Yeni mesajlar Yeni konular En çok cevaplanan En görüntülenen konu En çok begenilen

En çok mesaj
Kullanıcı
Mesaj
103,750
sdC
36,546
Eqe
34,936
34,924
25,488
TEO
22,076
21,058
aSk
20,421
12,443
11,363

Büveyhiler.

BUDULGAN BOZKURT

Banlı Üye
Katılım
5 Mar 2015
Mesajlar
30,821
Tepkime puanı
40
Puanları
0
Memleket
61 Trabzon
Nerden:
Bir seçim yapınız
Onuncu asırda İran’da kurulan ve eski Sasani İmparatorlarının soyundan geldiğini iddia eden şii hanedan. Büveyhilerin kurucuları olan Ebu Şüca’ Büveyh’in kendisi ve çocukları çok fakirdi. Omuzlarında odun taşırlardı. Ali, Hasen ve Ahmed adlarını taşıyan Ebu Şüca’ Büveyh’in üç oğlu, doğup büyüdükleri Deylem’de hüküm süren Deylemi Devleti ordusunda uzun müddet paralı askerlik yaptılar. Daha sonra ordu içinde otoritelerini arttırıp Hazar denizinin güneyindeki bölgede, iktidar boşluğundan da istifade, ederek, bağımsızlıklarını ilan ettiler. Büveyhiler, ilk zamanlar Bağdad’daki Abbasi halifelerine bağlr olduklarını bildirdilerse de sonraları onları hakimiyetleri altına almaya çalıştılar ve Bağdad-ı işgal ettiler. İlk önce Samanoğulları, daha sonra da Gazneliler ve Selçuklularla mücadelede bulundular. Gazneli ve Selçukluların hücumları ve iç kavgalar sebebiyle zayıfladılar. 1055 (H. 447) senesinde Selçuklu sultanı Tuğrul Bey, son Büveyhi hükümdarı Melik-ür-Rahim’i tutuklatıp haps ettirerek, Büveyhler Devleti’ne son verdi.

Onuncu yüz yılın ilk yarısında Maveraünnehr ve Horasan bölgelerindesünni Samanoğulları Devleti; Hazar denizi civarındaki İran platolarında Zeydiler ve bazı mahalli güçler; güneyde yani Irak taraflarında ise Bağdad’daki Abbasi halifesine bağlı valiler hüküm sürüyorlardı.

Hazar denizi’nin güneyinde bulunan Deylem bölgesinde yaşayan Deylemiler, savaşçı bir kavim olup, ordularında paralı olarak Türk ve yerli askerler bulunduruyorlardı. Yerli askerlerden Ali bin Büveyh ve kardeşi Hasen, Makan bin Kali’nin ordusunda göz doldurarak, komutanlık mertebesine yükseldiler.

Bu sırada o bölgede hüküm süren Astar bin Şireveyh’e isyan eden Merdaviç ile Makan arasında mücadele başladı. Kuvvetlenen Merdaviç, Abbasi Devleti’ni yıkmak istedi. Merdaviç makan mücadelesinde Merdaviç’in kuvvetlendiğini gören Ali bin Büveyh ve tarafdarları onun tarafını tuttular, önceleri, Büveyhilerin kendi tarafına geçtiğine sevinen Merdaviç, onlara bir çok imtiyazlar vererek, Ali bin Büveyh’i Kereç valiliğine tayin etti. Fakat güçlenmelerinden korkan Merdaviç ile Büveyhilerin araları kısa zamanda açıldı. Büveyhilere verdiği imtiyazları geri alarak onlara karşı kendini korumak için bazı tedbirlere başvurdu. Olup bitenler karşısında harekete geçen Ali bin Büveyh, şiilik ve mecusiliğin birleşimi olarak ortaya çıkan Hurremilerin bulunduğu Kereç bölgesini ele geçirip, hakimiyet kurdu. Şiraz, Ahvaz ve Arracan’ı da hükmü altına aldı. Zulüm ve zorbalıkla bölgenin haracını topladı. Merdaviç’e karşı mücadeleye devam etti.

Daha sonra Merdaviç’le anlaşarak iyi geçinmek isteyen Ali bin Büveyh, aralarındaki düşmanlık ve rekabete son verdi. Hutbeyi onurr adına okutup, çok hediyeler ve kardeşi Hasen bin Büveyh’i de rehine olarak gönderdi. Bunun üzerine Merdaviç, Ali bin Büveyh’i Arracan valiliğine tayin etti. 935 (H. 323)’de Merdaviç’in ölümü üzerine harekete geçen Ali bin Büveyh, Faris bölgesini hakimiyeti altına aldı. Bağdad’daki Abbasi halifesine elçi göndererek ondan, Faris bölgesindeki hakimiyetini tanımasını istedi ve arzusuna nail oldu.

Kendine halife tarafından valilik mührü gönderilen Ali bin Büveyh, halifeye karşı kötü niyet beslemekle birlikte iyi geçiniyordu. Bir müddet sonra halifeye üstünlüğünü kabul ettirmeye çalıştı. Halife de uzlaşma yolunu tercih etti ve Faris eyaletinin idaresini ona verdi. Merdaviç’in öldürülmesi üzerine dağılan ordusundaki Türk subaylarından bir kısmı, Ali bin Büveyh’in ordusuna katıldı. Büveyhi ordusunu kuvvetlendiren Ali bin Büveyh, kardeşi Hasen’in de desteğiyle; Rey, Hemedan ve Irak-ı Acem’in geri kalan bölgelerini zaptetti. Kardeşi Ahmed’i de Saffarilerin elinde bulunan Kirman üzerine gönderdi. Kirman, Ahvaz ve Huzistan’ı da topraklarına katan Büveyhiler, batıya doğru sınırlarını genişletmeye çalıştılar. Bu isti lalar sırasında birçok Ehl-i sünnet müslümanın ölümüne sebeb olan Büveyhilerin gelişmesinden çekinen Bağdad’daki komutanlar, onları Bağdad’ı işgale davet ettiler. 945 (H. 334) senesinde Bağdad’a gelen Ahmed bin Büveyh, halife Müstekfi tarafından karşılandı. Halife, müdara için ona hil’atlar giydirip, hediyeler takdim etti. Ona Müizzüddevle, kardeşi Ali’ye İmadüddevle, öbür kardeşi Hasen’ede Rüknüddevle ünvanlarını verdi.

Sınırlarını genişleten ve halife üzerinde nüfuz sahibi olan Büveyhiler, sünni müslümanlara akla gelmedik kötülük yaparak zulümlerine devam ettiler. Hatta Abbasi halifeliğini yıkıp şii bir halifelik kurmayı dahi düşündüler.

Halife Müstekfi’yi tutuklayıp gözlerine mil çektiler. Yerine Muktedir’in oğlu Ebü’l-Kasım el-Fazl’ı, el-Muti adıyla hilafet makamına geçirdiler. Kendisine sultan ünvanını verme cesaretini gösteren Müizzüddevle, hilafet merkezi üzerinde keyfi tasarruf ve baskılara devam etti. Daha da ileri giderek, oğlu Bahtiyar’ı emir-ül-ümera tayin etti.

Büveyhilerin takib ettiği bu siyaset, bir çok iç karışıklıklara sebeb oldu. Sadece Bağdad’da değil, Abbasi halifesine bağlı bütün vilayetlerde kendi üstünlüklerinin tanınmasını isteyen Büveyhiler, İran ve Irak bölgesinde tam hakimiyeti sağladılar.

Büveyhi hanedanında liderlik, sırasıyla; İmadüddevle diye bilinen Ali bin Büveyh’de, o ölünce Rüknüddevle diye bilinen ikinci kardeşi Hasen bin Büveyh’de ve Abbasi halifesi üzerinde etkili olup, adına hutbe okutan Müizzüddevle diye bilinen Ahmed bin Büveyh ve o ölünce de İzzüddevle ünvanıyla bilinen oğlu Bahtiyar bin Ahmed’de bulundu. Oyun ve eğlenceye düşkün olan İzzüddevle, halife Muti’yi halifelikten alarak yerine Tailillah’ı getirdi.

İzzüddevle’nin işret ve sefahete düşkün olması ve keyfi davranışları sebebiyle devlet işleri gittikçe bozuldu. Azgın ve sapık Büveyhiler, Ehl-i sünnet olan müslümanlara karşı zulüm ve işkencelerini günden güne arttırdılar. Aralarında iç çekişmeler başladı.

Rey, Hemedan ve İsfehan’a hükm eden Adudüddevle, İzzüddevle’nin ordusundaki Türk askerleri tahrik ederek isyan etmelerini sağladı. Ayaklanan Türk askerleri tarafından azl edilen İzzüddevle, 975 (H. 264)’de Adudüddevle tarafından tutuklandıvsa da, sonra serbest bırakıldı. Bilahere, Adudüddevle tekrar Irak üzerine yürüdüğünde, esir alınarak Bağdad’a götürüldü ve orada öldürüldü.

Halife Tailillah, Bağdad’daki durumu lehine çeviren Adudüddevle’ye sultanlık ünvanını verdi. Hil’at ve tac giydirdi. Kendisini tam yetkili ve bağımsız gören Adudüddevle’nin halifeyle arası açıldı. Diğer Büveyhiler üzerine hakim olan Adudüddevle, Bağdad ve öteki Irak bölgelerini, Kirman, Fars, Umman, Huzistan, Musul, Diyar-ı bekr, Harran ve Menbic’i içine alacak şekilde sınırlarını genişletti.

Büveyhi hanedanının güç ve kudreti en yüksek noktasına Adudüddevle zamanında ulaştı. Birtakım ilim ve imar çalışmaları onun zamanında yapıldı. Bağdad’da kendi adıyla anılan bir hastane yaptırdı. Bu tür hizmetleri yanında bir çok masum kimseyi öldürtmüş olan Adudüddevle, kayıtlara aşırı şiddet sahibi ve kan dökücü olarak geçti.

Beş buçuk yıl süren bir saltanattan sonra 48 yaşındayken 983 (H. 372) senesinde öldü. Yerine Samsamüddevle ünvanıyla bilinen oğlu Ebu Kalicar el-Merzuban geçti. Halife Tailillah ise ona Şemsülmille lakabı verdi. Adudüddevle’nin oğulları; Samsamüddevle, Şerefüddevle ve Behaüddevle arasında anlaşmazlıklar ve saltanat kavgaları baş gösterdi. Büyük mücadelelerden sonra yenileceğini anlayan Samsamüddevle, anlaşmak üzere kardeşi Şerefüddevle’ye gitti. Şerefüddevle ilk anda iyi karsıladıysa da, onu Şefii köşküne hapsetti. Büyük karışıklıklar çıkması üzerine Paris’e gönderdi ve bir kaleye hapsettirdi. Böylece dört yıla yakın süren saltanatı son buldu.

Büveyhi saltanatına geçen Şerefüddevle’yi, Bağdad’a gelişi sırasında halife Tailillah karşıladı ve ona emirlik tacını giydirdi. Bir ahidname yazdırarak bütün devlet işlerini yürütmekle vazifelendirdi. Bu defa kardeşi Behaüddevle ile mücadeleye başladı. Üç yıla yakın hüküm sürdükten sonra 989 (H. 379) senesinde vefat etti. Şerefüddevle’nin ölümü üzerine kardeşi Behaüddevle hükümdar oldu.

Bu sırada Paris’te hapsedildiği kaleden kaçmayı başaran Samsamüddevle, topladığı kuvvetlerle kardeşi Behaüddevle’ye karşı mücadeleye girişti. Uzun çarpışmalardan sonra iki kardeş arasında sulh yapıldı. Bu sulh hali fazla sürmedi. Behaüddevle Paris bölgesini; Samsamüddevle ise, Huzistan ve Ahvaz’ı ele geçirdi ve Basra’yı işgal etti. Bir ara sulh yapıldıysa da yeniden araları bozuldu. İki yıl sonra 998 (H. 389) senesinde Samsamüddevle’nin ölümüyle mücadele son buldu.

Behaüddevle ile halife Tailillah arasındaki münasebetler de, kısa süre sonra, kötüleşti. Gözünü dünya ve makam hırsı bürüyen Behaüddevle, halife Tailillah’ı vazifeden alıp tutuklattı ve sarayını yağmalatıp hazinede ne varsa hepsine el koydu. Ayrıca devlet erkanından pek çok kimseyi tutuklayıp hapsettirdi. 17 yıldan fazla hilafet makamında kalan Tailillah, Büveyhilerin bir çok baskı ve zulümlerine maruz kaldı, müslümanların huzuru için pek çok sıkıntılara katlandı.

991 (H. 381) yılında Behaüddevle tarafından hilafet makamına Kadirbillah getirildi. Dürüst bir kimse olan halife, Behaüddevle’nin bir çok huysuzluk ve usulsüzlüklerine; müslümanların huzur ve sükunu için, sabr etti.

Büveyhoğulları hükümdarları içinde en çok mal ve para biriktiren kötü ahlaklı zalim gaddar ve kan dökücü olan Behaüddevle, yirmi beş yıla yakın hüküm sürdükten sonra, 1012 (H. 403) senesinde öldü. Cenazesi, Arracan’dan Kufe’de bulunan hazret-i Ali şehidliğine taşındı. Yerine oğlu Sultanüddevle geçti.

Büveyhi tahtına geçen Sultanüddevle, kardeşleri; Celalüddevle Ebu Tahir’i Basra, Kıvamüddevle Ebü’l-Fevaris’i Kirman valiliğine getirdiyse de aralarında anlaşmazlıklar baş gösterdi. Sultanüddevle’den memnun olmayan askerler, açıkça tavır koyarak kardeşi Müşerrifüddevle’yi hükümdarlığa geçirmeye kalkıştılar. Durumun aleyhine döndüğünü gören Sultanüddevle, Müşerrifüddevle ile anlaşmak mecburiyetinde kaldı. Ahvaz’a çekildi ve Irak’ın idaresini kardeşi Müşerrifüddevle’ye bıraktı. Kısa bir müddet sonra yeniden aralarında anlaşmazlık baş gösterdi. Neticede Sultanüddevle mağlub olunca, diğer kardeşleri de Müşerrifüddevle’nin üstünlüğünü kabul ettiler. Daha sonra kardeşler arasında anlaşmazlıklar ortaya çıktı fakat sonunda sulh yapıldı. 1024 (H. 415) senesinde Sultanüddevle’nin ölümü, Büveyhi saltanatının tek başına Müşerrifüddevle’ye kalmasına yol açtı. Müşerrifüddevle, beş yılı aşkın bir süre tahtta kaldıktan sonra 23 yaşında iken öldü. Ölümünden sonra yerine kardeşi Ebu Tahir Celalüddevle geçti. O da yeğeni Ebu Kalicar ile mücadele etti. Celalüddevle, Ahvaz üzerine yürüyerek şehri yağmaladı ve Ebu Kalicar ordusunu hezimete uğratıp, Vasıt’ı geri aldıktan sonra bilahare Basra’yı da geri aldı.

Celalüddevle’nin Büveyhi saltanatında bulunduğu yıllarda hilafet merkezi olan Bağdad karışıklıklar içindeydi. Büveyhi ordusundaki Türk askerleri, Celalüddevle’nin yeğeni Ebu Kalicar’ı tahta geçirmek için üç defa teşebbüse geçtiler. Bu hareketler karşısında tutunamayan Celalüddevle, Bağdad’dan kaçtı. 1037 (H. 428) senesinde Ebu Kalicar ile Celalüddevle arasında sulh yapıldı. Bu şekilde karşı hareketlere muhatab olan Celalüddevle, aynı zamanda halife Kaim-biemrillah’ın özel işlerine kadar karışmaya başladı. Onu, bir gölge yerine koymak istediğinden, halifenin düşmanlığını kazandı. Bağdad’da yedi seneye yakın hüküm süren kötü ve zayıf iradesiyle bilinen Celalüddevle, diğer Büveyhi hükümdarları gibi Eshab-ı kiram düşmanı idi. Nihayet 1044 (H. 435) yılında ölümü ile yerine oğlu Melik-ül-aziz ünvanını alan, devlet işlerinden anlamayan, vaktini içki meclislerinde ve eğlencelerle geçiren Firuz geçti. Firuz’un dirayetsizliğinden istifade eden Ebu Kalicar kumandanları para ile kendine çekti. Bağdad’da hakimiyeti sağladı. Zaten, Firuz’dan tarafdarları da memnun değildi. Ebu Kalicar halifeden gereken ilgiyi göremeyince emirlerini dinlemiyerek bildiği şekilde hareket etmeye başladı. Diğer Irak emirleri de, Ebu Kalicar’ın nüfuzunu tanıdılar. Tarafdarları Hemedan’ı istila edip, Selçuklu sultanı Tuğrul Bey’in vekiüni kovdular.

Ahdini bozup, Selçuklu hükümdarı Tuğrul Bey tarafına geçerek Kirman’ın bazı bölgelerini ele geçiren ve kendisini hezimete uğratan İsfehan emiriyle harbe tutuşan Ebu Kalicar, 1046 (H. 438) senesinde galib geldi. Bu hadiseden iki yıl sonra Ebu Kalicar ile Tuğrul Bey arasında sulh yapıldı. Tuğrul Bey, Ebu Kalicar’ın kızıyla; Ebu Kalicar’ın oğlu Ebu Mansur da, Tuğrul Bey’in kardeşi Davud’un kızıyla evlenerek sulhu pekiştirdiler.

Ebu Kalicar; Faris ve Ahvaz’da 25, Bağdad’da ise 4 yılı aşkın hüküm sürdükten sonra 1048 (H. 440) yılında öldü. İçki, oyun ve eğlence alemlerine düşkün olan Ebu Kalicar’ın ölümünden sonra, oğlu Ebu Nasr Hüsrev Firuz, Melik-ür Rahim ünvanını alarak babasının yerine geçti. Bunun zamanında da iç karışıklıklar ve çekişmeler baş gösterdi. Bu sırada güçlenen sünni Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey; Bağdad’daki birtakım iç karışıklıkların devam etmesi, aslen Türk olan Arslan Besasiri’nin Bağdad’ı işgal edip, Ehl-i sünnet olan müslümanlara zulm yapması, halife Kaim-biemrillah’a karşı kötü davranıp, sarayını yağmalaması ve halifenin yardım istemesi üzerine Bağdad’a geldi. Halifenin bu durumunu haber alan Büveyhi hükümdarı Melik-ür-Rahim de yardım için Bağdad’a doğru yola çıktı. 1055 (H. 447) senesinde Bağdad’a gelen Sultan Tuğrul Bey, halifeye ve kendisine karşı savaşanlardan bir kısmını yok etti. Büveyhilerden yüz bularak halifeye karşı ayaklanan isyancıların başı Besasiri, Bağdad’dan kaçarak akrabası olan Hille emiri Kureyş bin Bedran’a sığındı. Tuğrul Bey bu sırada Bağdad’a gelen Büveyhoğulları Devleti’nin son hükümdarı Melik-ür-Rahim’i de tutuklayıp haps ettirdi. Böylece şii Büveyhoğulları Devleti’ne son verdi. Melik-ür-Rahim 1059 (H. 450) yılında tutuklu bulunduğu Rey kalesinde öldü.

Yüz seneyi aşkın bir müddet İran ve Irak’ta hüküm süren, temel fikir ve düşünceleri Eshab-ı kiram düşmanlığı olan Büveyhiler, Bağdad’daki Abbasi halifeleri üzerinde devamlı olarak tehdid unsuru olmuş, kendi aralarında taht ve kardeş kavgaları sebebiyle ilim ve imar çalışması yapamamışlar, fırsat buldukça Mısır’daki Fatımilerle işbirliği kurarak; sünni Samanoğulları, Gazneli ve Selçuklulara karşı hareket etmek suretiyle İslam birliğini bozmuşlardır.
 

First panel title

First panel content

Second panel title

Second panel content
Üst