Tüm kadınların içinde gizlice yaşayan bir erkek vardır. Hayır hayır, hayallerinizde yaşattığınız O erkekten bahsetmiyorum. Sizin varlığınızı yansıtan gizli erkek benliğinizden bahsediyorum. Bu erkek, ataerkil sistem tarafından hiç çaktırmadan gizlice sizin içinize yerleştirilmiş nöbetçi bir erkektir. Hani yanınızda kontrol eden bir erkek bulunmadığında, dişi tarafınızı dizginlesin, tabuları hatırlatsın, namusunuzu beklesin, baskı yapsın diye nöbetçi bırakılan….

Hiç şaşkınlık yaşamayın, dönün bir bakın içinize, o erkeği bulacaksınız kesinlikle… Dalın bakalım şöyle bir derine doğru, aşağıya daha aşağıya bakın. Kontrolü bırakmak istemeyen yanlarınıza, dişiliğinizi baskılayan, kuralları kesin tutan çatışmacı taraflarınıza doğru…

Buldunuz mu? Güzel… Tanışın onunla, onun adı Antik Erkek…

Hadi itiraf edin şimdi, Dişiliğinizi baskılayan deyince, aklınıza cinsellik geldi…

Efendim; dişiliğiniz sadece cinselliğinizden ibaret değildir. Kabul eden, izin veren, sevgi ve şefkatle saran, bütüncül gören, subjektif değil, objektif olan yanınızdır dişiliğiniz…

Başka bir tarifle; koşulsuz sevgidir dişi yanınız.

Ataerkil düzen, sadece erkeklerin iktidar oluşunu değil, erkil düzenin belirleyici olduğu sistemi ifade eder. Siz bir kadın olarak da ataerkil sistemin yürütücüsü oldunuz binlerce yıldır. Farkındasınız ya da değilsiniz ama gerçek budur..

Ataerkil kültürde, eril enerjileri dişi sistemi desteklemek ve ifade etmek için değil, bastırmak ve kontrol etmek için kullanırız. Kadın ya da erkek olalım; içimizde her şeyi kurala bağlayan, sıralayan, analiz eden, yargılayan, koşullayan, sınırlayan yanımız vardır. Bu yanımız; sezgisel, sevgisel, kabulsel, bütünsel yanımızı sürekli baskı altında tutar. Bu baskıcı kontrolcülük bir gelenek olarak nesilden nesile devam eder.

Bu geleneksel kullanım eylemine, Antik Erkek adını veririz. Antik Erkek; erkeklerde daha belirgin olarak dışarıdadır. Kadınlarda daha ince detayla yerleşmiş olarak içeride, daha derinlerdedir. Antik erkek, kontrolü elinden bırakmak istemeyen yanımızdır. Dişi yanımızdan korkar ve evrenin gücüne teslim olmak istemez. Bireysel kimliğini kaybetmekten korkan bu yanımız her ne pahasına olursa olsun direnir, bireyselliğe ve ayrılığa tutunur. Bu yüzden de dişil yanımızın birliğe ve tek olmaya giden gücünü engeller.

İlginç olan durum şu ki; özellikle ülkemizde kadınların içinde bulunan gizli ataerkil ses, nedense kraldan çok kralcıdır çok iyi bilirsiniz.

Bir kayınvalidenin gelinine ya da annenin kendi kızına, aynı ortamları paylaşan dişilerin birbirine uyguladığı eril baskı, kadının içinde bulunan gizli Antik Erkeğe en güzel örnektir. En yoğun baskıyı kendi hemcinsine uygulayan dişidir. Bir erkekte bu hemcins baskısı, çok görülen bir eylem değildir.

Eril enerji, ustaca kendi elini kirletmeden bu görevi de dişi bedenli bir varlığın üzerine yıkmıştır. Dişiyi dişiye kırdırtır ataerkil sistem. Erkeğin kendisinden daha katı bir uygulayıcı olan dişi varlık, eylemsel bir maşa olarak kullanılır. Dişi varlık ise kullanıldığının farkına bile varmadan gönüllü olarak antik erkek rolünü oynar. Kızına, gelinine ve toplumdaki diğer dişilere karşı en acımasız yargılayıcı ve cezalandırıcı olan yine dişidir ne yazık ki…

Neden?
İnsan sürekli ve sürekli kendini tamamlama ihtiyacı ile yaşar. Bu tamamlanma ihtiyacı, maddesel ve dışarıdan gelen koşullarda aranır. İşte, eşte, eşyada, başarıda aranan tamamlanma ihtiyacının başvuru yönü hep dışarıya doğrudur. Oysa….

O tamamlanmanın sırrı çok da basittir. Kendi içindeki dişil-eril yanın dengesidir gerçek tamamlanma. Bedendeki sinir ve beyin sistemlerini incelediğinizde bulursunuz bu dişi ve erilin denge kanallarını. Örneğin sağ burun kanalınız eril sistemi, sol burun kanalınız dişil sistemi oksijenlendirir. Dişil sistem manyetik, eril sistem elektriktir. Manyetik ve elektrik özelliklerini düşündüğünüzde basitçe algılarsınız aslında bu sırrı. Elektrik; düz-lineer-sıralı akar, manyetik ise küresel yayılımlıdır. Bütünsel dengeyi amaçlayanlar, her şeyi bu basit sır ile düşündüğünde çözümleri de kolay bulurlar.

İnsan da; erkek ya da dişi, kendisi için amaçladığı bu dengeyi, bedeninin üzerinden kolayca yakalayabilir. Çünkü her erkeğin içinde bir dişi, her dişinin içinde bir erkek vardır. İkisi birbiri ile barışır ve elele çalışırsa bütünleşme gerçekleşir.

Ataerkil sistem, bu bütünleşmeye engel olmak için tüm kozlarını kullanır. Bedeniyle dişi olan varlıklar, en kolay kullanım araçlarıdır eril sistemin.

Çünkü klasik dişi varlık, kendisinin ulaşamadığı tek ve tam olma halinin, kendisinden sonra gelen bir dişi tarafından başarılmasını da engellemeye çalışır nedense. Bu özellik, güya dişil diye tanımlanan ama aslında eril sistemle açıklanan bir kıskançlık duygusudur. Gerçek dişi özellik, kıskanma ve rekabet duygusundan arınmıştır. “Ana” diye tanımlanan gerçek dişi enerji, her koşulda kucaklar çünkü… Kıskanan dişi, cinselliğin eril kıskacındadır. Hiç itiraz etmeyin, rekabet duygusu her koşulda erildir…

Ataerkil toplumdaki erkek, içinde bir dişi taşıdığından habersizdir. Çünkü dişi olmak aşağıda olmaktır ona göre. Dişi; eksiktir, kusurludur, acizdir, güçsüzdür, günaha sebebiyet verendir. Geleneksel ve ataerkil erke bu katı inançlar yüzünden içindeki dişiyi sürekli bastırır. Bu bastırılma eylemi, davranışsal olarak erkeklere makine gibi ruhsuz, sert bir rol oynatır. İçindeki dişi enerjiyi kabullenmeyen ve bastıran erkek tamamen kontrollü ve baskıcı olmayı öğrenir. Bu baskıyı da kadınlara karşı kullanır. Çünkü dişinin dişi halleri ona; kendi içinde bastırdığı bu gücünü hatırlatır.

Erkek kendi içindeki dâhili gücü (dişil gücü) kestiği için kendisini yalnız hisseder. Bu yalnızlığını da güçlü görünmeye çalışarak, kaba tabirle maçolaşarak eyleme dönüştürür, yani patlatır. Geleneksel erkeğin içinde kendisini umutsuzca duyurmaya çalışan çaresiz bir dişi ses vardır. Dışarıdan dağılmaz kaya gibi görünen erkeklerin enteresan duyarlılık sahibi olduğuna çok kez rastlarız. Ortaya çıkmak için ölümcül son noktalara varılması gerekebilir ve şaşırtıcı gelen bu durum çok sıradan bir bastırılmışlığın eseridir..

Geleneksel dişi rolündeki kadın da, eril enerjisini dişi gücünü inkâr etmek ve bastırmak için kullanır. Bu onu çaresiz ve erkeğe yaşamsal olarak bağımlı kılar. Gücünü dalavere ile kullanmayı deneyebilir, bunu yapacak ayrıntıcı ve oyuncu olan keskin bir zekâya sahiptir. Ne kadar güçlü olduğunu öğrenirse erkeğin onu terk edeceğinden korktuğundan, gücünü dikkatle saklayabilir, hatta kendinden bile! Kendisini geleneksel olarak bu şekilde ifade eden kadının içinde onu bastıran maço ve antik bir erkek vardır. Kadın, bu erkek kişiliğini yansıtan ve kendisine karşı davranışlarında ortaya koyan erkekleri çekme eğilimindedir. Bu davranış, sürekli kendisine acı çektiren maço modelleri kadının hayatına taşır.

Geleneksel maço erkek ise, öz imajı zayıf, yapışkan, muhtaç, gücünü dalavere ile kullanan, cilveli, ayartıcı kadınları hayatına çeker. Bu kadınlar, kendi içlerindeki güvensizlik ve saygısızlıklarıyla, erkeğin kendi içindeki bastırılmış dişil yönlerine olan güven ve saygı eksikliğinin yansıtıcısıdırlar.

Birbirini artı- eksi gibi tamamladığı zannedilen bu antik dişi-eril tablolar, ne yazık ki mutluluğun, bütünlenmenin ve yaratımın tabloları değildir. Bastırılmış her iki enerjinin kontrolsüz patlamalarıyla şekillenen bu tabloda Yin-Yang döngüsü, sallana sallana hem de ters tarafa dönmektedir. Doğal, ahenkli ritminin güzelliğinden uzak bu sallantının sarsıntıları, tüm dünyayı kötü bir kaderin (yörüngenin) içinde döndürmektedir.

Milyarlarca insan mutsuzluğun pençesinde, suratlarına taktıkları sahte maskelerin ardında boşa ömür tüketip, hem kendilerini hem tüm dünyayı kandırmaya devam ediyor.

Uyanma vakti gelmedi mi hala sizce?

İçinizdeki Karşı Cinsi Aynanıza Yansıtın
Dışımızda yaşadığımız her şey, içimizde yarattığımız şeylerin yansımasıdır. Evrenin temel kanunu budur. Bir aynaya bakarak yaşıyor ve gerçekliğimizi oluşturuyoruz.

Aynaya bakın ve bir kadınsanız, içinizdeki güçlü, eylemci erkeği de görün.

Bir erkekseniz, çatık kaşlarınızın altındaki gözlerde şefkatli ve sezgili bakışı keşfedin.

Kadın ya da erkek hangi tarafta olursanız olun, kendinize sevilmek istediğiniz gibi davranın. Bir kadınsanız, içinizde sizi seven, şımartan, koruyan, eylem gerçekleştiren, dayanıklı bir erkek yaratın.

Bir erkekseniz, yumuşak, sıcak, sevecen, çekici, sezgili, tek ve tam olma yöntemlerini bilen dişil diğer bir yan taşıyın. Ne kadın bedeninde eylemci, güçlü, koruyucu erkek olmaktan korkup utanın, ne erkek bedeninde dişil yumuşaklığı, sezgiyi ve cazibeyi var etmekten çekinin. Ancak kendi içinizdeki kutupları birbiri ile dengelediğinizde, başka bir bütün ile birlikte evrenin bilgeliğine ulaşabilirsiniz.

Haydi kadınlar, bakın içinizdeki o eski Antik Erkeğe… O size ait değil, dışarıdan gizlice sizin içinize yerleştirildi. İçinizdeki güçlü, eylemci, kararlı, akıllı erkeği, dişi yanınızı ezmek için kullanmayın, dişi yanınızı onurlandıran, destekleyen, besleyen dengeyle eşlik eden bir erkeğe dönüştürün. İkincil olarak kendi cinsinize baskı yapmayı bırakın. Kızınız, arkadaşınız, kardeşiniz, yoldaşınız olan dişileri rakibiniz olarak görmekten vazgeçin… Onların namus, doğruluk bekçisi siz olmayın. Önce siz içinizdeki Antik erkeğe yol verin gitsin. Göreceksiniz dışarıdaki maçolar da değişecek…