Sadriciğim, bir tanem,
Yine sensiz bir pazar günü... Eskiden beri pazar günlerini hiç sevmem, bilirsin. Hele sen gideli...
Kanlıca'dayım, serin bir akşamüstü. Gri bulutlar gökyüzünü kaplamış ve arada bir görünen güneşin soluk yüzü. O an sanki beni çağıran sesini duyuyorum, "Çolpan, çabuk gel, kaçıracaksın, bulutlara, güneşe bak! Wlamick resmi gibi." Beraber bakıyoruz, heyecanlanıp etkileniyoruz.
Ama artık ben bunları hep kaçırıyorum bir tanem. Beraber yaşadığımız onca yıl bizi heyecanlandıran, yaşama sevinci veren ne varsa, hiçbirini yaşayamıyorum.
O kadar seninle paylaşmaya alışmışım ki, yalnız olunca bunlar heyecan değil, acı veriyor. Sen gideli dokuz yıl oldu. Bu nasıl bir şey anlamış değilim. Bir insan birdenbire yok oluyor. Oysa her şeyi burada, oldukları yerde duruyor.
Gözlüğü, çakmağı, sigarası, kalemleri, resim yaptığı defteri, daha bir sürü şey. Ben onlara bakıp ağlıyorum. Ve içimde inanılmaz bir boşluk hissediyorum. Hep bir başkasının hayatını yaşar gibiyim. Sanki bütün bunlar, bu günler geçecek, bir gün gene her şey eskisi gibi olacak.
Deliler gibi çalışıyorum. Her dakikamı işle dolduruyorum. Her gün sana geliyorum biliyorsun, olanı biteni anlatıyorum.
Televizyonda filmlerin oynuyor. Ne güzel bir mesleğimiz var. Yıllar geçse de her halimizi görebiliyoruz. Seni çok özledim bir tanem. Ekranda ellerine bakıyorum, yüzüne, gülüşüne, gözlerine... Hele sesin Sadrici ğim, beni çok etkiliyor. Televizyonun sesini sonuna kadar açıp sesini bütün evde duymak istiyorum. Sanki yaşıyormuşsun gibi...
Hayatımızı aynı götürmeye çalışıyorum. Kerem'i görmeni çok isterdim. Senin adını taşıyan "Küçük Sahne"de güzel oyunlar oynuyor. Diziler çekiyor. Çok büyük bir hayran kitlesi var. İşinde senin kadar titiz ve oyunculuğa senin kadar saygılı. Sen onun bu tarafını görmeden gittin. En büyük üzüntümüz de bu... Senin adını, Alışık adını ekranlarda yaşatıyor. Küçük Sadri liseli oldu. Boylu poslu, senin gibi esprili, insan ilişkilerinde sıcak ve samimi, sana çok benziyor.
Buralar aynı karmaşanın içinde, yaşam eğrisiyle doğrusuyla devam ediyor. Aylar geçiyor, mevsimler geçiyor. Sen bana hâlâ döneceksin, o şarkıdaki gibi.
Karşı sahile bakıyorum, hafif bir sis içinde ışıklar yavaş yavaş yanıyor. Her şey aynı Sadriciğim. Hani içinde olsak diye hayaller kurduğumuz büyük gemiler geçiyor. Balıkçı sandalları denize dağılmış, tıklım tıklım insan dolu içinde. Şarkılar çalan motorlar... Şu anda Körfez'in teknesi geldi, elinde içki kadehleri, gülüşen insanlar indi. Karşı yakanın ışıkları yandı. Bu saatlerde pek bir hüzünlü buralar.
Akşam üstleri, küçükken yatılı okulda hissettiğim yalnızlık duygusunun aynını yaşıyorum, gözlerim doluyor, aynı çocuklar gibi ağlıyorum.

Çolpan, Kanlıca / Ekim 2003