Yeni mesajlar Yeni konular En çok cevaplanan En görüntülenen konu En çok begenilen

En çok mesaj
Kullanıcı
Mesaj
103,750
sdC
36,546
Eqe
34,988
34,975
25,493
TEO
22,076
21,058
aSk
20,421
12,443
11,363

CEMEL (Deve) VAK’ASI .

BUDULGAN BOZKURT

Banlı Üye
Katılım
5 Mar 2015
Mesajlar
30,821
Tepkime puanı
40
Puanları
0
Memleket
61 Trabzon
Nerden:
Bir seçim yapınız
Hicri otuz altı senesinde İbn-i Sebe yahudisinin başkanlığındaki fitnecilerin sebeb olduğu muharebe. Bu vak’a esnasında hazret-i Aişe (radıyallahü anha) deve üzerinde bulunduğu için Cemel (deve) vak’ası diye anılmıştır.

Hazret-i Osman’ın hilafetinin son zamanlarında Küfe ve Mısır’da Eshab-ı kiram düşmanları çoğalmış; fitne fesad çıkarmaya isyana başlamışlardı. Bu isyanı, münafık olan Abdullah ibni Sebe ismindeki yahudi idare ediyor, kendi gibi düşünenlerle müslümanları parçalamak için çabalıyordu, önce işe, halife hazret-i Osman’ın şehid edilmesini sağlamakla başladılar.

Hazret-i Ali, bu elim şehadet vak’asından sonra, hicri otuz beş yılında Medine-i münevverede halife seçildi. Osman bin Affan’ı (radıyallahü anh) şehid eden fitnecileri cezalandırmak icab ediyordu. Hazret-i Ali, katılleri arayıp kısas yapmakta acele etmeyip, ortalığın yatışmasını uygun gördü. Bunu fırsat bilen eşkıya, faaliyetlerine devam etti. Hazret-i Osman’ın aleyhinde bulunup kendilerini haklı gösteren sözleri her tarafa yaymağa başladılar. Eshab-ı kiramın büyüklerinden; Talha, Zübeyr, Nu’man bin Beşir, Ka’b bin Acre (radıyallahü anhüm) ve başkaları bu hale çok üzüldüler. Fitnecilerin yaptıklarının çok yanlış olduğunu söylediler. Bu haberi duyan fitneciler onları da şehid etmeye karar verdiler. Bunlar da Mekke-i mükerremeye gittiler. Hac etmek için Mekke’ye gel mis olan hazret-i Aişe’ye anlatıp ona sığındılar. “Halifenin, katılleri yakalamakta acele etmemesinden eşkiya yüz buluyor. Onlar da şımararak düşmanlıklarını, işkencelerini arttırıyorlar. Kısas yapılmadıkça ve zalimlerin cezası verilmedikçe, kan dökmenin önüne geçilemiyecektir” dediler. Hazret-i Aişe de; “Bu şakiler Medine’de kaldıkça, ve Emir-ül-mü’minin’in etrafını sardıkça, sizin Medine’ye gitmeniz doğru olmaz. Şimdilik emin bir yere gidiniz. İşin sonunu bekleyiniz. Hazret-i Ali’yi bu eşkıyanın elinden kurtarmak için uzaktan yardım ediniz, ilk fırsatta, halifeyi aranıza alıp eşkıya üzerine yürüyünüz. Katılleri yakalayıp kısas yapmak kolay olur. Böylece kıyamete kadar, zalimlere ders vermiş olursunuz! Bu iş şimdi kolay değildir. Acele etmeyiniz” buyurdu. Eshab-ı kiram, hazret-i Aişe’nin sözlerini beğendiler. Hazret-i Aişe’ye; “Fitne kalkıp, ortalık düzelinceye kadar bizi himaye et! Sen, Resulullah’ın muhterem zevcesi ve müslümanların annesisin. Ona herkesten daha yakın ve daha sevgilisin. Seni herkes saydığı için, eşkıya sana yaklaşamaz. Bizimle beraber bulun! Bize kuvvet ol!” diye yalvardılar. Hazret-i Aişe, müslümanların rahat etmesi ve Resulullah’ın eshabını korumak için, onlarla birlikte Basra’ya hareket etti. Halifenin etrafını saran ve birçok işlere karışan katıller, bu haberi hazret-i Ali’ye başka türlü anlattılar. Halifeyi de Basra’ya gitmeye zorladılar. İmam-ı Hasen, İmam-ı Hüseyn ve Abdullah bin Ca’fer-i Tayyar ve Abdullah bin Abbas (r. anhüm) gibi sahabiler, halifeye acele etmemesini, münafıkların sözüne aldanmamasım söylediler. Fakat şakiler ağır basarak, Emir hazretlerini Basra’ya götürdüler. Emir önce, Ka’ka’ı (radıyallahü anh) gönderip, hazret-i Aişe’nin yanında bulunanların düşüncelerini sordu. Onlar, sulh ve fitneyi önlemek istediklerini, bunun için de, önce katıllerin yakalanması lazım geldiğini söylediler. Halife, isteklerini uygun buldu. Her iki taraftaki müslümanlar sevindiler. Üç gün sonra birleşmek için anlaştılar. Buluşma saati yaklaşınca, katıller haber aldı. Şaşkına döndüler. Başkanları olan Abdullah bin Sebe yahudisinin etrafında toplandılar. “Son çaremiz bu gece halifenin askerlerine hücum ediniz ve; “Aişe’nin yanındakiler sözlerinde durmadı. Baskına uğradık” deyiniz” dedi. O gece ikiye ayrılıp bir kısmı bu işi yaparken, diğer süvari birliği ile de, karşı tarafa saldırdılar. Bir kaç gün evvel gönderdikleri ajanlar da; “Halife sözünde durmadı. Baskına uğradık” diye bağırdılar. Karanlıkta kimse ne olduğunu anlıyamadı. Sonunda iki taraf birbirine girdi ve şiddetli bir çarpışma başladı. Cemel vak’ası denilen bu hadisede her iki taraftan on üç bin kişi, bir rivayette de on bin kişi şehid düştü. Kurtubi ve başka Ehl-i sünnet tarihçileri işin doğrusunu böyle anlatmaktadır. Eshab-ı kirama düşman olanlar ise, münafık ve bozguncuları haklı çıkarmak için çeşitli şeyler ilave etmektedirler.
 

First panel title

First panel content

Second panel title

Second panel content
Üst