Yeni mesajlar Yeni konular En çok cevaplanan En görüntülenen konu En çok begenilen

En çok mesaj
Kullanıcı
Mesaj
aSk
19,716
TEO
18,824
Eqe
18,281
11,378
10,928
10,898
10,647
10,401
8,634

Edmonia Lewis: Kendi Kaderinin Öncüsü

TheGirLinBlack

Semper Fidelis
Yönetici
Süper Admin
Katılım
24 Haz 2019
Mesajlar
13,002
Tepkime puanı
3,474
Puanları
113
Konum
Almanya
Cinsiyetiniz
Bayan
Yaş
27
Burc
Koç
Memleket
35 İzmir
Nerden:
Avrupa
İlgi Alanı:
Dans, Spor,
Beyaz erkeklerin hükmettiği bir dünyada Edmonia Lewis siyahi ve kadın sesini duyurmayı başardı. Heykel dünyasıyla Afro-Amerikan ve aborjin kökeni arasında bağ kurdu.


Mary Edmonia Lewis kariyerinin büyük bir kısmını İtalya’nın Roma kentinde sürdüren Amerikan bir heykeltıraş. New York’ta özgür benliğiyle dünyaya gelen Edmonia Lewis, uluslararası camiada ün kazanan ilk Afro-Amerikan kadındı. Ayrıca güzel sanatlar dünyasında tanınırlık kazanan ilk Afro-Amerikan olma özelliğini de taşıyor.
19. ve 20. yüzyıllarda çoğu sanatçı kendi ülkelerinde sahip oldukları başarılarının tadını çıkardılar. Edmonia Lewis istisnai bir hayat sahipti. Bugünkü yazımızda, onun hayatı, işleri, toplumun ona dayattığı şeylerin üstesinden nasıl geldiği ve her şeye rağmen nasıl dünya çapında bir üne kavuştuğundan bahsedeceğiz.

Edmonia Lewis: Çocukluğu

Edmonia Lewis 1844 yılında özgür siyahi bir kadın olarak Greenbush, New York’ta dünyaya geldi. Altın madenciliği sayesinde yetişkinliğinde varlıklı biri olan bir abisi vardı.

Küçük Edmonia, bir “beyefendinin” siyahi hizmetkarı olan bir adamın kızıydı. Aynı şekilde siyahi olan annesi Ojibwa ve Afrika kökenliydi. (Ojibwa Çeroki ve Navajo Kızılderilileri gibi Kuzey Amerika’daki en büyük toplumlardan biriydi.)

Edmonia Lewis 10 yaşında ebeveynlerini kaybetti. Ardından Niagara Şelalesi’nin yakınlarında bir Ojibwa ailesi tarafından büyütüldü.

Mary Edmonia Lewis çok eğitimli biri olmasına rağmen, başarılı abisinin desteğiyle Ohia’daki Oberlin Koleji’ne kabul edildi.1860 ve 1863 yılları arasında burada eğitim aldı ve yetenekli bir sanatçı olarak eğitimini tamamladı.

Bu dönemde, Oberlin kampüsünde kölelik karşıtı hareketler baş gösteriyordu. Bu durum, Edmonia’nın sanat kariyerinde önemli bir etki yarattı.
“Orman kadar güzel bir şey daha yok. Açken balık tutmak, ağaçların dallarını kesip toplamak, balığı pişirmek için dallardan ateş yakmak, açık havada o balığı yemek hayattaki en büyük lüks.”
– Edmonia Lewis
Başarının Bedeli

Edmonia Lewis tarafından yapılmış bir heykel


Genç kadın, saygı duyulan bir sanatçı olabilmek adına pek çok zorluğu aşmak zorunda kaldı. Oberlin Koleji’ndeki iki beyaz arkadaşını zehirlemekle suçlandı. Ardından beyaz bir çete tarafından kaçırıldı ve şiddet gördü. Saldırının yaralarını sardıktan sonra hakkındaki suçlamalar da düşünce Boston’a kaçtı.

Boston’da kölelik karşıtı William Lloyd Garrison ve ona heykeli öğreten, kendi stüdyosunu açmasına yardımcı olan heykeltıraş Edward A. Brackett ile arkadaş oldu.
1860’ların başında, Lewis işleriyle ödüller almaya başladı ve sanat dünyasına daldı. Garrison, John Brown ve diğer kölelik karşıtı liderlerce taşınan kil ve alçı madalyonları ticari başarısı için kapıları araladı.

Sonrasında 1864 yılında Edmonia Lewis, iç savaş kahramanı 54. Massachusetts Gönüllü Piyade Alayı Başkanı iken vefat eden Albay Robert Shaw’un büstünü yaptı. Bu işi sayesinde ilk kayda değer ticari başarısını elde etmiş oldu.

Büstün kopyalarının da satılmasıyla elde ettiği para sayesinde Roma’ya taşındı. Amerikan gurbetçi sanatçıların çoğu Roma’da yaşadığı için o da buraya taşınmaya karar vermişti. Bu sanatçılar arasında yeni fırsatlar arayışında olan başka kadınlar da vardı.

Edmonia Lewis ve Roma’daki Yaşamı


Lewis İtalya’da da sanatçı olarak mesleğini sürdürdü. İşlerinde Afro-Amerikan kültürel mirası ve ikincil olarak da dini olan Katolikliğin izleri görülüyordu.
En çok övgü alan işlerinden biri, kölelik baskısından doğan bir kadın ve erkeği betimlediği Sonsuza Kadar Özgür (1867) adlı heykeliydi. Lewis ayrıca Ulysses S. Grant ve Abraham Lincoln gibi Amerikan başkanlarının büstlerini de yaptı.

Kökeni ile kurduğu başarılı bağın görülebileceği bir diğer eseri ise Ok Yapıcı (1866) idi. Bu eserinde de aborjin kökenlerinden esinleniyordu. Heykel, kızına ok yapmayı öğreten bir babayı konu ediniyordu.

En ünlü eserlerinden biri Mısır kraliçesi Kleopatra’yı yansıttığı Kleopatra’nın Ölümü adlı eseriydi. Eser 1876 yılında Philadephia’daki Asırlık Sergisi’nde ve 2 yıl sonra da Chicago’da sergilenince eleştirmenlerin ilgisini çekmeyi başardı. Lewis fahiş kargo ücretini karşılayamayınca 2 tonluk eser asla İtalya’ya geri dönemedi. Eser mecburen bir depoya yerleştirildi. Lewis’in vefatından 20 yıl kadar sonra birileri heykeli yeniden keşfetti.

Lewis’in Son Yılları ve Vasiyeti

Beyaz alçıdan kadın ve erkek heykeli



Çocukluğu ile ilgili olduğu gibi, Lewis’in son yılları hakkında da pek fazla bilgi yok. 1890’ların sonuna kadar işlerini sergilemeye devam ettiğini biliyoruz. Roma’da Frederick Douglass’ın onu ziyaret ettiği, hiç evlenmediği ve çocuğunun olmadığı bilgisine de sahibiz. Hayatının son yılları hakkındaysa epey az bilgi bulunuyor.
Lewis’in son yıllarını Roma’da geçirdiğine dair söylentiler var. Fakat son zamanlarda ölüm belgesi açığa çıktı. Bu belgede, 1907 yılında 63 yaşındayken Londra’da öldüğü belirtiliyor.

Edmonia Lewis siyahi kadın “statüsüne” rağmen, hala hayattayken eserleriyle takdir kazanmayı başardı. Gerçekten tanınması ise ölümünün ardından sanat dünyasında onun işleri daha fazla görünürlük kazandığında gerçekleşti. Lewis’in hayatı ve eserleri, 20. yüzyılın sonunda ölümünün ardından övgü topladı ve işleri pek çok yerde sergilenme şansına erişti.

En ünlü eserlerinden bazıları şu anda Smithsonian Amerikan Sanat Müzesi ve Metropolitan Müzesi’nin kalıcı koleksiyonunda yer alıyor. Ayrıca, eserlerinden bazıları Cleveland Sanat Müzesi ve Howard Üniversitesi Sanat Galerisi’nde de sergileniyor.
 

First panel title

First panel content

Second panel title

Second panel content
Üst