zıtların, farklılıkların doğurduğu bir çekim adeta. Bilginin de bir çekime sahip olduğunu İlmiye ve Orhan’da keşfediyoruz. Aynı okula giden bu iki genç profesörün akıttığı bilgiyle dünyaları zenginleşirken o güne kadar onlara anlatılan hikayeler üzerine düşünen iki berrak zihin. Orhan bize, bilginin savaşarak öğrenildiğini ve eski bilgiyi yendiğin zaman gerçek bilginin anlam kazandığını öğretiyor. Aslında bu kitap o kadar çok şey öğretiyor ki beklenmedik bir performans sergiliyor. İnsana çok iyi araştırılarak yazılmış bilgiyi sunuyor. Ancak yine de teyit etmekte çok önemli. Her zaman tarih değiştirilebilir. Tarihin değiştirilirse kültür, insani değerlerin değişir. Atalarının yaşanmış yargılarını unutup yeni yargılar için hatalar yapmaya meyil edersin. Zamanında tarihi değiştirilmiş toplumlardan da bahsediliyor. Günümüzde bu toplumların nasıl, nerede, ne yaptıklarını eş zamanlı olarak deneyimleyebiliyoruz; yasalarında, yaşantılarında ve kadınının duruşunda.

Size bir önerim var bu kitabı altını çizerek değil sayfalarını kıvırarak okuyun. Çünkü etkilendiğiniz cümlenin büyüsüne kapılmanızı o sayfa değil sadece o bölüm hatta bu kitap başardı. Tüm sayfaları kıvırmanız gerekiyor bazen ama geceler boyu arkadaşlık edecek olan arkadaşınıza biraz da siz anı bırakın. Çünkü yolda yürürken bile adımlarınızda onun izini hissedeceksiniz. Kimi zaman Selim’in annesinin kibrinin işe yaramadığını, kimi zamanda abla Ayşe’nin geceler boyu hırsla bıkmadan elbise dikmesini ve bazen de kalbinizde hissedeceksiniz Selim ile Ülkü’nün saf aşkını. Adım adım içselleştireceğiniz bir kitap. Unutmayın ki en çok içinize işleyen kısım aslında sizsinizdir. Çünkü insan ancak kendisini ve kendisine benzeyeni seçiyor bu dünyada.

Gör Beni Konusu

Fi, Çi, Pi kitap üçlemesinin yazarı olan Akilah Azra Kohen yeni kitabı Gör Beni İki Devrin Hikâyesi ile oldukça detaylı bir kitap yazmıştır. “Doğru daima doğrudur, ta ki birileri onun yanlış olduğunu kanıtlayana kadar ve tarih doğru sanılan yanlışlarla doludur,” der yazar.

Bu kitabındaki karakterlerin gerçek kişileri yansıtsa da tarihin farklı kesimlerindeki yaşanmışlıklara, anlamlara hizmet edebilmesi için hikâyenin içinde zaman kayması olduğunu belirtmiştir. Yani öykünün kronolojik olmadığını söylemiştir. Kitapta yer yer görsel kanıtlara, önerilen müziklere ve uzun açıklamalara da yer verilmiştir.

Hikâye Cumhuriyet’in hemen sonrasındaki yıllardan başlar. Osmanlı İmparatorluğu artık Türkiye Cumhuriyeti olmuştur. Bu durumu Selim, vatanın delirdiği, cahillerin ele geçirdiği, geleceğin kayıp gittiği şeklinde yorumlar. Hele kadınlar! Osmanlı’nın kadınları açılıp saçılacaktır. O, bir Osmanlı torunudur ve bu durumu kabul edemez. Bunun için Selim gibi düşünenler ve Cumhuriyeti kabul edenler arasında kıyasıya bir mücadele vardır.

Diğer tarafta iki kardeş olan İlmiye ve Ali vardır. Kurulan ilk Cumhuriyet sınıflarında derslere başlarlar. Profesör Fred, dinler tarihinin en eski zamanlarına gidip kutsal kitap inen ilk din olan Yahudilikten derslere başlar. Tabi ki bu öğretiyi zaman zaman Hıristiyanlığa ve Müslümanlığa değinerek anlatır. Fred’in anlattığı dersler boyunca laf lafı açar daha doğrusu bilgi bilgiyi. Bu bilgiler okuyanı hem şaşırtır hem de eksik kalan yanları tamamlamak için çok iyi bir fırsat oluşturur.

Sınıfın en küçüğü Ali’dir ancak o kadar akıllıdır ki neredeyse herkesin ağzını açık bırakacak soruları ile ünlüdür. İlmiye’nin de ondan aşağı kalır yanı yoktur. Hem soruları hem sahip olduğu bilgileri ile profesörle birlikte sınıfın tamamını etkiler. En başından beri zıtlaştığı bir diğer çocukta Orhan’dır. İlk dakikadan itibaren birbirlerini fark ederler, fikir ayrılıkları vardır. Aliler Aydın’ın Efeler köyünden gelmiştir, Orhan ise İstanbulludur. Aslında Orhan sadece İlmiye’ye karşı değil Fred’ e karşı da oldukça terstir. Özellikle Müslümanlık dışında diğer dinlerden bahsedilmesi yüzünden sürekli gerginlik yaratır. Fakat sınıftaki derviş zaman zaman ortamı sakinleştirir.

Bir gün Selim bir at üstünde hayatla yarışan, bakmamak için günah saydığı, Cumhuriyet’e uygun kızın gözlerini aklına kazır. Bir süre sonra o kızın komşuları olduğunu öğrenir. İki kız kardeş olan Ayşe ve Ülkü Selim’in komşularıdır. Selim Ülkü’den çok etkilense de onun basit bir köylü, fakir bir kız olduğu düşüncesiyle gelgitler yaşar uzunca bir süre. Ülkü’ye göre de zenginlik içinde çabadan tamamen uzaklaşmış, anlamsız hayatına eğlence arayan züppeden öte değildir süslü ve yakışıklı Selim. Ancak kaderden kaçılmazdı ya da aşktan…

Selim’in varlığı kalbindeki ağırlığıydı. Ülkü kaçabildiği kadar kaçmak istiyordu ondan çünkü ona göre Selim, evli bir kadınla ilişkiye girebilecek kadar ahlaksız, Atatürk’ün ilke ve inkılaplarını anlamayacak kadar vizyonsuz, bir padişaha kul olabilecek kadar kimliksizdi. Öyle bir an gelmişti ki bir balo salonunda Selim’in kollarında dans ederken bulmuştu kendini. Ve tüm salonun izlediği bir kadınla adamın dansı değildi, o an gerçekleşen aşkın dansıydı. Bu sahneye şahit olanlardan biri de Ülkü’nün evli kadın diye bahsettiği Melek’ti. Öyle nefret doluydu ki yüreği… Nefretini biriktiren bir diğer isimde Ülkü’yü deli gibi isteyen Robert idi. Robert, Selim’e olan öfkesini yönlendirecek kişi olarak, aynı baloda tanıştığı Profesör Fred’ i seçmişti…

Kitap boyunca tıpkı Ülkü ve Selim gibi İlmiye ve Orhan’ın da birbirinden kaçtıkça yaklaştıkları aşklarına tanıklık edilir. Sümerler, Enoch’un Kitabı, Afganistan Tarihi, Hindistan Tarihi, Vahabizm gibi daha nice bilgilere rastlarsınız. Özetle okuru; tutku, macera ve bilgi yüklü harika bir hikâye bekliyor.