Etiketlenen üyelerin listesi

Toplam 1 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 1 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Konu: Muhsin YAZICIOĞLU Kimdir , Nasıl öldü , Bilmediklerimiz

  1. #1
    mOre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    ѕєη νє вєη gєяιѕι " νєѕαιяє "
    Üyelik tarihi
    08.Aralık.2017
    Meslek
    Supervisor / CCTV OPERATÖRÜ
    Nerden
    34 İstanbul
    Burç
    Yay
    Mesajlar
    1,712
    Tagged
    477 Thread(s)

    Icon230 Muhsin YAZICIOĞLU Kimdir , Nasıl öldü , Bilmediklerimiz

    Muhsin YAZICIOĞLU




    Muhsin Yazıcıoğlu on binlerce insanın yüreklerini kavuran hüzün, acı ve gözyaşlarıyla, dualarla, tekbirlerle ebedi âleme uğurlandı. O her nefsin tadacağı işaret buyrulan ölümle, karlı dağların tepelerinde bir helikopterin içinde buluşmuştu. Başka bir yerde mesela sıcak yatağında yatarken yahut masasında çalışırken değil de evinden barkından yüzlerce km. ötelerde, seferi durumda, garip bir dağ başında, hizmetlerini sürdürmeye çalışırken bu vuslatın oluşması, onu şehitlik mertebesine ulaştırdı. İnandığı gibi yaşadı, kızı Firuze’nin anlatımıyla “Şeb-i Aruz” dilediği şekilde vaki oldu.
    Kendisini 70’li yılların ortalarında tanımıştım. Ülkücü gençlerin yani “melali tanıyan” bir neslin çilekeş, mazlum ve mağdur bir kesimin lideriydi. Türkiye’de derin bir toplumsal karmaşa, siyasal belirsizlik hüküm sürüyordu. Yasalar uygulanamıyor, terör ve anarşi giderek yoğunlaşan bir sis halinde ülkenin üzerine çöküyor, devletin varlığı tartışılır hale geliyordu. Gölgeler arasında kendilerini gizlemeye çalışan birileri, Türkiye’yi adım adım belirledikleri yerlere taşımaya çalışırken, bu gençler yıkılmak üzere olduğunu hissettikleri barajın kapılarını omuzlayarak felaketi önlemeye çalışıyorlardı.

    Türkiye’ye ve Türk milletine sevdalıydılar; Türklükle ilgili hayalleri, mutlu, müreffeh, barışık bir toplum oluşturma emelleri vardı. Şartların zorluğuna, karşı karşıya oldukları tehditlerin, tehlikelerin büyüklüğüne aldırmıyorlardı. Genellikle yoksul yahut orta halli kesimlerin, maddî şartları sınırlı ailelerin çocuklarıydılar. Bütün gün nereden geleceği belirsiz kurşunları düşünmeden öğrenimlerini sürdürmeye çalışıyorlardı. Çünkü okula devamları, imtihana girmeleri silahlı zorbalar tarafından engelleniyordu. Birbiri ardına gelen acı haberlerden kulakları işitmez hale gelmiş, omuzları arkadaşlarının tabutunu omuzlamaktan nasır bağlamıştı. Gençliklerini yaşamaya fırsat bulamadılar. Mevsimlerin ne zaman değiştiğini kışı kovalayan ilkbahar çiçeklerinin nasıl açtığını, otların yeşerdiğini çoğu kere fark edemediler. Bu labirentten ne şekilde çıkılacağını kimse bilmiyordu. El yordamıyla yollarını bulmak isterken 12 Eylül’de askerî darbe yapıldı. Yazıcıoğlu ve ülküdaşları kurtlar sofrasına kurban olarak seçilmişlerdi. Haklarında hüküm verilmiş, kalemleri kırılmıştı.

    Başsavcı Soyer’in siyasî zihniyetine göre belirlediği özel bir takip ve infaz timi tarafından sürek avı başlatıldı. Birer ikişer yakalanıyorlar, Mamak’ta C-5 denilen işkencehaneye sevk ediliyorlar, burada insanlık dışı muamelelerle ifadeleri alındıktan sonra hücrelere tıkılıyorlardı.

    İçlerinden az sayıda da olsa, bir yolunu bulup, yardım alıp yurt dışına kaçabilenler de oluyordu. Muhsin başkan ilk birkaç hafta yakalanmamıştı. Her zamanki sakin, vakur ve mütevekkil tavrıyla ortalıkta dolaşıyor, gerekli gördüğü arkadaşlarıyla konuşup bir panik havasının oluşmamasına çalışıyordu.

    Dostları ikaz ettiler. Yurt dışına çıkması için yol ve yöntem gösterdiler. Ancak sorumluluğunun bilincinde olan, inançlı ve yürekli bir dava adamının verebileceği anlamlı bir cevapla karşılaştılar. “Ben” diyordu ülkücülerin genç lideri, “Yurt dışına çıkarsam, burada kalan, hapishaneye tıkılan arkadaşlarımın moralleri bozulur, dayanma güçleri kalmaz, yıkılırlar. Bırakalım beni de yakalasınlar onların arasına koysunlar; birlikte aynı kaderi paylaşalım. Böylece birbirimize güvenip dayanarak kaderimizi yaşayalım.”

    Nitekim çok geçmeden verilen talimatı marazî haz duyarak icra eden ekibin pençesi ona da uzandı; yakalanıp Mamak’a götürüldü. Beş yılı tecrit hücresinde olmak üzere yedi buçuk yıl zindanlarda tutuldu. İddianamede ön görülen en ağır hüküm verilse bile, özgürlüğünden bu kadar uzun süre mahkûm bırakılamayacak olan Muhsin Yazıcıoğlu sonuçta kin ve intikam duygularından kaynaklanan hukuksuz bir infaza tabi tutulmuş oldu.

    Zindanda geçirdiği 7.5 yıl onun için okuma, düşünme ve kendini yetiştirme dönemi oldu. Fizikî şartları son derece elverişsiz olmasına rağmen büyük bir irade örneği sergileyerek hücresini verimli bir mekân haline getirmeyi başardı. Çoğu kere su bulamadığından taşlarda teyemmüm yaparak namazını hiç aksatmadı. Defalarca Kur’an’ı hatmetti. Vefatı vesilesiyle basın ve televizyonlarda defalarca yayınlanan şiirini de bu ortamda yazdı.

    Son derece etkileyici ve duygu yüklü olan bu şiir Yazıcıoğlu’nun iç dünyasının, inanç yapısının, özlemlerinin, beklentilerinin lirik bir anlatımıdır. Bir taraftan karanlık ve soğuk taş duvarların arasında hür ufukları, köyünü, kırlarını, çeşme başını, renk renk çiçekleri tahayyül ederken, diğer yandan sonsuzluğu düşünüyor “sonsuzluğun sahibi” ne ulaşmayı diliyor; maveradan gelecek sesleri sezmeye, yüreğinde duymaya çalışıyor.

    Özel olarak düşünülüp düzenlenen ve insanın ezip sindirmeyi, kendisi olmaktan çıkarmayı, “mankurtlaştırmayı” amaçlayan bir hapis ortamında, Muhsin Yazıcıoğlu’nun en ufak bir esneme göstermeksizin yiğitçe direnmesinin, 7.5 yıl sonra zindana atıldığı ruh haliyle yeniden Dünya’yla buluşmasının sırrı bu anlamlı şiirinde saklıdır.

    Hapisten çıktıktan sonra Hakk’a yürüdüğü ana kadar sürecek olan hayatının üçüncü dönemi başladı. Yıllardır doğal olarak liderleri olduğu ülkücü gençler, yakın dostları ve MHP davasının genç sanıkları, kısacası çevresi politikaya girmesini istiyorlardı. Kendisi de zaten ideallerini gerçekleştireceği en etkili alan olarak siyaseti düşünüyordu. Dolayısıyla çok beklemeden Türkeş’in Genel Başkanı olduğu MÇP’de resmen siyasete başladı. 1991 genel seçimlerinde Refah Partisi listesinden milletvekili olan grubun içinde o da vardı. Ancak bir süre sonra Genel Başkan ile aralarında bazı düşünce ve yöntem farklılıklarının olduğunu gördü. Bunları izale etmek yerine, bir takım hesap ve kıskançlıklarla ortalığı karıştırmak, ilişkileri bozmak, onu Türkeş’in yakın çevresinden uzaklaştırmak isteyenlerin çabaları etkili oldu. Karşılıklı tahrikler yapıldı. Sonuçta partiye beraber girdikleri ve bazıları kendisi gibi milletvekili olan arkadaşlarıyla birlikte ayrılıp yeni bir siyasî oluşum başlatmaya karar verdiler; BBP’yi kurdular.

    Bu ekip 1995’de ANAP listesinden 7 milletvekili olarak tekrar Meclise geldi. Türkiye siyasetinin çok kaygan ve çalkantılı bir döneminde, Yazıcıoğlu ve arkadaşları Meclis’te dengeleri etkileyebilecek kritik bir güç oluşturmuşlardı, ancak onlar bu imkânı siyasî çıkar amacıyla kullanmayı hiç düşünmediler. Oysa isteselerdi özellikle 28 Şubat süreci esnasında hükümet içerisinde yer alabilirler, bakan olabilirlerdi. Siyaseti ahlâkî kurallar çerçevesinde yapmaya özen gösterdiler. Demokrasimizin yara almaması, anayasal düzenin işlemesi, halkın iradesine saygı gösterilmesi, jakoben ve laisist baskılara direnilmesi yönünde üzerlerine düşeni yaptılar.

    2002 genel seçimlerinde DYP ile yürütülen seçim işbirliği görüşmelerinde Muhsin Yazıcıoğlu’nun dostluk, arkadaşlık, vefa ve sadakat gibi karakter özellikleri bir kere daha ortaya çıktı. Tam anlaşmaya varacakları noktada, Çiller iki arkadaşının listede yer almamasını istedi. Buna evet deyip milletvekili olmak yerine meclis dışında kalmayı tercih etti.

    Siyasî çalışmalarında fikir ve inanç yapısından, temel ilkelerinden kesinlikle taviz vermedi. Türk siyasetinde parti liderleri arasında ender görülen nezih bir üsluba sahipti. Görüşlerini, düşüncelerini sözünü esirgemeden açıklamaktan, bunların mücadelesini vermekten hiçbir zaman geri kalmadı. Ancak bunu yaparken her zaman seviyeli oldu. Hiçbir siyasî karşıtı ondan incinmedi, hakaret görmedi. Siyasî parti yetkilileri birbirleriyle tartışırken ölçüyü sıkça kaçırıp mahkemelik olurken, tazminat davaları havada uçuşurken Yazıcıoğlu bu ortamın daima dışında kaldı. En yoğun tartışmalar sırasında bile muhataplarını kırmamaya özen gösterdi.

    Doğuştan gelen sevecen bir yapısı, muazzam bir insan sevgisi vardı. Bu özellikleri hapishane döneminde tasavvufi bir zenginlik kazanmıştı. Bu yüzden kendisini yakından tanıyan pek çok insan onu çağdaş bir Alperen, Yesevizade olarak görüyordu. Bütün gün ihtiyaç sahiplerinin meseleleriyle, dertleriyle yoğun şekilde uğraşmaktan, çareler aramaktan usanmıyor, bir taraftan da giderek azalan imkânlarının elverdiği ölçüde partisini ayakta tutmaya çalışıyordu.

    BBP bünyesinde başarılı olmaktan, atılım yapmaktan ümidini kesen çalışma arkadaşlarının çoğunun siyasetten uzaklaşarak bıraktıkları boşluğa, gün geçtikçe artan yalnızlığına aldırmadan, ümidini kaybetmeden çalışmalarını sürdürmesi olağanüstü bir direnç ve metanet örneğidir.

    Toprağa verilirken ortaya çıkan Türkiye tablosu bu çilekeş gönül insanını, ülkücü Alperen’i hayallerinin bir bakıma gerçekleşmesi anlamına geliyordu. Yurt genelinde düşünce ve inanç yapıları farklı milyonlarca insan ölümüne samimi şekilde üzüldü. Değişik kesimlerden on binler cenaze arabasının arkasında hüzün ve gözyaşı içinde yürüdü. İktidarıyla muhalefetiyle siyasî liderler musallada saf tuttular. İmamın mutad “hakkınızı helal ediyor musunuz?” sorusuna yüreklerinden yükselen sevgi, saygı ve özlem dolu sımsıcak duygularla verdikleri cevap dalga dalga göklere yükseldi. Umarız bu ses her şeyi hakkıyla bilen ve gören “sonsuzluğun sahibi”ne ulaşmıştır.

    Hey be Muhsin Başkan; nasibinde her yıl Akif’in ve İstiklâl Marşı’nın yazılmasının anma törenlerine büyük bir coşkuyla koşup geldiğin Tacettin Dergâhı’nda metfun olmak, evliyanın maneviyatıyla komşuluk yapmak varmış.

    Mekânın Cennet olsun, Ruhun şad olsun, Aziz dostum, kardeşim…






    Muhsin Yazıcıoğlu hepimizin gönlünde bir yıldızdı. En karanlık dönemlerde bile ışık ve güven veren bir ülkü yıldızı… Bütün ülkücülerin bir gözü hep onda oldu. 1970’li yılların sonunda komünist saldırılar altındayken, Mamak askeri cezaevindeyken, dışarıya çıktığında, hatta MÇP’den ayrıldığında ve BBP’yi kurduktan sonra inançla ve azimle verdiği mücadelede. En kızgın olanların bile göz ucu hep onda oldu.

    Belki içimizden kızdık, dışımızdan eleştirdik ama onu hep sevdik. Çok sevdik ama sevgimizi sağlığında gösteremedik. Hâlbuki o herkese sevgiyle yaklaştı. Sevgisini her daim hissettirdi. Gözlerinin içinden hep bir samimiyet ve güven duygusu yansıttı. Yanına her gelen bunu hissederdi. Belki ne olduğunu anlayamazdı ama yanından çıktıktan sonra ona karşı farklı duygular hissederdi. Kaza haberi ve sonrasında ortaya çıkan sevgi seli zaten bunu gösteriyor.

    Muhsin Yazıcıoğlu resmi söylemde bir siyaset adamı diye anılıyor. Ama ben bu tanımlamanın onu ifade etmekte çok yavan ve yetersiz kaldığını düşünüyorum. Onun hayatına baktığımızda zaten bunu rahatlıkla görüyoruz. Günümüz siyaset anlayışı ile uzaktan yakından bir benzerliği olmadı. Onun inandığı bir dava vardı ve bu davası için hayatını adamışlığı vardı. Dolayısıyla davasının gerektirdiği erdemli davranışları ne pahasına olursa olsun sürdürmekten geri durmadı. Tıpkı bir ülkücü gibi… Sanki Galip Erdem’in “ülkücü adayları” sıfatına layık olmak ister gibi… Son yolculuğunda artık hiç şüphe bırakmayacak şekilde “ülkücü” bir er kişi olduğunu adeta cümle âleme gösterdi.

    Ülkücülüğü bugünün siyasi bir tavrı olarak görmediğini “alperen” anlayışında zaten ortaya koyuyordu. Onun kabul ettiği “Bugünün ülkücüleri dünün alperenleri, dünün alperenleri bugünün ülkücüleri” anlayışında bir ülkücülüktü. Türkün ülküsü dün neyse, bugün de oydu. Ülkücüsü de milletinin tarihten gelen davasına sahip çıkacaktı. O da öyle yaptı ve hayatını dünün alperenlerinin yaptığı gibi, milletinin bugünkü sıkıntılarını giderecek davasına adadı ve ülkücü olarak yaşadı. Siyaset bunun içinde küçük bir cüzdü. Belki de olması gereken bu kadardı ama bunu kimse anlayamadı.

    Anlayamayanlar küçük hesaplara takılıp kaldılar. Kimisinin basireti günlük siyasetle bağlandı, kimisi şark kurnazı olarak değerlendirmeye kalktı. Basireti bağlanıp onu suçlayanlar muhtemeldir ki şu an üzgünlerdir. Gerçekten şahsi çıkar hesabı yapmadan dosdoğru bir hayat yaşayan, yolunda zig zag yapmayan, eğilip bükülmeyen, mücadele azminden zerre kadar bir şey kaybetmeyen bu dava adamının büyüklüğünü şimdi daha iyi anlayacaklarıdır. Çünkü bu insanlar samimidir. Fakat samimi olmayan kurnazlar yine kendi menfaatlerine kullanmaya devam edeceklerdir. “Son ülkücü” nitelendirmesiyle artık “ülkücülüğün” bittiğini ilan etmeye cüret edenler, acaba Muhsin Yazıcıoğlu’nun milletin gönlünde taht kurmuş olması ve gerçek bir ülkücü olarak son anına kadar dimdik durması karşısında zerre kadar utanırlar mı? Yoksa buradan da kendilerine pay mı çıkarmaya çalışırlar?

    Ülkücülük gerçekten zor. Bedel gerektirir. Ahlak gerektirir. İstikrar gerektirir. İlkeli ve tutarlı olmayı gerektirir. Sevgi ve engin bir gönül gerektirir. Elinin tersiyle menfaatleri itebilmeyi gerektirir. Gerektiğinde canını, emeğini, parasını vermeyi gerektirir. En önemlisi milletini ve milletinin fertlerini sevmeyi, benimsemeyi, önemsemeyi gerektirir. Ülkücülük bir dava adamı olmayı gerektirir. Galip Erdem rahmetli tabi ki haklıdır. Herkes ülkücü olamaz. Bugünün şartlarında bu sınavı kaç kişi geçebilir bilinmez. Ama Muhsin Yazıcıoğlu ağabeyimizin bu sınavı hakkıyla verdiğine şahitlik ederiz. Ruhu şad olsun. Allah’ın rahmeti üzerine olsun. Işığı gönüllerimizde eksik olmasın.
    Konu mOre tarafından (03.Şubat.2019 Saat 04:24 ) değiştirilmiştir.

Konu Bilgileri

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Benzer Konular

  1. Baycu Noyan tarihte kimdir? Nasıl öldü?
    Konu Sahibi BUDULGAN BOZKURT Forum Türk Tarihi
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 09.Aralık.2018, 08:37
  2. Onur Can Özcan Kimdir Neden Öldü
    Konu Sahibi mOre Forum Türkiye'den Haberler
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 08.Haziran.2018, 07:34
  3. Şehzade Orhan kimdir? Orhan Çelebi nasıl öldü?.
    Konu Sahibi BUDULGAN BOZKURT Forum Osmanlı Devlet Adamları
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 11.Nisan.2018, 18:23
  4. Sadettin Köpek kimdir? Emir Sadettin Köpek nasıl öldü?.
    Konu Sahibi BUDULGAN BOZKURT Forum Yerli Sanatçılar
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 04.Nisan.2018, 17:45
  5. Cevap: 1
    Son Mesaj : 25.Mart.2018, 13:24

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
Yukarı Çık