HİCRİ 10.ASIR ALİMLERİ

ZEKERİYYA ENSARİ


Şafii mezhebi fıkıh alimi ve evliyanın büyüklerinden. İsmi, Zekeriyya bin Muhammed bin Ahmed bin Zekeriyya’dır. Künyesi Ebu Yahya, nisbeti Ensari olup, lakabı Zeynüddin’dir. 826 (m. 1423) senesinde Senike’de doğdu. 926 (m. 1520) senesinde Kahire’de vefat etti. Karafe mezarlığında, İmam-ı Şafii’nin türbesinin tam karşısına defnedildi.

Rebi İbni Abdullah, Sülemi’den Zekeriyya Ensari’nin ilim öğrenmeye başlamasını şöyle anlattı: “Birgün Zekeriyya Ensari’nin doğum yeri olan Senike’de bulunuyordum. Bu sırada, kendisine yardım edilmesini isteyen bir kadın gördüm. Kocası ölmüş, çocuğu yetim kalmıştı. Şehrin valisi çocuğu yakalayıp, saka kuşu avlamaya gönderecekti. Ben, kadının oğlunu, valinin elinden kurtardım ve kadına; “Eğer oğlunun böyle durumlara düşmesinden kurtulmasını istiyorsan, oğlunu bırak Cami-ül-Ezher’de okusun, ilim ile meşgul olsun” dedim. Kadın, oğlunun bu durumdan kurtulması için, onu bana teslim etti. Onu alıp Cami-ül-Ezher’e götürdüm. Orada ilim ile meşgul olup çok derin bir alim oldu. Bu çocuk Zekeriyya Ensari idi. Bu Allahü tealanın dilediğine ihsan buyurduğu bir lütuftur. Allahü teala büyük ihsan sahibidir.”

Zekeriyya Ensari, bütün ilimleri öğrenip, hepsinde mütehassıs oldu. Kıraat ilmini; İmam-ı Rıhle, Zeynüddin Ebu Nu’aym Rıdvan bin Muhammed Akabi, Nureddin Ali bin Muhammed, Zeynüddin Tahir bin Muhammed’den öğrendi. Akabi’den, “Şatibiyye” ve “Raiyye” adlı eserleri okudu. Fıkıh ilmini; Şeyhülislam İbn-i Hacer-i Askalani, Şerefüddin Musa bin Ahmed Sübki, Şemsüddin Muhammed bin Ali Bedişi, Şihabüddin Ebu Abbas Ahmed bin Receb el-Kahiri, Kadı Şihabüddin Ahmed bin Muhammed Gazzi, Şemsüddin Muhammed bin Muhammed Hicazi ve Şemsüddin Muhammed bin İsmail el-Vani’den öğrendi. Ebu İshak Salihi’den, İmam-ı Nevevi’nin “Kitab-üt-tibyan fi adabı hamalet-il-Kur’an” isimli eserini okudu. Arabi ilimleri, usul-i fıkıh ve çeşitli akli ilimeri, Şeyhülislam İbn-i Hacer, Muhyiddin Kafiyeci, Takiyyüddin Haskefi ve daha başka alimlerden tahsil etti. İbn-i Hacer-i Askalani’den, İbn-i Seyyid-in- Nas’ın “Siret-i Nebiyye” isimli eserini, İbn-i Mace’nin Sünen’ini ve birçok eserleri dinledi. Ebu Nu’aym Rıdvan Akabi’den; İmam-ı Şafii’nin Müsned’ini, Sahih-i Müslim’i, Nesai’nin Sünen-i Sagir’ini okudu ve Tahavi’nin Mean-ül-Asar şerhini ve birçok eseri, Ebu İshak İbrahim bin Sadaka’dan Sahih-i Buhari’yi dinledi. Yüzelliden fazla alimden icazet (diploma) aldı. Ebu Abbas Ahmed bin Ali Enkavi, Ebü’l-Feth Muhammed bin Ebi Ahmed Gazzi, Ebu Hafs Ömer bin Ali Nebtiti, Ahmed İbni Fakih Ali Dimyati, Zeynüddin Ebü’l-Ferec Abdurrahman bin Ali Temimi’den tasavvuf yolunu öğrendi ve icazet aldı. Tasavvufta Muhammed Gamri’nin sohbetlerinden de çok istifade etti. Yanında kırk gün kalarak Muhammed Gamri’nin yazmış olduğu Kavaid-üs-sufiyye kitabını tamamen okudu.

Zekeriyya Ensari; hadis, fıkıh, tefsir, akli ve nakli ilimleri tahsil ederek çok derin alim oldu. Bu yüzden her beldeden ilim talibleri, ders almak için onun yanına geldiler. Allahü teala onun ömrünü uzun eyledi. Zekeriyya Ensari’ye, talebelerinin ve onların talebelerinin şeyhülislam olduğunu görmek nasib oldu. Zekeriyya Ensari’den ilim öğrenmiş olan büyük alimlerden ba’zıları şunlardır: Cemalüddin Abdullah Sufi, Nureddin Mahalli, İmam Mecli, Fakih Ümeyre Berlisi, Kemalüddin İbni Hamza Dımeşki, Behauddin Fasi, Haleb bölgesi müftisi Bedrüddin İbni Süyufi, Şihabüddin Hımsi, Bedrüddin Alai el-Hanefi, Şemsüddin Şibli, Abdülvehhab-ı Şa’rani, Şihabüddin Remli, Şemsüddin Remli, Şihabüddin İbni Hacer Heytemi, Salih Cemalüddin Yusuf, Şemsüddin Hatib Şirbini el-Mısri, Allame Nureddin Nesefi el-Mısri ve başka birçok alim.

İbn-i Hacer-i Heytemi, onun hakkında Mu’cem adlı eserinde şöyle yazmaktadır “Zekeriyya Ensari ilmi ile amel eden, Peygamberimize varis olan ve kendisinden rivayette bulunduğum, istifade ettiğim alimlerin en büyüklerindendir. Zekeriyya Ensari, Allahü tealanın insanlara bir lütfudur. Şafii mezhebinin en büyük alimlerinden olup, ortaya çıkan müşkilleri çok güzel hallederdi. O, zamanının, kendisine müracaat edilme hususunda bir tanesi idi. Asrında, gerek şifahi, gerek bir vasıta ile ondan ilim almıyan hiç kimse yoktur. Onun talebeleri çok idi.”

Talebesi Alai de onun hakkında şöyle demektedir; “Hocam Zekeriyya Ensari şerefli olarak yaşadı. Herkesle iyi geçinirdi. Kadı’l-kudat olmadan önce günlük kazancı üçbin dirhem idi. Çok kıymetli kitaplar topladı. Sohbetlerinden ve sözlerinden çok istifade edildi. Gece-gündüz ilim ve amelle meşgul oldu. Yaşı çok ilerlemiş olmasına rağmen Sahih-i Buhari’yi şerh edip, daha önce yapılmış olan on şerhi de, kendi yazdığı şerhde topladı. Beydavi tefsirine haşiye yazdı. Okudukları kitaplardan güzel ve mühim mevzuları yazıp getirenlere mükafat verirdi. Zekeriyya Ensari çok hayır yapardı. Kendisinden yaşça ve ilimce küçük olan birisi ona emr-i ma’rufta bulunsa bile, onu kabul ederdi. Ömrünü asla zayi etmedi. Her fazilet sahibi kimseyi hased eden olduğu gibi, onu da hased edenler vardı.”

Şa’rani şöyle anlatır: “Zekeriyya Ensari’nin, salih ve veli bir zat olarak şöhret bulması, Sultan Hoşkadem zamanında olmuştur. Birgün Sultan, Zekeriyya Ensari’yi ziyaret etti. Bundan sonra herkes Zekeriyya Ensari’yi ziyarete koştu. Zekeriyya Ensari’nin şöhreti her tarafa yayıldı.

Sultan Kayıtbay, Zekeriyya Ensari’yi Kadı’l-kudat yapmak istedi. O, bu görevi kabul etmedi. Ancak çok fazla ısrarlara dayanamayarak, isteksiz olarak kabul etti. Bir süre sonra sultanın yaptığı bir haksızlığı, açıkça söylediği ve bundan menettiği için bu vazifeden alındı. Zekeriyya Ensari, Kadı’l-kudat olduğu için çok üzülürdü. Şa’rani bu durumu şöyle anlattı: Birgün bana, Zekeriyya Ensari; “Hata ettim” dedi. Ben nede hata ettiğini sorunca; “Kadılığı kabul etmekde. Çünkü ben daha önce herkesin gözünden uzak, kendi halimde yaşıyordum” dedi. Bunun üzerine ben; “Efendi! Evliyadan olan bir zattan işittim, şöyle buyurmuştu: “Veli bir zatın kadılık vazifesine ta’yin edilmesi, insanlar arasında iyiliği, zühdü, vera’ı, keşf ve kerametleri yayılınca onun halini setreder, onu perdeler.” dedim. Bunun üzerine Zekeriyya Ensari; “Evladım! Elhamdülillah benim bu husustaki üzüntümü hafiflettin” buyurdu.

Kendisi şöyle anlattı: “Ben uzak yerden Cami-ül-Ezher’e bir zat tarafından getirilmiştim. Daha çok genç idim. Burada dünya işlerinden uzak olarak, kalbimi mahlukattan birisine bağlamadan, sadece ilim ile meşgul oluyordum. Çok defa acıktığım zaman, bulduğum karpuz, kavun artıklarını yıkıyarak yerdim. Senelerce böyle devam ettim. Sonra Allahü teala bana veli kullarından birisini gönderdi. O, benim, yiyecek, içecek ve kitap gibi bütün ihtiyaçlarımı karşılıyordu. Bana; “Ey Zekeriyya! Benden hiçbir şeyini gizleme” derdi. Birkaç sene böyle devam etti. Bir gece herkes uyurken beni uyandırıp; “Kalk ve benimle gel!” dedi. Beni, Cami-ül-Ezher’deki vikade merdivenine götürdü. Oraya vardığımız zaman bana; “Kürsüye çık” dedi. Son merdivene kadar çıkıp inmemi istedi. Ben onun isteğini yaptıktan sonra; “Senin akranların vefat edecek, fakat sen yaşıyacaksın. Kadrin ve kıymetin çok yüksek olacak. Kadı’l-kudat’lık yapacaksın. Daha sen hayatta iken talebelerin Şeyhülislam olacak. Sonunda gözlerin görmeyecek” dedi. Ben ona; “Gözlerim mutlaka görmiyecek mi?” diye sorunca; “Evet görmiyecek” diyerek ortadan kayboldu. Bir daha o zatı görmedim.”

Medrese-i Zeyniyye açıldığı gün imamlığı Zekeriyya Ensari’ye teklif edildi, önce kabul etmedi. Meşhur alim Kayati ile istişare ettikten sonra bu görevi kabul etti. Daha sonra Sultan Zahir Hoşkadem, Zekeriyya Ensari’yi sahrada yaptırdığı bir medreseye, ilk açıldığı gün müderris olarak ta’yin etti. İbn-i Mülakkın’ın vefatından sonra, Sabikiyye Medresesi’nde fıkıh müderrisi oldu.

Abdülvehhab-ı Şa’rani, Tabakat-ül-Kübra’sında şöyle yazmaktadır: “Zekeriyya Ensari, ilimde akranları arasında yüksek mertebeye ulaştı. Behce üzerine yaptığı şerhi, hocasının yanında elliyedi defa okudu. Vaktini ders okutmak, kitap mütalaa etmek, fetva vermek, eser yazmak, kadılık ve mühim vazifelerle meşgul olmak suretiyle geçirirdi. Faidesiz işlerle hiç meşgul olmazdı. Vakar sahibi idi. Çok heybetli idi. Yaşı yüze yaklaştığı halde çok namaz kılardı. “Hasta bile olsam nefsimi tenbelliğe alıştırmam” derdi. Birisi Zekeriyya Ensari’ye bir mevzu anlatırken, lüzumsuz yere uzattığı zaman; “Acele et, vaktimi zayi ediyorsun” derdi. Devamlı Allahü tealanın zikri ile meşgul olurdu. Bir ekmeğin üçtebirinden fazla yemezdi. Sadece Sa’id-üs-sü’ada dergahında pişen ekmekten yerdi. “Orayı yaptıran sultan salih olduğu için, orasının ekmeğini yiyorum” derdi. Gizli olarak çok sadaka verirdi. Sadakayı gizli olarak vermeye çok dikkat ederdi. Bu yüzden herkes onun az sadaka verdiğini sanırdı. Gözlerine hastalık gelip kapandıktan sonra, birisi ondan birşey istemeye geldiği zaman, yanında kimse olup olmadığını sorar, yanında kimse yoksa sadaka verirdi. Yanında kimse olduğu zaman yanındakine; “Kapıda birşey istiyene, başka zaman gelmesini söyle” derdi.

Zekeriyya Ensari’nin menkıbelerinden ba’zıları şunlardır:

Kendisi anlatır: “Birgün Hızır aleyhisselam, hocam Ali Darir Nebtiti ile beraber bulunuyorlardı. Hocam Ali Darir, Hızır aleyhisselam’a asrın alimlerini ve benim onlardan olup olmadığımı sorunca; “Evet onlardandır. Fakat onda iyi olmayan bir husus var” dedi. Fakat bunu açıklamadı. Ben hocama, Hızır aleyhisselamı bir dahaki sefer gördüğünde, o bende bulunan hoş olmıyan şeyin ne olduğunu sormasını, bundan tövbe etmek istediğimi söyledim. Hızır aleyhisselam hocamın yanına geldiği zaman, hocam Hızır aleyhisselama benim hoşa gitmeyen durumumu sorunca, o da şöyle cevap vermiş: “Valilere bir husus için mektup yazdığında, mektubu götüren şahsa, bu mektubun Şeyh Zekeriyya’dan geldiğini söyle diyor. Kendisine Şeyh diyor.” Bunun üzerine o günden sonra bu kelimeyi ağzıma almadım. O günden sonra valilere bir mektup göndereceğim zaman mektubu götürene; “Valiye, size bu mektubu fakirlerin hizmetçisi Zekeriyya gönderdi” demesini söylerdim.”

Şa’rani’nin babası şöyle anlattı: “Sultan Gavri’nin yaptığı hatalı bir iş sebebiyle, Zekeriyya Ensari saraya gitmek için yola çıktı. Bunu işiten Sultan Gavri sarayın kapılarını iyice kapattı ve zincirlerle bağlanmasını emretti. Zekeriyya Ensari bineğine binmiş olarak geldi. Elinde bulunan defteri kapının üzerinde bulunan zincire vurdu. Zincir derhal parçalanarak açıldı. Zekeriyya Ensari yanındakilerle beraber saraya girdi. Sultana uzun uzun nasihatta bulundu. Sultan yaptıklarına pişman olarak tövbe etti ve Zekeriyya Ensari’den özür diledi.”

İbn-i Şemma şöyle anlatır: “Hocam Zekeriyya Ensari ile ilk karşılaştığımda bana ismimi sordu. İsmimin Ömer olduğunu söyledim. Bunun üzerine şöyle dedi: “Efendim ben Ömer bin Hattab’ı ( radıyallahü anh ) çok seviyorum. İsmi Ömer olanları da seviyorum. Bir gece rü’yamda Ömer bin Hattab’ı ( radıyallahü anh ) gördüm, uzun boylu idi. Ömer bin Hattab ( radıyallahü anh ) bana iltifat edici sözler söyledi. Uykudan uyanınca bu sözlerin lezzetini kendimde hissettim.”

Kendisi şöyle anlatır: “Birgün Muhammed Gamri’nin yanına girdim. Odada yalnız idi. Odaya girdiğim zaman Muhammed Gamri’nin yedi gözü olduğunu gördüm. Buna çok şaşırdım. O zaman Muhammed Gamri bana; “Ey Zekeriyya! insan kemale erince dünyadaki kıtaların sayısınca gözü olur” buyurdu.

Yine kendisi anlatır: “Ben küçüklüğümden beri tasavvuf yolunda bulunanları sever, onların meclislerine giderdim. Akranlarım bana, fıkıh ilminde onlardan sana bir fayda gelmez diyorlardı. Zira ben, fıkha dair eserleri mütalaa ediyordum, ilimle meşgul olup, Allahü tealaya hamdolsun, yükselince Behce kitabını şerhettim. Şerhi tamamlayınca, arkadaşlarım kitabın bir nüshasını okudukları zaman, benim tek başına böyle bir işi yapamayacağımı ifade eden sözler söylediler ve hayretlerini belirttiler.”

Abdülvehhab-ı Şa’rani şöyle anlattı: “Ramazan-ı şerifin son on gününde, Zekeriyya Ensari Cami-ül-Ezher’de i’tikafta bulunurdu. Bu sırada Şamlı bir tüccar geldi. Zekeriyya Ensari’ye; “Gözlerim görmüyor, herkes, sen dua edersen, Allahü tealanın senin duanı kabul edeceğini, senin duan hürmetine gözlerimin göreceğini söylediler” dedi. Zekeriyya Ensari, Allahü tealaya onun gözlerinin görmesi için dua etti. O tüccara da; “Allahü teala duamı kabul etti. Fakat sen buradan ayrıldıktan bir süre sonra gözlerin açılacak” dedi. Tüccar kalmakta ısrar edince, Zekeriyya Ensari; “Eğer gözlerinin görmesini istiyorsan, buradan gitmen gerekiyor” dedi. Tüccar bunun üzerine oradan ayrıldı. Gazze’ye gelince gözleri açıldı. Bir mektup yazarak Zekeriyya Ensari’ye bildirdi. Zekeriyya Ensari ona cevap olarak; “Eğer Mısır’a gelirsen tekrar gözlerin kapanır” diye bir mektup yazdı. Tüccar vefat edinceye kadar Kudüs’te kaldı.”

Şöyle anlatılır: “Ömer İbni Farıd hakkında, yalan yanlış değişik sözler söylendiği günlerde, sultan bu hususta alimlerin görüşlerini kendisine bildirmelerini istedi. Zekeriyya Ensari o sırada görüştüğü İstanbullu Şeyh Muhammed’e şöyle dedi: “Tasavvuf büyüklerinin lehinde yaz. Onlara yardımcı ol. Tasavvuf büyüklerinin söyledikleri kelimelerin, tasavvuf ilminde kullandıkları ma’naları tadarak bilen kimsenin, onların şanına yakışmayacak şekilde konuşmaları caiz değildir. Çünkü velilik dairesi, keşf ve keramet üzerine kurulduğu için, aklın sahasının ötesindedir.”

Yine Abdülvehhab-ı Şa’rani şöyle anlattı: “Birgün ben Buhari şerhini mütalaa ediyordum. O sırada Zekeriyya Ensari; “Dur! Bana bu gece gördüğün rü’yayı anlat bakalım” dedi. Ben o gece rü’yamda bir gemide bulunuyordum. Geminin yelkenleri, halatları, yaygıları ve koltukları ipekten idi. İmam-ı Şafii bir koltukta oturuyordu. Zekeriyya Ensari ise İmam-ı Şafii’nin sol tarafında bulunuyordu. İmam-ı Şafii’nin elini öptüm. Gemi yoluna devam ediyordu. Gemi nihayet bir adada durdu. Adadaki ağaçların meyveleri denize doğru sarkmıştı. Rü’yamı ona anlattığım zaman; “Eğer rü’yan doğru ise, ben İmam-ı Şafii’nin kabrinin yakınında bir yerde defnedilirim” dedi. Zekeriyya Ensari vefat ettiği zaman Bab-un-nasr denilen yerde onun için kabir hazırlattılar ve oraya götürdüler. Benim bu rü’yamdan haberi olan iki kişi bana rü’yan doğru çıkmadı diyorlardı. Biz bu halde iken, Mısır’da sultanın vekili. Emin Hayri Bey’in bir habercisi geldi. Emirin rahatsız olduğunu, buraya kadar gelemeyeceğini, Emirin cenaze namazına iştirak edebilmesi için, Zekeriyya Ensari’nin cenazesinin Remile denilen yere götürülmesini emrettiğini söyledi. Emirin isteği yerine getirildi. Cenaze namazı kılındıktan sonra Emir, Zekeriyya Ensari’nin Karafe’de defnedilmesini emretti. Burada Necmüddin Cenüşani’nin yanına defnedildi. Defnedildiği yer İmam-ı Şafii’nin kabrinin yakınında idi ve onun yüzünün karşısına rastlıyordu.”

Abdülvehhab-ı Şa’rani şöyle anlatır: “Birgün şeriflerden olan bir zat Zekeriyya Ensari’ye geldi ve ona; “Ey Efendim! Başımdan sarığımı çaldılar. Bana sarık parası ver” dedi. Zekeriyya Ensari ona çok az para verdi. Şerif olan zat bu parayı almadı ve çıkıp gitti. Ben, Zekeriyya Ensari’ye; “Bu para bir sarık almaya yeterli değildi” dedim.

Zekeriyya Ensari; “O, kalabalık bir mecliste iken gelip benden istekte bulundu. Allahü teala sadakalarımı gizli vermemi bana ma’lum etti. Bunu kimseye söylemem ve belli etmem. Şayet bu şerif bana kimsenin olmadığı bir vakitte gelmiş olsaydı, dedesi Resul-i ekremin ( aleyhisselam ) hatırı için, sarık parasıyla birlikte fazladan para da verirdim” buyurdu. Ben olaydan sonra fakir şerif ile bir yerde karşılaştım. Zekeriyya Ensari’nin söylediklerini ona söyledim. Bunun üzerine o şerif; “Şeyhülislam hazretleri geceleyin bana bir sarık gönderdi, işte o da şimdi başımdadır” dedi.

Abdülvehhab-ı Şa’rani yine şöyle anlatır: “Şeyhülislam Zekeriyya ile birlikte kitap okurken, ba’zan başına bir ağrı gelirdi. O zaman gözlerini kapatıp şöyle derdi: “İlimle şifa bulmaya niyet ettim.” Gözünü açar, başındaki ağrı ve sızı derhal geçerdi. Bana da bu duayı okumamı tenbihledi. Ben de başım ağrıdığı zaman; “İlimle şifa bulmaya niyet ettim” deyince anında başımın ağrısı geçerdi.

Zekeriyya Ensari’nin bir şiirinin tercümesi şöyledir: “İlahi! Günahım çok. Senin kapından başka gidecek kapım yok. İlahi! Ben günahkar kulunum, ne ilmim var, ne amelim. Senden başka yardımcım yok. İlahi! Hatalarımı azaltmam için bana yardım eyle. İlahi! Ben hata ve kusurlarımdan dolayı senden çok haya ediyorum, ilahi! Günahlarım yedi derya gibi pekçoktur. Fakat senin affın yanında onlar azıcık bir damla gibi kalır, ilahi! Eğer senin affının genişliğine ve kerim olduğuna dair ümidim olmasa idi, benden meydana gelen hiçbir hataya sabır ve tahammül edemezdim, ilahi, Haşimi kabilesinden olan habibin Muhammed aleyhisselamın hürmeti için, beni azabından kurtar. Çünkü ben senin azabından çok korkuyorum. Lütfunla ve güzel affın ile bana muamele eyle. Son nefeste bana lütuf ve ihsan eyle.”

Zekeriyya Ensari buyurdu ki: “Dini haya, Allahü tealanın yapılmasını yasakladığı buyrukları içinde bulunur. Kişinin bu yasakları yapmaktan duyacağı utanç, dini utançtır. Tabii veya nefsi haya ise, yapılıp yapılmamasında kişinin kendi reyine bırakılan hususlardır. Mesela kişinin kendisine yakışmayan elbise ile sokağa çıkması, şahsi ve nefsi arzulara dayanan bir çeşit utanç duygusudur.”

“Kelimenin yerini hakkıyla vermeden, o kelimeyi kullanmamalısınız. Zira söz, yayından çıkan bir oka benzer, insandan yerinde olmayan bir söz çıkarsa, insan ona mahkum, söz insana hakim olur.”

“Ey oğlum! Şunu bil ki, eski salih kişiler açlık yoluyla dillerine hakim olurlardı. Şimdi evliya olan fakirlerin elinde ve yolunda yetişmeyen kimseler, bu yolu da bir çıkmaza soktular. Ey evladım! Bu yolu ehlinden öğrenmelisin.”

“Beni kınayan bir kimse, benim tattığım zevki ve aşkı tatmış olsaydı, benimle birlikte aşık olurdu. Ne yazık ki, benim tattığımı tatmamıştır.”

“Ey insan! Dilini tut ve ona kement vur. Seni sokmasın. Çünkü o bir yılandır. Kabir, kendi dillerinin kurbanlarıyla doludur. Bu kurbanlar öyle kimselerdi ki, babayiğitler bile kendileriyle karşılaşmaktan çekinirlerdi.”

“Evliyanın sohbetlerine katılmayan ve gitmeyen bir fıkıh alimi, yenen katıksız ekmeğe benzer.”

Zekeriyya Ensari çeşitli konulara dair birçok eser yazdı. Bunlardan ba’zıları şunlardır, 1- Şerhu muhtasar-ül-Müzeni, 2- Haşiyetün ala Tefsir-il-Beydavi, 3- Ed-Dürer-üs-seniyye, 4- Şerhu Minhac-ül-vusul ila ilm-il-usul, 5-Şerhu Sahih-i Müslim.



1) Cami’u keramat-il-evliya cild-2, sh. 16

2) Mu’cem-ül-müellifin cild-4, sh. 182

3) Şezerat-üz-zeheb cild-8, sh. 134

4) Kevakib-üs’saire cild-1, sh. 196

5) Tabakat-ül-kübra cild-2, sh. 122

6) Nur-us-safir sh. 111

7) Keşf-üz-zünun cild-1, sh. 41, 156, 372, 626, cild-2, sh. 1030, 1232, 1542

8) İzah-ül-meknun cild-1, sh. 101, 175, 255, cild-2, sh. 144, 177, 190

9) Ahlwardt, Verzeichniss der arabischen Handschriften cild-2, sh. 170

10) Brockelmann Sup-2, sh. 117