FET֒nün 15 Temmuz darbe girişimini gerçekleştiren “Yurtta Sulh Konseyi” İstanbul üyelerine yönelik İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan ana darbe iddianamesinde, Ergenekon davası sürecinin bizzat FETÖ elebaşısı Fethullah Gülen’in talimatıyla başlatıldığı ve yine onun kontrolü altında yürütüldüğü belirtildi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın iddianamesinde, bir dönem Türkiye’nin gündemine damgasını vuran Ergenekon operasyonları ve davasına ilişkin çarpıcı tespitlere yer verilirken, FETÖ elebaşısı Gülen ve yanındaki örgüt yöneticilerinin, Ergenekon davasının başlama emrini verdiği, kimlerin tutuklanacağına dair listeyi gönderdiği ifade edildi. Habertürk'ten Veli Sarıboğa'nın haberine göre: Ergenekon sürecinin örgüt tarafından yöneltildiği kaydedilen iddianamede, Fethullah Gülen’in kurye ile emniyet ve yargıdaki örgüt kadrolarına emir göndererek, Ergenekon soruşturmasını başlattığı ileri sürüldü. İddianamede şu bilgiler yer aldı:
BELGELER FBI’DAN İSTENDİ
- ABD’de 2007 yılında FBI tarafından gözaltına alınan FET֒nün emniyet imamı ‘Kozanlı Ömer’ kod isimli Osman Hilmi Özdil ile ‘MİT imamı’ Murat Karabulut’un üzerinden çıkan Ergenekon soruşturmasıyla ilgili belgeler Türkiye’ye gönderildi ancak Emniyet Genel Müdürlüğü’nde bu belgeler imha edildi. Bu durumun ortaya çıkması üzerine belgeler 2014’te FBI’dan yeniden istendi.
- FBI, yazılarda kısaltmalar ve harf değişikleri yapılarak sadece kendisinin anlayacağı hale getirildiğini bildirdi. Notta bulunan isimlerin, Ergenekon soruşturmasındaki şüpheliler olduğu ortaya çıktı. Ele geçen notlarda Şener Eruygur’un ismi Saner Fruy, Mustafa Balbay’ın ismi Mustafa Balboj, Kemal Kerinçsiz’in ismi SKemal Kednasig, Sevgi Erenerol’un ismi Sougi Ereral, İsmail Hakkı Karadayı’nın ismi Kuridakai olarak geçti.
ÖRGÜTÜN TASFİYE SÜRECİ
- Terör örgütünce gerçekleştirilen başta Ergenekon olmak üzere Balyoz ve Askeri Casusluk gibi kumpas davaları süreci sonunda, TSK içindeki terör örgütüne mensup olmayan ve örgütçe önemli görülen unsurlar tasfiye edilerek yerine örgütün emrindeki unsurlar yerleştirildi.


- Özdil’in üzerindeki belgelerde adı geçen kişilerin bir bölümü, 12.06.2007 günü Ümraniye’de bir gecekonduda el bombalarının bulunmasıyla başlayan Ergenekon davası sanıkları arasında yer almışlardır. Bu şahıslar hakkında henüz bir soruşturma süreci dahi başlamamışken, aylar öncesinde adı geçen kişilerle herhangi bir şekilde ilişkisi bulunmayan Osman Hilmi Özdil’in 18.04.2007’de ele geçirilen notları arasında isimlerinin yer alması, Ergenekon davasının önceden planlanıp kurgulandığını, Gülen ve örgüt yöneticilerinin emri ile çok amaçlı planlanıp uygulanan stratejik harekâtın bir parçası olduğunu, talimatın yurtdışından kurye ile geldiğini ispatlamaktadır. Notlarda yer alan ancak Ergenekon davasında yargılanmayan diğer şahısların büyük bölümü ise Gülen grubuna karşı tutumlarıyla bilinen kişiler olup bu şahıslarla ilgili verilen emrin şimdilik dava dışında tutulduğu anlaşılmaktadır.
FETÖ'NÜN İLK SİLAHLI EYLEMİ
Fethullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması’nın (FETÖ/PDY) 15 Temmuz darbe girişimini gerçekleştiren “Yurtta Sulh Konseyi” İstanbul üyelerine yönelik İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan ana darbe iddianamesinde, “FET֒nün kamu davasına konu olmuş ilk silahlı eyleminin Hrant Dink’in öldürülmesi” olduğu belirtildi. 15 Temmuz’a ilişkin hazırlanan İstanbul’daki ana darbe iddianamesinde, darbe girişimi öncesinde FET֒nün eylemleri ve kumpas soruşturmaları tek tek anlatıldı.
İddianamede, “FET֒nün, tüm anayasal kurumları (yasama, yürütme, yargı erklerini) ele geçirmek olan nihai hedefine ulaşabilecek gücü elde ettiğine inandığı, bu özgüvenle nihai hedefe ulaşmaya yönelik eylemlerini artırdığı” ifade edildi. 19 Ocak 2007’de gerçekleştirilen Hrant Dink cinayetinin, FETÖ/PDY’nin “son zamana kadar tespit edilebilen ilk cinayet eylemi olduğu tespit edildiği” kaydedilen iddianamede, “Dink cinayetinden 10 gün sonra 15 Şubat 2006 gün ve 09 No’lu F-4 raporunun 17 Şubat 2006 günlü üst yazısına kesin öldürme bilgisi İstanbul ile paylaşılmış gibi şerh düşüldüğü ve eksik istihbarat bilgisi verildiği, Dink’in öldürülmesinden sonra Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı C Şube Müdürü olan Ali Fuat Yılmazer’in İstanbul’a İstihbarat Şube Müdürü olarak atandığı, 3 ay sonra da C-5 bürosunda planlanan Ergenekon operasyonlarının başladığı” vurgulandı.
‘ENGELLEMEDİLER’
Dink davası sanıklarının yargılandığı İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı’nın sahte isimle sahte belge hazırlayıp dinlendiği, “bu yolla yargılamanın kontrol altında tutulduğu, suçun işlenmesinde terör örgütünün katkısının ortaya çıkmasının engellenmeye ve tedbir alınmaya çalışıldığı” dile getirildi.
İddianamede, “Ramazan Akyürek, Ali Fuat Yılmazer ve Coşgun Çakar’ın emniyet içerisinde Gülen Cemaati’nin yapılanmasında görev aldıkları, Gülen Cemaati’nin İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğü’nde yapılanmak istediği, bunu sağlayabilmek için istihbarat görevlilerinin sorumluluğunu doğuran Hrant Dink cinayetinin işlenmesine engel olmadıkları, cinayet işleninceye kadar hareketsiz kaldıkları, yapılması planlanan Ergenekon, Balyoz gibi operasyonlarının hazırlıklarını oluşturmak için bu cinayetin işlenmesini faydalı gördükleri, kumpas olan soruşturmaların meşruluk kazanması ve terör örgütünün hukuki bir iş yaptığı algısının oluşturulması, amaç suçlarının gerçekleştirilmesi için Hrant Dink cinayetini araç suç niteliğinde görerek işlenmesine kasten engel olmadıkları, Hrant Dink cinayetinin işlenmesini bekledikleri, gerçekte 13 Ekim 2005 tarihinden itibaren bu cinayetin işleneceğini bildikleri belirtilmiştir” değerlendirmesi yapıldı.