Yeni mesajlar Yeni konular En çok cevaplanan En görüntülenen konu En çok begenilen

En çok mesaj
Kullanıcı
Mesaj
103,750
sdC
36,546
Eqe
34,984
34,975
25,492
TEO
22,076
21,058
aSk
20,421
12,443
11,363

PEYGAMBER EFENDİMİZ HAYATI "sallallahu aleyhi ve sellem"

BUDULGAN BOZKURT

Banlı Üye
Katılım
5 Mar 2015
Mesajlar
30,821
Tepkime puanı
40
Puanları
0
Memleket
61 Trabzon
Nerden:
Bir seçim yapınız












HİLYE-İ SEADET


Sevgili Peygamberimiz, Muhammed aleyhisselamın görünen bütün uzuvlarının şekli, sıfatları, güzel huyları, hayatının tamamı bütün incelikleri ile çok geniş ve açık olarak İslam alimleri tarafından senetleri, vesikaları ile yazılmıştır. Bu bilgiler bizzat Peygamberimizin kendi beyanları olan hadis-i şeriflerinden ve Eshabının bildirdiği haberlerden toplanmıştır. Bunlara (Siyer) kitapları denir. Binlerce siyer kitabı arasında Peygamber efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) Hilye-i se’adetini bildiren en meşhur kitaplar, İmam-ı Tirmizi’nin “Eş-Şemail’ür Resul” adlı eseri ve Kadı İyad’ın “Şifa-i şerifi” İmam-ı Beyheki’nin ve İsfehani’nin “Delail’ül-Nübüvve” adlı kitapları meşhurdur.

Hadis-i şeriflerden ve Eshab-ı kiramın bildirdiği haberlerde Sevgili Peygamberimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) Hilye-i se’adeti şöyle, bildirilmektedir. Sevgili Peygamberimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) mübarek yüzü, bütün uzuvları ve sesi bütün insanların yüzlerinden, azalarından ve seslerinden daha güzeldi. Mübarek yüzü bir miktar yuvarlaktı. Neşeli olduğu zaman yüzü ay gibi nurlanırdı. Sevindiği alnından belli olurdu. Gündüz nasıl görürse gece de öyle görürdü. Önünde olanları gördüğü gibi arkasında olanları da görürdü. Bunları isbat eden yüzlerce hadise kitaplarda yazılıdır. Yana ve geriye bakacağı zaman bütün bedeni ile dönüp, bakardı. Mübarek gözleri büyük, kirpikleri uzundu. Gözlerinde bir miktar kırmızılık vardı. Gözlerinin karası gayet siyahtı. Alnı açıktı. Mübarek kaşları ince ve arası açıktı. İki kaşı arasında olan damar, hiddetlenince kabarırdı. Mübarek burnu gayet güzel olup, orta yeri bir miktar yüksekti. Başının büyüklüğü gayet normaldi. Mübarek ağzı küçük değildi.

Dişleri beyazdı, ön dişleri seyrekti. Söz söylediği zaman, dişleri arasından nur saçılırdı. Allahü teala’nın kulları arasında, ondan daha fasih ve tatlı sözlü kimse görülmedi. Mübarek sözleri gayet kolay anlaşılır, gönülleri alırdı ve ruhları kendine çekerdi. Söz söylediği zaman, kelimeleri inci gibi dizilirdi. Bir kimse saymak istese, kelimeler sayılmak mümkündü. Ba’zan iyi anlaşılması için üç kere tekrar ederdi. Cennette Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) gibi konuşulacakdır. Mübarek sesi, kimsenin sesinin yetişemediği yere yetişirdi. Peygamberimizin mübarek kolları etli, parmakları iriydi. Avuçlarının içi genişti. Bütün vücudunun kokusu miskten güzeldi. Bedeni hem yumuşak, hem de kuvvetliydi Kolları, ayakları ve parmakları uzundu.

Ayak parmakları iriydi, ayaklarının altı çok yüksek olmayıp yumuşaktı. Mübarek karnı geniş olup, göğsü ile karnı beraberdi. Omuz başının kemikleri iriydi. Göğsü genişti. Resulullah efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) çok uzun boylu olmayıp, kısa da değildi. Yanına uzun bir kimse gelse, ondan uzun görünürdü. Oturduğu zaman omuzu, oturanların hepsinden yukarı olurdu. Mübarek saçları ve sakallarının kılı kıvırcık ve çok düz değil, yaratılışta ondüleydi. Saçları uzundu. Önceleri kakül bırakırdı. Sonradan ikiye ayırır oldu. Saçlarını ba’zan uzatır, ba’zan da keser, kısaltırdı. Saç ve sakalını boyamazdı. Bıyığını kısaltırdı. Bıyıklarının uzunluğu ve şekli, kaşları kadardı. Hususi berberleri vardı. Sakalını bir tutam uzatırdı. Peygamberimiz, kırmızı ile karışık beyaz benizli olup, gayet güzel ve sevimliydi. Siyah değildi. O, Arab idi. Arab, lügatte güzel demektir. Arabistanlı olduğu için Arab denilmektedir. Nitekim babası Abdullah’ın güzelliği Mısır’a kadar şöhret bulmuştu ve alnındaki nurdan dolayı ikiyüze yakın kız evlenmek için Mekke’ye gelmişti. Fakat, onunla evlenmek Amine’ye nasip olmuştu.

Mısır halkı esmer, Habeşistan halkı siyahtır. Bunlara habeş denir. Zengibar halkına zenci denir. Bunlar da siyahtır. Bunlar kendilerini Anadolu’da Arab diye tanıttıkları için siyah denmektedir. Bu ise yanlıştır. Peygamber efendimiz güler yüzlüydü. Tebessüm ederek gülerdi. Gülerken mübarek dişleri görünürdü. Güldüğü zaman, dişleri arasından çıkan nuru, duvarlar üzerine ışık verirdi. Ağlaması da, gülmesi gibi hafifti. Kahkaha ile gülmediği gibi, yüksek sesle de ağlamazdı. Fakat mübarek gözlerinden yaş akar, göğsünün sesi işitilirdi. Ümmetinin günahlarını düşünüp ağlardı. Allahü tealanın korkusundan ve Kur’an-ı kerimi işitince ve ba’zen de namaz kılarken ağlardı. Resulullah (sallallahü aleyhi ve sellem) efendimiz, misvakını ve tarağını yanından ayırmazdı.

Mübarek saçını ve sakalını tararken aynaya bakardı. Geceleri gözlerine sürme çekerdi. Peygamberimiz önüne bakarak, süratle yürürdü. Bir yoldan geçtiği, güzel kokusundan belli olurdu. Çünkü O’nun mübarek teri, miskten ve çiçekten daha güzel kokardı. Güzel huyların hepsi Resulullah’ta (sallallahü aleyhi ve sellem) toplanmıştı. Güzel huyları, Allahü teala tarafından verilmiş olup, çalışarak sonradan kazanmış değildi. Bir müslümanın ismini söyleyerek, hiçbir zaman lanet etmemiş ve asla mübarek eli ile kimseyi döğmemiştir. Kendi için hiçbir şeyden intikam almamıştır. Allah için intikam alırdı. Akrabasına, Eshabına ve hizmetçilerine tevazu ederek, iyi muamele de bulunurdu. Ev içinde çok yumuşak ve güler yüzlüydü.

Hastaları ziyarete gider, cenazelerde bulunurdu. Eshabının işlerine yardım eder, çocuklarını kucağına alırdı. Fakat kalbi bunlarla meşgul değildi. Mübarek ruhu, melekler alemindeydi. Resulullah efendimizi ansızın gören kimseyi korku kaplardı. Kendisi yumuşak davranmasaydı, peygamberlik hallerinden, asla kimse yanında oturamaz, sözünü işitmeye takat, güç getiremezdi. Halbuki kendisi hayasının çokluğundan mübarek gözleri ile kimsenin yüzüne bakmazdı. Zekat malı almaz, fakat hediye alırdı. Herkesin hediyesini kabul ederdi. Hediye getirene karşılık olarak kat kat fazlasını verirdi.

Peygamber Efendimizi (sallallahü aleyhi ve sellem) metheden onbinlerce kitap, kaside ve diğer eserler yazılmıştır. Bunları yazanlar içinde şöhretleri ve sanatları bütün dünyayı ve asırları kaplamış olanları dahi, Resulullahı (sallallahü aleyhi ve sellem) methetmekten aciz olduklarını beyan etmişlerdir. Resulullah (sallallahü aleyhi ve sellem) efendimiz günümüzde de bütün dünya milletlerinin, ilim adamlarının, devlet, siyaset ve fikir adamlarının, ediplerin, tarihçi ve askeri şahsiyetlerin alakasını çekmekte bunların her biri O’nu biraz inceledikten sonra hayranlık ve şaşkınlıklarını, dile getirmektedirler.

Müslüman olmayanlar, Peygamberimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) sadece idareciliği, dehası, askeri, sosyal ve diğer yönlerini görmekte, yalnız bunlara bakarak O’nu tanımaya çalışmaktadırlar. Gördükleri fevkalade ve hiçbir insanda görülmemiş üstünlükler karşısında acze düşmekle beraber, O’na peygamber gözüyle bakmadıkları için O’nu tanımaktan ve anlamaktan çok uzak kalmaktadırlar. Müslümanlar Peygamber efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) güzellik ve üstünlüklerini ilimleri, ihlasları ve O’na olan muhabbetleri kadar derece derece görmekte ve anlayabilmektedirler. Bunlardan zahir alimleri O’nun zahiri vasıflarını, batın alimleri de batıni güzelliklerini görebildikleri kadar dile getirmişlerdir.

Ulema-i rasihin denilen hem zahir ve hem de batın bilgilerinde üstad ve Peygamberimize (sallallahü aleyhi ve sellem) varis olan yüksek İslam alimleri ise O’nu bütün güzellikleriyle görmüş ve aşık olmuşlardır. Bunların en başında Ebu Bekr-i Sıddik (radıyallahu anh) gelmektedir. O, Resulullah’daki (sallallahü aleyhi ve sellem) nübüvvet nurunu görmekte, O’nun üstünlük, güzellik ve yüksekliklerini idrak ederek, O’na aşık olmakta öyle ileri gitmiştir ki, başka hiçbir kimse Ebu Bekr-i Sıddik (radıyallahu anh) gibi olamamıştır. Ebu Bekr-i Sıddik (radıyallahu anh) her an, her baktığı yerde Resulullah’ı görürdü. Bir keresinde halini “Ya Resulallah! Nereye baksam sizi görüyorum.

Helada bile, karşımdasınız, utanıyorum.” diye arz etmişti. Bir keresinde de “Bütün iyiliklerimi, sizin bir sehvinize (yanılmanıza) değişirim” demişti. Resulullah’ın (sallallahü aleyhi ve sellem) güzelliğini en iyi görüp anlayan ve anlatanlardan biri de zevcat-ı mutahhareden, mü’minlerin annesi Hz. Aişe idi. Hz. Aişe alim, müctehid, akıllı, zeki, edib idi. Gayet beliğ ve fasih konuşurdu. Kur’an-ı kerimin manalarını, helal ve haramları, Arap şiirlerini ve hesap ilmini çok iyi bilirdi. Resulullahı (sallallahü aleyhi ve sellem) metheden şu iki beyti Hz. Aişe söylemiştir:

“Ve lev semi’ü fi mısre evsafe haddihi.

Lema bezelu fi sevmi Yusüfe min nakdin.

Levima Zeliha lev reeyne cebinehu

Le aserne bilkat’il külubi alel eydi.”

“Eğer Mısır’dakiler, Onun (Peygamber efendimizin) yanaklarının güzelliğini işitmiş olsalardı, (Güzelliği dillere destan olan) Yusuf aleyhisselamın pazarlığında hiç para vermezlerdi. Yani bütün mallarını, onun yanaklarını görebilmek, için saklarlardı. Zelihayı (Yusuf aleyhisselama aşık oldu diyerek) kötüleyen kadınlar Resulullah’ın (sallallahü aleyhi ve sellem) parlak alnını görselerdi ellerinin yerine kalblerini keserlerdi de acısını duymazlardı.” Gene Hz. Aişe buyuruyor ki: “Bir gün Resulullah (sallallahü aleyhi ve sellem) mübarek nalınlarının kayışlarını çıkarıyordu.

Bende iplik eğiriyordum. Mübarek yüzüne baktım. Parlak alnından ter damlıyordu. Ter damlası, her taraftı nur saçıyordu. Gözlerimi kamaştırıyordu. Şaşakaldım. Bana doğru bakıp, “Sana ne oldu ki, böyle dalgın duruyorsun” buyurdu. Ya Resulallah! Mübarek yüzündeki nurların parlaklığına ve mübarek alnındaki ter danelerinin saçtıkları ışıklara bakarak kendimden geçtim, dedim. Resulullah (sallallahü aleyhi ve sellem) kalkıp yanıma geldi. Gözlerimin arasını (alnımı) öptü ve “Ya Aişe! Allahü teala sana iyilikler versin! Beni sevindirdiğin gibi, seni sevindiremedim” buyurdu. Ya’ni senin beni sevindirmen, benim seni sevindirmemden çoktur dedi.

Hazret-i Aişe’nin mübarek gözlerinin arasını öpmesi, Resulullahı (sallallahü aleyhi ve sellem) severek, O’nun cemalini anlayarak gördüğü için aferin ve takdir olmaktadır. Resulullah’ın (sallallahü aleyhi ve sellem) Kur’an-ı kerimde geçen isimlerinden biri de Kur’an-ı kerimin kalbi olan “Yasin” suresindeki “Yasin” kelimesidir. Ulema-i Rasihin’in büyüklerinden olan Seyyid Abdülhakim-i Arvasi hazretleri, “Yasin”, (Ey benim muhabbet deryamın dalgıcı olan habibim) demektir.” buyurmuştur. Bu deryanın ismini duyanlar, uzaktan görenler, yakınına gelenler, içine girip nasibi kadar derine inenlerin hepsi, ömürlerinin her safhasında Resulullahın (sallallahü aleyhi ve sellem) aşkı ile yanıp tutuşmuşlar, yanık feryatlar, içli gözyaşları ve yakıcı mısralarla bu aşklarını dile getirmişlerdir.

Bunların içinde en büyük ve meşhurlarından olan ve bu muhabbet deryasından büyük pay sahibi olan Mevlana Halid-i Bağdadı hazretleri de Resulullaha (sallallahü aleyhi ve sellem) olan muhabbet ve aşkını dile getirdiği kasidelerinden birinde şöyle yazmaktadır.

Server-i alem, sana aşık olup da, yanarım!

Her nerede olsam, o güzel cemalin ararım.

Ka’be kavseyn tahtının sultanı sen, ben bir hiçim.

Misafirinim dememi saygısızlık sayarım.

Herşey cihanda senin şerefine yaratıldı.

Rahmetin bana da yağsa, o an olur beharım.

Herkes Ka’be’yi tavaf için geliyor Hicaz’a,

Sana kavuşmak şevkile, ben dağları aşarım.

Se’adet tacı giydirildi, rü’yada başıma,

Ayağın toprağı serpildi yüzüme sanırım.

Dostunu öven aşıkların bülbülü, ey Cami!

Divanında şu yazılar, oluyor, tercümanım.

Dili sarkmış, susuz kalmış, uyuz bir köpek gibi,

Senin ihsan denizinden bir damla arzularım.

Resulullah’ı sevmek, bütün müslümanlara farz-ı ayndır. O serverin sevgisi bir gönüle yerleşirse, İslamiyeti yaşamak, imanın ve İslam’ın tadına doyulmaz zevkine ermek, çok kolay olur. Bu sevgi, iki cihanın efendisine tam uymaya sebep olur. Bu sevgi ile Allahü tealanın habibine ikram ettiği sonsuz ve tarife sığmaz nimetlere ve bereketlere kavuşmakla şereflenilir. Küçük, büyük her müslümanı doğrudan doğruya Resulullahın sevgisine götüren ehli sünnet alimleri ve kitapları bu bereketlerin senetleridir.


 

BUDULGAN BOZKURT

Banlı Üye
Katılım
5 Mar 2015
Mesajlar
30,821
Tepkime puanı
40
Puanları
0
Memleket
61 Trabzon
Nerden:
Bir seçim yapınız












MUHAMMED ALEYHİSSELAMIN YÜKSEK AHLAKI


Allahü teala, sevgili Peygamberine (sallallahü aleyhi ve sellem) verdiği iyilikleri, ihsanları sayarak, O’nun mübarek kalbini okşarken, kendisine güzel huylar verdiğini de saymakta, “Sen güzel huylu olarak yaratıldın” buyurmaktadır. İkrime (radıyallahu anh) buyuruyor ki, Abdullah İbni Abbas’dan işittim: Bu ayet-i kerimedeki (Huluk-ı azim) yani güzel huylar, Kur’an-ı kerimin bildirdiği ahlaktır. Ayet-i kerimede “Sen huluk-ı azim üzeresin” buyuruldu. Huluk-ı azim demek, Allahü teala ile sır, gizli şeyleri bulunmak, insanlar ile de güzel huylu olmak demektir. Çok kimselerin İslam dinine girmesine, Resulullahın (sallallahü aleyhi ve sellem) güzel ahlakı sebep oldu. Sözleri gayet tatlı olup gönülleri alır, ruhları cezb ederdi.

Aklı o kadar çokdu ki, Arabistan yarımadasında, sert, inadçı insanlar arasında gelip, çok güzel idare ederek ve cefalarına sabrederek, onları yumuşaklığa ve ita’ate getirdi. Çoğu dinlerini bırakıp müslüman oldu ve din-i İslam yolunda babalarına ve oğullarına karşı harb etdi. Onun uğrunda mallarını, yurtlarını feda edip, kanlarını akıtdı. Halbuki, böyle şeylere alışık değildiler. Güzel huyu, yumuşaklığı, afvı, sabrı, ihsanı, ikramı, o kadar çokdu ki, herkesi hayran bırakırdı. Görenler ve işitenler seve seve müslüman olurdu. Hiçbir hareketinde, hiçbir işinde, hiçbir sözünde, hiçbir zeman, hiçbir çirkinlik, hiçbir kusur görülmemişdir. Kendisi için kimseye gücenmediği halde, din düşmanlarına, dine dil ve el uzatanlara karşı sert ve şiddetli idi.

Muhammed aleyhisselamın bin mu’cizesi göründü, dost düşman herkes de bunu söyledi. Bu kadar mucizelerinin en kıymetlisi, edebli olması ve güzel huyları idi. Ebu Said-i Hudri hazretleri buyurdu ki: Resulullah (sallallahü aleyhi ve sellem), hayvana ot verirdi. Deveyi bağlardı. Evini süpürürdü. Koyunun sütünü sağardı. Ayakkabısının söküğünü dikerdi. Çamaşırını yamardı. Hizmetçisi ile birlikte yerdi. Hizmetçisi el değirmeni çekerken yorulunca ona yardım ederdi. Pazardan öte beri alıp, torba içinde eve getirirdi. Fakirle, zenginle, büyükle, küçükle karşılaşınca, önce selam verirdi. Bunlarla müsafeha etmek için, mübarek elini önce uzatırdı. Köleyi, efendiyi, beyi, siyahı ve beyazı bir tutardı. Her kim olursa olsun, çağrılan yere giderdi, önüne konulan şeyi, az olsa da, hafif, aşağı görmezdi. Akşamdan sabaha ve sabandan akşama yemek bırakmazdı. Güzel huylu idi. İyilik etmesini sever idi.

Herkesle iyi geçinirdi. Güler yüzlü, tatlı sözlü idi. Söylerken gülmezdi. Üzüntülü görünürdü. Fakat, çatık kaşlı değildi. Aşağı gönüllü idi. Fakat, alçak tabiatlı değildi. Heybetli idi. Yani saygı ve korku hasıl ederdi. Fakat, kaba değildi. Nazik idi. Cömert idi. Fakat, israf etmez, faydasız yere birşey vermezdi. Herkese acır idi. Mübarek başı hep önüne eğik idi. Kimseden birşey beklemezdi. Se’adet, huzur isteyen, O’nun gibi olmalıdır. Enes bin Malik (radıyallahu anh) buyuruyor ki, (Resulullaha (sallallahü aleyhi ve sellem) on sene hizmetçilik ettim. Bana bir kerre üf demedi. Şunu niçin böyle yaptın, bunu niçin yapmadın buyurmadı). Yine (Mesabih) de, Enes bin Malik diyor ki, (Resulullah (sallallahü aleyhi ve sellem) insanların en güzel huylusu idi. Beni bir gün, bir yere gönderdi. Vallahi gitmem dedim. Fakat, gidecektim.

Emrini yapmak için dışarı çıktım. Çocuklar sokakta oynuyordu. Onların yanından geçerken arkama baktım. Resulullah (sallallahü aleyhi ve sellem) arkamdan geliyordu. Mübarek yüzü gülüyordu. “Ya Enes! Dediğim yere gittin mi?” buyurdu. Evet gidiyorum Ya Resulallah (sallallahü aleyhi ve sellem) dedim). Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) diyor ki, (Bir gazada, kafirlerin yok olması için dua buyurmasını söyledik. (Ben, la’net etmek için, insanların azap çekmesi için gönderilmedim. Ben, herkese iyilik etmek için, insanların huzura kavuşması için gönderildim” buyurdu.) Allahü teala, Enbiya suresinin yüzyedinci ayetinde (Seni, alemlere rahmet, iyilik için gönderdik) buyuruyor. Ebu Said-i Hudri (radıyallahu anh) buyurdu ki: (Resulullah’ın (sallallahü aleyhi ve sellem) hayası, bakire İslam kızlarının hayalarından daha çoktu).

Enes bin Malik (radıyallahu anh) diyor ki, (Resulullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bir kimse ile müsafeha edince, o kimse elini çekmedikçe, mübarek elini ondan ayırmazdı. O kimse, yüzünü çevirmedikçe, mübarek yüzünü ondan çevirmezdi. Bir kimsenin yanında otururken iki diz üzerinde oturur, ona saygı olmak için mübarek bacağını dikip oturmazdı). Cabir bin Sümre (radıyallahu anh) diyor ki, (Resulullah (sallallahü aleyhi ve sellem) az konuşurdu. Lüzumlu olduğu zaman veya birşey sorulunca söylerdi). Bundan anlaşılıyor ki, her müslümanın (Malaya’ni), faydasız şey söylememesi, susması lazımdır.

Mübarek sözlerinde tertil ve tersil vardı. Yani, gayet açık ve metodlu konuşur ve kolay anlaşılırdı. Enes bin Malik (radıyallahu anh) buyuruyor ki, (Resul “aleyhisselam” hastayı ziyarete gider, cenaze arkasında yürür, çağrılan yere giderdi. Eşeğe de binerdi. Resul aleyhisselamı Hayber gazasında gördüm. Yuları bir ip olan eşek üzerinde idi. Resul “aleyhisselam” sabah namazından çıkınca, Medine çocukları ve işçileri su dolu kablarını önüne getirirler. Mübarek parmağını içine sokmasını dilerlerdi. Kış ve soğuk su olsa da, her birine mübarek parmağını sokar, gönüllerini yapardı). Yine Enes (radıyallahu anh) diyor ki, (Bir küçük kız, Resul aleyhisselamın elini tutup bir iş için götürseydi, birlikte gider, müşkülünü hallederdi).

Cabir (radıyallahu anh) diyor ki, (Resul aleyhisselamdan birşey istenip de yok dediği işitilmedi). Enes bin Malik buyuruyor ki, (Resul “aleyhisselam” ile birlikde gidiyordum. Üzerinde bürd-i Necrani vardı. Yani Yemen kumaşından bir palto vardı. Arkadan bir köylü gelip, yakasından öyle çekti ki, paltonun yakası mübarek boynunu çizdi, yeri kaldı. Resul “aleyhisselam”, onun bu haline güldü. Ona birşey verilmesi için emir buyurdu). Resul aleyhisselamın komşusu bir ihtiyar kadın vardı. Kızını Resul aleyhisselama gönderdi.

Namaz kılmak için örtünecek bir elbisem yok. Bana, namazda örtünecek bir elbise gönder diye yalvardı. Resul aleyhisselamın o anda başka elbisesi yokdu. Mübarek arkasındaki antariyi çıkarıp, o kadına gönderdi. Namaz vakti gelince, elbisesiz mescide gidemedi. Eshab-ı kiram, bu hali işitince, Resul “aleyhisselam” o kadar cömertlik yapıyor ki, gömleksiz kalıp, mescide cemaate gelemiyor. Biz de her şeyimizi fakirlere dağıtalım dediler. Allahü teala, hemen İsra suresinin yirmidokuzuncu ayetini gönderdi. Önce habibine, hasislik etme, birşey vermemezlik yapma buyurup, sonra da, sıkıntıya düşecek ve namazı kaçırarak, üzülecek kadar da dağıtma! Sadakada ortalama davran buyurdu. O gün, namazdan sonra, Hz. Ali (radıyallahu anh), Resulullahın yanına gelip, (Ya Resulallah (sallallahü aleyhi ve sellem)! Bugün, çoluk çocuğuma nafaka yapmak için sekiz dirhem gümüş ödünç almıştım. Bunun yarısını size vereyim.

Kendinize entari alınız) dedi. Resul “aleyhisselam” çarşıya çıkıp, iki dirhem ile bir entari satın aldı. Geri kalan iki dirhem ile yiyecek almağa giderken gördü ki, bir a’ma oturmuş Allah rızası için ve Cennet elbiselerine kavuşmak için, bana kim bir gömlek verir diyordu. Almış olduğu entariyi bu a’maya verdi. A’ma, entariyi eline alınca, misk gibi güzel koku duydu. Bunun, Resul aleyhisselamın mübarek elinden geldiğini anladı. Çünkü, Resul aleyhisselamın bir kere giydiği her şey, eskiyip dağılsa bile, parçaları da misk gibi güzel kokardı. A’ma dua ederek, (Ya Rabbi! Bu gömlek hürmetine, benim gözlerimi aç) dedi. İki gözü hemen açıldı. Resul aleyhisselamın ayaklarına kapandı. Resul aleyhisselam oradan ayrıldı. Bir dirhem ile bir entari satın aldı. Bir dirhem ile yiyecek satın almaya giderken, bir hizmetçi kızın ağladığını gördü. (Kızım, niçin böyle ağlıyorsun) buyurdu. Bir yahudinin hizmetcisiyim. Bana bir dirhem verdi. Yarım dirhem ile bir şişe ve yarım dirhem ile de yağ satın al dedi. Bunları alıp gidiyordum. Elimden düştü. Hem şişe, hem de yağ gitti. Şimdi ne yapacağımı şaşırdım dedi.

Resul “aleyhisselam”, son dirhemini kıza verdi. “Bununla şişe ve yağ al, evine götür” buyurdu. Kızcağız, eve geç kaldığım için yahudinin beni döğeceğinden korkuyorum dedi. Resul “aleyhisselam”, “Korkma! Seninle birlikte gelir, sana birşey yapmamasını söylerim” buyurdu. Eve gelip, kapıyı çaldılar. Yahudi kapıyı açıp, Resulullahı (sallallahü aleyhi ve sellem) görünce şaşırıp kaldı. Yahudiye, olan biteni anlatıp, kıza birşey yapmaması için şefaat buyurdu. Yahudi, Resulullahın ayaklarına kapanıp, (Binlerce insanın baş tacı olan, binlerce arslanın, emrini yapmak için beklediği ey koca Peygamber! Bir hizmetçi kız için, benim gibi bir miskinin kapısını şereflendirdin. Ya Resulallah! Bu kızı senin şerefine azad ettim. Bana imanı, İslamı öğret. Huzurunda müslüman olayım) dedi.

Resul “aleyhisselam”, ona müslümanlığı öğretti. Müslüman oldu. Evine girdi. Çoluğuna çocuğuna anlattı. Hepsi müslüman oldu. Bunlar, hep Resulullahın (sallallahü aleyhi ve sellem) güzel huylarının bereketi ile oldu. Resul aleyhisselamın güzel huyları pek çoktur. Her müslümanın bunları öğrenmesi ve bunlar gibi ahlaklanması lazımdır. Böylece, dünyada ve ahirette felaketlerden, sıkınalardan kurtulmak ve o iki cihan efendisinin şefaatine kavuşmak nasib olur. Resulullah efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) şu duayı çok okurdu: (Allahümme inni es’elüke sıhhate vel-afiyete vel-emanete ve hüsnel-hulkı verrıdae bilkaderi birahmetike ya erhamerrahimin). Bunun manası (Ya Rabbi! Senden, sıhhat, afiyet ve emanete hıyanet etmemek ve güzel ahlak ve kaderden razı olmak istiyorum. Ey merhamet sahiplerinin en merhametlisi! Merhametin hakkı için, bunları bana ver!) demektir. Biz zavallılar da, ulu ve şanlı Peygamberimiz gibi dua etmeliyiz!

 

BUDULGAN BOZKURT

Banlı Üye
Katılım
5 Mar 2015
Mesajlar
30,821
Tepkime puanı
40
Puanları
0
Memleket
61 Trabzon
Nerden:
Bir seçim yapınız












RESÛL-İ EKREMİN GÜZEL AHLAKINDAN VE ADETLERİNDEN BAZILARI


1- Resulullahın ilmi, irfanı, fehmi, ikanı, aklı, zekası, cömertliği, tevazu’u, şefkati, sabrı, gayreti, hamiyyeti, sadakati, emaneti, şeca’ati, mehabeti, belagati fesahati, fetaneti, melaheti, vera’ı, iffeti, keremi, insafı, hayası, zühdü, takvası bütün Peygamberlerden daha çoktu. Dostundan ve düşmanından gördüğü zararları, eziyyetleri af ederdi. Hiçbirine karşılık vermezdi. Uhud gazasında kafirler yanağını kanatıp, dişlerini kırdıkları zaman, bunu yapanlar için, “Ya Rabbi! Bunları affet! Cahilliklerine bağışla” buyurmuştur.

2- Şefkati pek çoktu. Hayvanlara su verir. Su kabını eliyle tutarak doymalarını beklerdi. Bindiği atın yüzünü ve gözünü silerdi.


3- Her çağırana lebbeyk (efendim) diyerek cevab verirdi. Kimsenin yanında ayaklarını uzatmazdı. Diz çöküp otururdu. Hayvan Üzerinde giderken, bir yaya görünce, arkasına bindirirdi.


4- Kendisini kimseden üstün tutmazdı. Bir yolculukta, bir koyun kebabı yapılacağı zaman, biri ben keserim dedi. Bir başkası, ben derisini yüzerim dedi. Diğeri, ben pişiririm dedi. Resulullah da, ben odun toplarım deyince, Ya Resulallah! Sen istirahat buyur! Biz toplarız dediler. “Evet! Sizin her şeyi yapacağınızı biliyorum. Fakat, iş görenlerden ayrılarak oturmak istemem. Allahü teala, arkadaşlarından ayrılıp oturanı sevmez” buyurdu. Kalkıp odun toplamaya gitti.


5- Eshabının oturdukları yere gelince, baş tarafa geçmezdi. Gördüğü aralığa otururdu. Elinde bastonu olarak, bir gün sokağa çıktıkta, görenler ayağa kalktılar. “Başkalarının birbirlerine saygı duruşu yaptıkları gibi, benim için ayağa kalkmayınız! Ben de, sizin gibi bir insanım. Herkes gibi yerim. Yorulunca, otururum” buyurdu.


6- Çok zaman diz çökerek otururdu. Dizlerini dikip, etrafına kollarını sararak oturduğu da görülmüştür. Yemekte, giymekte ve her şeyde hizmetçilerini kendinden ayırmazdı. Onların işlerine yardım ederdi. Kimseyi dövdüğü, sövdüğü hiç görülmedi. Her zaman hizmetinde bulunan Enes bin Malik diyor ki, Resulullaha on sene hizmet ettim. Onun bana yaptığı hizmet, benim ona yaptığımdan çok idi. Bana incindiğini, sert söylediğini hiç görmedim.


7- Söküklerini, yırtıklarını kendi de yamar, koyunlarını kendi de sağar, hayvanlarına kendi de yem verirdi. Çarşıdan satın aldığını eve kendisi götürürdü. Yolculukta hayvanlarına yem verir, bazan tımar da ederdi. Bunları bazan yalnız yapar, bazan da, hizmetçilerine yardım ederdi.


8- Bazı kimselerin hizmetçileri gelip kendisini çağırdıklarında, Medine’nin adetine uyarak, onlarla elele verip yürürdü.


9- Hastaları ziyaret eder, cenazelerde bulunurdu. Gönül almak için, kafirlerin ve münafıkların hastalarını da ziyaret ederdi.


10- Sabah namazlarını kıldırdıktan sonra, cemaate karşı oturup, “Hasta olan kardeşimiz var mı? Ziyaretine gidelim!” derdi. Hasta yoksa, “Cenazesi olan var mı? Yardıma gidelim!” derdi. Cenaze olursa, yıkanmasında, kefenlenmesinde yardım eder, namazını kıldırır, kabrine kadar giderdi. Cenaze yoksa, “Rüya gören varsa anlatsın! Dinleyelim, tabir edelim!” derdi.


11- Eshabından birini üç gün görmese, onu sorardı. Yolculuğa gitmiş ise, hayır dua eder, şehirde ise, ziyaretine giderdi.


12- Yolda karşılaştığı müslümana önce kendi selam verirdi.


13- Misafirlerine, Eshabına hizmet eder, “Bir topluluğun en üstünü, hizmet edenidir” buyururdu.


14- Kahkaha ile güldüğü hiç görülmedi. Sessizce tebessüm ederdi. Bazan gülerken mübarek ön dişleri görünürdü.


15- Hep düşünceli, üzüntülü görünür, az söylerdi. Konuşmağa tebessüm ederek başlardı.


16- Lüzumsuz ve faydasız birşey söylemezdi. Lazım olunca, kısa, faydalı ve manası açık olarak söylerdi. İyi anlaşılması için ba’zan üç kere tekrar ederdi.


17- Yabancı ile ve tanıdıklarla ve çocuklarla ve ihtiyar kadınlarla ve mahrem kadınlarıyla latife, şaka yapardı. Fakat bunlar Allahü tealayı bir an unutmasına sebep olmazdı.


18- Heybetinden kimse yüzüne bakamazdı. Birisi gelip mübarek yüzüne bakınca terlerdi. “Sıkılma! Ben melik değilim, zalim değilim. Et suyu yiyen bir kadıncağızın oğluyum” derdi. Adamın korkusu gidip, derdini söylemeye başlardı.


19- Bekçileri, kapıcıları yoktu. Herkes kolayca yanına gelip derdini söylerdi.


20- Hayası çoktu. Konuştuğu kimsenin yüzüne bakmağa utanırdı.


21- Kimsenin ayıbını yüzüne vurmazdı. Kimseden şikayet etmez, arkasından söylemezdi. Bir kimsenin sözünü veya işini beğenmediği zaman, (bazı kimseler, acaba neden böyle yapıyorlar?) derdi.


22- (İçinizde Allahü tealayı en iyi anlayan ve Ondan en çok korkan benim) derdi. (Benim gördüğümü görseydiniz, az güler, çok ağlardınız) der, havada bulut görünce, (Ya Rabbi! Bu bulutla bize azab gönderme!) derdi. Rüzgar esince, (Ya Rabbi! bize hayırlı rüzgar gönder!) derdi. Gök gürleyince, (Ya Rabbi! Bize incinip de, öldürme. Azabını gönderme. Afiyet ihsan eyle!) derdi. Namaza dururken, ağlayan kimsenin içini çektiği gibi, göğsünden ses işitilirdi. Kur’an-ı kerim okurken de böyle olurdu.


23- Kalbinin kuvveti, şecaati şaşılacak kadar çoktu. Huneyn gazasında, müslümanlar, ganimet toplamak için dağılıp, üç dört kimse ile kalmıştı. Kafirler, hemen hücum ettiler. Resulullah onlara karşı durup kaçırdı. Bir kaç defa oldu. Asla gerilemedi.


24- Kafirlerden Rigane isminde bir çoban çok kuvvetli idi. Sığır derisi üstünde ayakta durup, on kuvvetli kişi deriyi etrafından çeker deri parçalanır, Rigane yerinden hareket etmezdi. Resulullaha, güreş edelim, beni yatırırsan, imana gelirim dedi. İlk kapışmada, Rigane sırt üstü yıkıldı. Yanlışlık oldu, tekrar güreşelim dedi. İkinci kapışmada yine yıkıldı. Üçüncüde de sırtı yere gelince: Ben iman etmem. Seninle alay etmiştim. Sırtımın yere geleceği hatırımdan bile geçmemişti. Fakat senin kuvvetinin çokluğunu pek beğendim diyerek sürüsünü Resulullaha hediyye etti.


25- Çok cömert idi. Yüzlerle deve ve koyunlar bağışlar, kendisine birşey bırakmazdı. Nice katı kalbli kafirler, bu ihsanlarını görerek imana gelmişlerdir.


26- Kendisinden birşey istendikte yok dediği hiç işitilmedi. Var ise verir, yok ise sükut ederdi.


27- Allahü teala, (iste vereyim) buyurmuşken, dünya servetini istemedi. Elenmiş buğday unu ekmeğini hiç yemedi. Hep elenmemiş arpa unu ekmeğini yerdi. Doyuncaya kadar yediği görülmedi. Ekmeği katıksız olarak veya hurma ile, sirke ile, meyva ile, çorba ile veya zeytin yağına batırıp yerdi. Tavuk, tavşan, deve, ceylan, balık ve pastırma etleri ve peynir de yerdi. Etin kol tarafını severdi. Elleri ile tutup ısırarak yerdi.Bıçakla kesip yediği de olurdu. Ekseriya süt veya hurma yerdi. Evde iki üç ay yemek pişmeyip, ekmek yapılmayıp, yalnız hurma yediği aylar da olmuştur. İki üç gün birşey yemediği de olurdu, Vefat ettiği zaman, bir demir zırh ceketi, otuz kilo arpa için, bir yahudide rehin bırakılmış bulundu.


28- Bir yemeği beğenmediği işitilmedi. Beğendiğini yer, beğenmediğini yemez ve birşey söylemezdi.


29- Günde bir kere yerdi. Bazan sabah, akşam yerdi. Eve gelince (yiyecek var mı?) der, yok denirse, oruç tutardı. Yemek yerken, diz çöker, bir şeye dayanmadan yerdi. Yemeğe besmele okuyarak başlardı. Sağ eli ile yerdi.


30- Dokuz zevcesine ve birkaç hizmetçisine bazan bir senelik arpa ve hurma ayırır, bundan fakirlere de sadaka verirdi.


31- Yemekler arasında koyun etini, et suyunu, kabağı, tatlıları, balı, hurmayı, sütü, kaymağı, karpuzu, kavunu, üzümü ve hıyarı severdi.


32- Suyu yavaş yavaş, besmele ile başlayarak üç yudumda içer, sonunda (Elhamdülillah) der ve dua ederdi.


33- Her Peygamber gibi, zekat malı ve sadaka almazdı. Hediyyeyi kabul ederdi. Ekseriya karşılığını verirdi.


34- Giymesi caiz olanlardan her bulduğunu giyerdi. Kalın kumaştan ihram edilmiş dikilmemiş şeylerle örtünür, peştamal sarınır, gömlek ve cübbe de giyerdi. Bunlar pamuktan, yünden veya kıldan dokunmuştu. Ekseriya beyaz, bazan yeşil giyerdi. Dikilmiş elbise giydiği de olurdu. Cum’a ve bayramlarda ve yabancı elçiler geldikte ve cenk zamanlarında kıymetli gömlekler, cübbeler, yeşil, kırmızı, siyah da giyerdi. Kollarını bileklerine kadar, mübarek ayaklarını baldırın yarısına kadar örterdi.


35- Ekseriya beyaz, bazan siyah tülbent başına sarıp, ucunu bir karış kadar arkasına sarkıtırdı. Sarığı çok büyük ve pek küçük olmayıp, üç buçuk metre kadar uzundu. Sarığını takkesiz sarar, bazan sarıksız ak fitilli takke giyerdi.


36- Arabistandaki adete uyarak saçlarını kulaklarının yarısına kadar uzatır, fazlasını kestirirdi. Saçlarına özel olarak hazırlanmış, güzel kokulu yağ sürerdi.


37- Ellerine, başına, yüzüne misk veya başka kokular sürer, ud ağacı, kafuri ile buhurlanırdı.


38- Yatağı, içi hurma iplikleri ile dolu, dabağlanmış deriden idi. İçi yünle dolmuş bir yatak getirdiklerinde, kabul etmedi ve (Ya Aişe! Allaha yemin ederim ki, eğer istesem, Allahü teala her yerde altın ve gümüş yığınları yanımda bulundurur) buyurdu. Bazan hasır, tahta, döşek, yünden dokunmuş keçe veya kuru toprak üzerinde de yatardı.


39- Her gece gözlerine üç kerre sürme çekerdi.


40- Evinde ayna, tarak, sürme kabı, misvak, makas, iğne, iplik eksik olmazdı. Yolculukta bunları beraberinde götürürdü.


41- Her işinde sağdan başlamayı, sağ eliyle yapmayı severdi. Yalnız, sol eliyle taharetlenirdi.


42- Mümkün olduğu kadar her işini tek sayıda yapardı.


43- Yatsıdan sonra gece yarısına kadar uyuyup, sonra sabah namazına kadar ibadet yapardı. Sağ yanına yatar, sağ elini yanağı altına kor, bazı sureler okuyup uyurdu.


44- Tefe’ül ederdi. Yani, ilk gördüğü, birdenbire gördüğü şeyleri hayra yorardı. Hiçbir şeyi uğursuz saymazdı.


45- Üzüntülü zamanlarında sakalını tutar, düşünürdü.


46- Üzüldüğü zaman, hemen namaza başlardı. Namazın lezzeti, safası ile gamı giderdi.


47- Başkasını çekiştirenin sözünü asla dinlemezdi.

 

BUDULGAN BOZKURT

Banlı Üye
Katılım
5 Mar 2015
Mesajlar
30,821
Tepkime puanı
40
Puanları
0
Memleket
61 Trabzon
Nerden:
Bir seçim yapınız












MUHAMMED ALEYHİSSELAMIN FAZİLETLERİ


Muhammed aleyhisselamın faziletlerini bildiren yüzlerce kitap vardır. Fazilet, üstünlük demektir. Üstünlüklerinden sekseniki adedi aşağıda bildirilmiştir:

1- Mahluklar içinde ilk olarak Muhammed aleyhisselamın ruhu yaratılmıştır.


2- Allahü teala, onun ismini Arşa, Cennetlere ve yedi kat göklere yazmıştır.


3- Hindistanda yetişen bir gülün yapraklarında (La ilahe illallah Muhammedün resulullah) yazılıdır.


4- Basra şehrine yakın bir nehirde tutulan balığın sağ tarafında Allah, sol tarafında


Muhammed yazılı görülmüştür. Bunlara benzeyen vak’alar çoktur.


5- Muhammed aleyhisselamın ismini söylemekten başka vazifesi olmayan melekler vardır.


6- Meleklerin hazret-i Ademe karşı secde etmeleri için emir olunması, alnında Muhammed aleyhisselamın nuru bulunduğu için idi.


7- Adem aleyhisselam zamanında namaz için okunan ezanda, hazreti Muhammedin (sallallahü aleyhi ve sellem) ismi de söylenirdi.


8- Allahü teala bütün Peygamberlere emir etti ki, Muhammed aleyhisselam sizin zamanınızda Peygamber olursa, ona iman etmeleri için ümmetlerinize de emrediniz!


9- Tevratta, İncilde ve Zeburda Muhammed aleyhisselamın ve dört halifesinin ve eshabından ve ümmetinden bazılarının isimleri bildirilmiş ve medh olunmuşlardır. Allahü teala, kendinin Mahmud isminden Muhammed kelimesini çıkararak Habibine isim koymuştur. Allahü teala, kendi isimlerinden Rauf ve Rahim isimlerini Habibine de vermiştir.


10- Dünyaya geldiği zaman, melekler tarafından sünnet edilmiştir.


11- Dünyaya geleceği zaman, çok büyük alametler görülmüştür. Tarih ve mevlid kitaplarında yazılıdır.


12- Dünyaya gelince, şeytanlar göke çıkamaz, meleklerden haber çalamaz oldular.


13- Dünyaya geldiği zaman, yeryüzündeki bütün putlar, tapınılan heykeller yüzüstü devrildiler.


14- Beşiğini melekler sallardı.


15- Beşikte iken gökdeki ay ile konuşurdu. Mübarek parmağı ile işaret ettiği tarafa meyl ederdi.


16- Beşikte iken konuşmağa başladı.


17- Çocuk iken, açıklarda gezerken, başı hizasında bir bulut da birlikde hareket ederek gölge yapardı. Bu hal, Peygamberliği başlayıncaya kadar devam etti.


18- Üç yaşında iken ve kırk yaşında Peygamberliği bildirildiği vakit ve elliiki yaşında mi’raca götürülürken, melekler göğsünü yardı. Cennetten getirdikleri leğen içinde Cennet suyu ile kalbini yıkadılar.


19- Her Peygamberin sağ eli üstünde nübüvvet mührü vardı. Muhammed aleyhisselamın ise, sol kürekteki deri üzerinde kalbi hizasında idi. Cebrail aleyhisselam kalbini yıkayıp, göğsünü kapadığı zaman Cennetten getirdiği mühür ile sırtını mühürlemişti.


20- Önünden gördüğü gibi, arkasından da görürdü.


21- Aydınlıkta gördüğü gibi, karanlıkta da görürdü.


22- Tükürüğü acı suları tatlı yaptı. Hastalara şifa verdi. Bebeklere süt gibi gıda oldu.


23- Gözleri uyurken, kalbi uyanık olurdu. Bütün Peygamberler de böyle idi.


24- Ömründe hiç esnemedi. Bütün Peygamberler de böyle idi.


25- Teri gül gibi güzel kokardı. Bir fakir kimse, kızını evlendirirken, kendisinden yardım istemişti. O anda verecek şeyi yoktu. Küçük bir şişeye terinden koyup verdi. O kız, yüzüne, başına sürünce, evi misk gibi kokardı. Evi (güzel kokulu ev) adı ile meşhur oldu.


26- Orta boylu olduğu halde, uzun kimselerin yanında iken, onlardan yüksek görünürdü.


27- Güneş ve ay ışığında yürüyünce, gölgesi yere düşmezdi.


28- Bedenine ve elbisesine sinek, sivri sinek ve başka böcekler konmazdı.


29- Çamaşırlarını ne kadar çok giyse, hiç kirlenmezlerdi.


30- Her yürüdüğü zaman, arkasından melekler gelirdi. Bunun için, Eshabını önden yürütür, arkamı meleklere bırakın derdi.


31- Taş üstüne başınca, taşta ayağının izi kalırdı. Kum üstünde giderken hiç iz bırakmazdı. Açıkta abdest bozduğu zaman, yer yarılıp bevl ve benzerleri toprak içinde kalırdı. Oradan etrafa güzel kokular yayılırdı. Bütün Peygamberler de böyle idi.


32- Hacamat kanından içenler oldu. Bunu işitince, (Cehennem ateşi onu yakmaz) buyurdu.


33- Büyük bir mu’cizesi de, mi’raca götürülmesidir. Burak denilen Cennet hayvanı ile Mekke’den Kudüse götürüldü. Oradan göklere ve Arşa götürüldü. Kendisine acaip şeyler gösterildi. Allahü tealayı baş gözü ile gördü. Bir anda tekrar evine getirildi. Mi’rac mu’cizesi başka hiçbir Peygambere yerilmedi.


34- İnsanlar ve melekler içinde en çok ilim Ona verildi. Ümmi olduğu halde, yani kimseden birşey öğrenmemiş iken, Allahü teala ona her şeyi bildirmiştir. Adem aleyhisselama her şeyin ismi bildirildiği gibi, Ona her şeyin ismi ve ilmi bildirilmiştir.


35- Ümmetinin isimleri, cisimleri ve aralarında olacak şeylerin hepsi kendisine bildirildi.


36- Aklı, bütün insanların aklından daha çoktur.


37- İnsanlarda bulunabilecek bütün iyi huyların hepsi ona ihsan olundu. Büyük şair Ömer İbnil Farıda (Resulullahı niçin medhetmedin) dediklerinde, Onu medhetmeğe gücüm yetmeyeceğini anladım. Onu medhedecek kelime bulamadım demiştir.


38- Kelime-i şehadette, ezanda, ikametde, namazdaki teşehhüdde, birçok dualarda, bazı ibadetlerde ve hutbelerde, nasihat yapmakta, sıkıntılı zamanlarda, kabirde, mahşerde, Cennette ve her mahlukun lisanında Allahü teala, Onun ismini kendi isminin yanına koymuştur.


39- Üstünlüklerinin en üstünü, Habibullah olmasıdır. Allahü teala, Onu kendisine sevgili, dost yapmıştır. Onu herkesden, her melekten daha çok sevmiştir, (İbrahimi Halil yaptım ise, seni kendime Habib yapdım) buyurmuştur.


40- (Sana, razı oluncaya kadar, yeter deyinceye kadar) her dilediğini (vereceğim) ayeti, Allahü tealanın Peygamberine bütün ilimleri, bütün üstünlükleri ahkam-ı İslamiyyeyi, düşmanlarına karşı yardım ve galebe ve ümmetine fetihler, zaferler ve kıyamette her türlü şefaat ve tecelliler ihsan edeceğini vaad etmektedir. Bu ayet geldiği zaman, Cebrail aleyhiselama bakarak, (Ümmetimden birinin Cehennemde kalmasına razı olmam) buyurdu.


41- Gece, gündüz, uyanık iken, uykuda iken, yalnız iken, çoklukta iken, yolculukta iken, evde iken, harbde iken, gülerken, ağlarken, mübarek kalbi hep Allahü teala ile idi. Dünyadaki vazifelerini yapabilmek için zevcesi Hz. Aişe’nin yanına gelip, (Ey Aişe! Biraz benimle konuş da kendime geleyim) der, ondan sonra Eshabına nasihat ve irşad etmeğe giderdi. Sabah namazının sünnetini evinde kılıp, Hz. Aişe ile bir miktar konuştuktan sonra, Eshabına farzı kıldırmak için mescide giderdi. Bu hal hasais-i peygamberidir. Hz. Aişe ile konuşmadan dışarı çıksa idi, ilahi tecellilerden ve nurlardan dolayı, yüzüne kimse bakamazdı.


42- Allahü teala, Kur’an-ı kerimde, her Peygamberi ismi ile bildirmiştir. Muhammed aleyhisselamı ise, ey Resulüm, ey Peygamberim diyerek bildirmiştir.


43- Gayet açık, kolay anlaşılır olarak konuşurdu. Arabi lisanının her lehçesi ile konuşurdu. Çeşitli yerlerden gelip soranlara onların lügati ile cevab verirdi. İşitenler hayran olurlardı. “Allah beni çok güzel yetiştirdi” buyurdu.


44-Az kelimelerle çok şey anlatırdı. Yüzbinden ziyade hadis-i şerifi, Onun (Cevami-ul kelim) olduğunu göstermektedir. Bazı alimler dediler ki, Muhammed aleyhisselam, İslam, dininin dört temelini, dört hadisle bildirmiştir. (Ameller niyyete göre değerlendirilir) ve (Halal meydandadır, haram meydandadır.) ve (Davacının şahid göstermesi ve davalının yemin etmesi lazımdır) ve (Bir kimse, kendine istediğini, din kardeşi için de istemedikçe, imanı kamil olmaz). Bu dört hadisten birincisi, ibadet bilgilerinin, ikincisi, muamelat bilgilerinin, üçüncüsü, husumat, yani adalet işlerinin ve siyaset bilgilerinin, dördüncüsü de, adab ve ahlak bilgilerinin temelidir.


45- Muhammed aleyhisselam ma’sum idi. Bilerek ve bilmeyerek büyük ve küçük, kırk yadından evvel ve sonra, hiçbir günah işlememiştir. Çirkin hiçbir hareketi görülmemiştir.


46- Müslümanların namazda otururken (Esselamu aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullahi) okuyarak, Muhammed aleyhisselama selam vermeleri emr olundu. Namazda başka bir Peygambere ve meleklere karşı söylemek caiz olmadı.


47- Rütbeyi, saltanatı istememiş, Peygamberliği, fakirliği dilemiştir. Bir sabah Cebrail aleyhisselam ile konuşurken bu gece evimizde yiyecek bir lokmamız yoktu buyurdu. O anda, İsrafil aleyhisselam gelip (Allahü teala söylediğini işitti ve beni gönderdi. İstersen her elini sürdüğün taş altın olsun, gümüş olsun, zümrüt olsun. İstersen melik olarak Peygamberlik yap) dedi. Resulullah üç kere (Kul olarak Peygamberlik istiyorum) dedi.


48- Başka Peygamberler belli bir zamanda, belli bir memlekette Peygamberlik yaptı. Muhammed aleyhisselam ise, yer yüzündeki bütün insanlara ve cinne kıyamete kadar Peygamber olarak gönderilmiştir. Meleklerin de, hayvanların da, nebatların da, cansızların da, kısaca bütün mahlukların Peygamberi olduğunu bildiren alimler de vardır.


49- Bütün varlıklara rahmeti, faydası yayılmıştır. Mü’minlere faydası meydandadır. Başka Peygamberlerin zamanındaki kafirlere, dünyada azaplar yapılır, yok edilirlerdi. Ona iman etmeyenlere dünyada azap yapılmadı. Bir gün Cebrail aleyhisselama (Allahü teala, benim alemlere rahmet olduğumu bildirdi. Benim rahmetimden sana da nasib oldu mu?) dedi. Cebrail de (Allah’ın büyüklüğü, dehşeti karşısında sonumun nasıl olacağından korku içindeyim. Sana, emin olduğumu bildiren ayeti getirince, bu müthiş korkudan kurtuldum. Bundan büyük rahmet olur mu?) dedi.


50- Allahü teala, Muhammed aleyhisselamın razı olmasını istemiştir.


51- Başka Peygamberler, kafirlerin iftiralarına kendileri cevap vermiştir. Muhammed aleyhisselama yapılan iftiralara ise, Allahü teala cevap vererek, Onun müdafaasını yapmıştır.


52- Muhammed aleyhisselamın ümmetinin sayısı, başka peygamberlerin ümmetlerinin sayıları toplamından daha çoktur. Onlardan daha üstün ve daha şereflidirler. Cennete gideceklerin üçte ikisinin bu ümmetten olacağı, hadis-i şeriflerde bildirilmiştir.


53- (Ümmetimin dalalet üzerinde bileşmemelerini Rabbimden diledim. Kabul eyledi) hadisi meşhurdur.


54- Resulullaha verilecek sevablar, diğer Peygamberlere verilecek sevablardan kat kat ziyadedir.


55- Kendisini ismi ile çağırmak, yanında yüksek sesle konuşmak, uzaktan kendisine seslenmek, yolda önüne geçmek haram edilmiştir. Başka Peygamberlerin ümmetleri, kendilerini isimleri ile çağırırlardı.


56- İsrafil aleyhisselam da Muhammed aleyhisselama çok kerre gelmiştir. Başka Peygamberlere yalnız Cebrail aleyhisselam gelmiştir.


57- Cebrail aleyhisselamı melek şeklinde iki kere görmüştür. Başka hiçbir Peygambere melek şeklinde görünmemiştir.


58- Kendisine Cebrail aleyhisselam yirmidörtbin kerre gelmiştir. Başka Peygamberlerden en çok olarak Musa aleyhisselama, dört yüz kerre gelmiştir.


59- Allahü tealaya Muhammed aleyhisselam ile and vermek caiz olup, başka Peygamberlerle ve meleklerle caiz değildir.


60- Muhammed aleyhisselamdan sonra, zevcelerini başkalarının nikahla almaları haram edilmiş, bu bakımdan mü’minlerin anneleri oldukları bildirilmiştir.


Başka Peygamberlerin zevceleri kendilerine ya zararlı olmuş veya faidesiz olmuşlardır. Muhammed aleyhisselamın zevceleri ise, dünya ve ahiret işlerinde, kendisine yardımcı olmuşlar, fakirliğe sabretmişler, şükür etmişler ve İslamiyeti yaymakta çok hizmet etmişlerdir.


61- Resulullahın kızları, zevceleri, dünya kadınlarının en üstünleridir. Eshabının hepsi de, Peygamberlerden başka, bütün insanların en üstünleridir. Şehirleri olan Mekke-i mükerreme ve sonra Medine-i münevvere, yer yüzünün en kıymetli yerleridir. Mescid-i şerifinde kılınan bir rekat namaza, bin rekat sevabı yazılır. Başka ibadetler için de böyledir. Kabri ile minber arası, Cennet bahçesi gibi kıymetlidir. “Öldükten sonra beni ziyaret eden, diri iken etmiş gibidir. Haremeynden birinde ölen bir mü’min, kıyamet günü emin olarak diriltilir” buyurdu. Mekke ve Medine şehirlerine (Haremeyn) denir.


62- Nesep ve sebep bakımından, yani kan ve nikah bakımından olan akrabalığın kıyametde faydası yoktur. Resulullahın akrabası bundan müstesnadır.


63- Herkesin soyu oğlundan ürer. Hazret-i Muhammed aleyhisselamın soyu ise, kızı Fatıma’dandır.


64- Onun ismini taşıyan mü’minler Cehenneme girmeyecektir.


65- Onun her sözü, her işi doğrudur. Her ictihadı, Allahü teala tarafından doğrulanır.


66- Onu sevmek herkese farzdır. “Allahı seven, beni sever” buyurmuştur. Onu sevmenin alameti, dinine, yoluna, sünnetine ve ahlakına uymakdır. Kur’an-ı kerimde “Bana uyarsanız, Allah sizi sever” demesi emir olundu.


67- Onun ehl-i beytini sevmek vaciptir. “Ehl-i beytime düşmanlık eden münafıktır” buyurmuştur. Ehl-i beyt, zekat alması haram olan akrabasıdır. Bunlar, zevceleri ve dedesi Haşimin soyundan olan mü’minlerdir ki, Alinin, Ukaylin, Cafer Tayyarın ve Abbasın soyundan olanlardır.


68- Eshabının hepsini sevmek vacibdir. “Benden sonra Eshabıma düşmanlık etmeyiniz! Onları sevmek, beni sevmektir. Onlara düşman olmak, bana düşman olmaktır. Onları inciten, beni incitmiş olur. Beni inciten de, Allahı incitir. Allahü teala, kendisini incitene azap yapar” buyurdu.


69- Allahü teala, Muhammed aleyhisselama, gökde iki ve yerde iki yardımcı yaratmıştır. Bunlar; gökde Cebrail (aleyhisselam), Mikail (aleyhisselam) ve yerde ise Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer’dir.


70- Her insanın cinden bir arkadaşı vardır. Bu şeytan kafirdir, insanı aldatarak, vesvese vererek, imanını almağa, günah yaptırmağa çalışır, Resul aleyhisselam, kendi arkadaşı olan cinniyi imana getirmiştir.


71- Erkek, kadın, büyük yaşta vefat eden herkese kabrinde Muhammed aleyhisselam sorulacaktır. Rabbin kimdir denildiği gibi, Peygamberin kimdir de denilecektir.


72- Muhammed aleyhisselamın hadis-i şeriflerini okumak ibadettir. Okuyana sevab verilir.


73- Mübarek ruhunu almak için, Azrail aleyhisselam insan şeklinde geldi, içeri girmek için izin istedi.


74- Kabrinin içindeki toprak, her yerden ve Ka’beden (ve Cennetlerden) daha efdaldir.


75- Kabirde, bilmediğimiz bir hayatla diridir. Kabirde Kur’an-ı kerim okur, namaz kılar. Bütün Peygamberler de böyledir.


76- Dünyanın her yerinde Resulullaha salevat okuyan müslümanların selamlarını işiten melekler, kabrine gelip haber verirler. Kabrini hergün binlerce melek ziyaret eder.


77- Ümmetinin amelleri ve ibadetleri her sabah ve akşam kendisine gösterilir. Bunları yapanları da görür, günah işleyenlerin af olması için dua eder,


78- Kabrini ziyaret etmek, kadınlara da müstehabdır. Başka kabirleri ise, yalnız tenha zamanlarda ziyaret etmeleri caizdir.


79- Diri iken olduğu gibi, vefatından sonra da, dünyanın her yerinde, her zaman Ona tevessül edenlerin, yani Onun hatırı ve hürmeti için istiyenlerin duasını Allahü teala kabul eder.


80- Kıyamet günü kabirden ilk önce Resulullah kalkacaktır. Üzerinde Cennet elbisesi bulunacaktır. Burak üzerinde mahşer (toplantı) yerine gidecektir. Elinde (Livaülhamd) denilen bayrak olacaktır. Peygamberler ve bütün insanlar bu bayrağın altında duracaktır. Hepsi, bin sene beklemekten, çok sıkılacaklardır. Önce Adem, sonra Nuh, sonra İbrahim ve Musa ve İsa Peygamberlere gidip, hesaba başlanması için şefaat etmelerini dileyeceklerdir. Her biri, birer özür bildirerek, Allahtan utandıklarını, korktuklarını söyleyecekler, şefaat etmeyeceklerdir. Sonra, Resulullaha gelip yalvaracaklardır. Secde edip, dua edecek ve şefaati kabul olacaktır. Önce, Onun ümmetinin hesabı görülecek, en önce sırattan geçecekler ve Cennete gireceklerdir. Her gittiği yeri nurlandıracaklardır. Hz. Fatıma sıratdan geçerken (Herkes gözlerini kapasın! Muhammed aleyhisselamın kızı geliyor) denecektir.


81- Altı yerde şefaat yapacaktır. Birincisi (Makam-ı Mahmud) denilen şefaati ile, bütün insanları mahşerde beklemek azabından kurtaracaktır: İkincisi, şefaati, çok kimseyi Cennete sokacaktır. Üçüncüsü, azap çekmesi lazım olanları azaptan kurtaracaktır. Dördüncüsü, günahı çok olan mü’minleri, Cehennemden çıkaracaktır. Beşincisi, sevabı ve günahı müsavi olup, (Araf) denilen yerde bekliyenlerin Cennete gitmelerine şefaat edecektir. Altıncısı, Cennette olanların derecelerinin yükselmesine şefaat edecektir.


82- Resulullahın Cennette bulunduğu makamın ismi (Vesile) dir. Burası Cennetin en yüksek derecesidir. Cennette bulunan herkese birer dal yetişecek olan (sidretülmünteha) ağacın kökü oradadır. Cennettekilere her nimet, bu dallardan gelecektir.


 

BUDULGAN BOZKURT

Banlı Üye
Katılım
5 Mar 2015
Mesajlar
30,821
Tepkime puanı
40
Puanları
0
Memleket
61 Trabzon
Nerden:
Bir seçim yapınız












MU'CİZELERİ


Hz. Muhammedin (sallallahü aleyhi ve sellem) Allahın Peygamberi olduğunu açıklayan şahidler sayılamayacak kadar çoktur. Allahü teala, “Sen olmasaydın, hiçbir şeyi yaratmazdım,” buyurdu. Bütün varlıklar, Allahın varlığını, birliğini gösterdikleri gibi, Hz. Muhammedin peygamber olduğunu ve üstünlüğünü de göstermektedirler. Ümmetinin Evliyasında hasıl olan kerametler, hep Onun mu’cizeleridir. Çünkü, kerametler, Ona tabi olanlarda, Onun izinde gidenlerde hasıl olmaktadır. Hatta, bütün Peygamberler, Onun ümmetinden olmak istedikleri için, daha doğrusu, hepsi Onun nurundan yaratıldıkları için, Onların mu’cizeleri de Muhammed aleyhisselamın mu’cizelerinden sayılır.

Muhammed aleyhisselamın mu’cizeleri, zaman bakımından üçe ayrılmıştır: Birincisi mübarek ruhu yaratıldığından başlayarak Peygamberliğinin bildirildiği (bi’set) zamanına kadar olanlardır. İkincisi, bi’setden vefatına kadar olan zaman içindekilerdir. Üçüncüsü, vefatından kıyamete kadar olmuş ve olacak şeylerdir. Bunlardan birincilere, (irhas) ya’ni, başlangıçlar denir. Her biri de ayrıca, görerek veya görmeyip akıl ile anlaşılan mu’cizeler olmak üzere ikiye ayrılırlar. Bütün mu’cizeler o kadar çokdur ki, sınırlamak, saymak mümkün olmamıştır. İkinci kısımdaki mu’cizelerin üç bin kadar olduğu bildirilmiştir. Bunlardan meşhur olan kırküç adedi aşağıdadır.

1- Muhammed aleyhisselamın mu’cizelerinin en büyüğü Kur’an-ı Kerim’dir. Bugüne kadar gelen bütün şairler, edebiyatçılar, Kur’an-ı kerimin nazmında ve manasında aciz ve hayran kalmışlardır. Bir ayetin benzerini söyleyememişlerdir. İ’cazı ve belagatı insan sözüne benzemiyor. Yani, bir kelimesi çıkarılsa veya bir kelime eklense, lafzındaki ve manasındaki güzellik bozuluyor. Bir kelimesinin yerine koymak için, başka kelime arayanlar bulamamışlardır. Nazmı Arab şairlerinin şiirlerine benzemiyor. Geçmişte olmuş ve gelecekte olacak nice gizli şeyleri haber vermektedir. İşitenler ve okuyanlar, tadına doyamıyorlar. Yorulsalar da, usanmıyorlar. Okuması ve işitmesi, sıkıntıları giderdiği sayısız tecrübelerle anlaşılmıştır.

İşitenlerin kalblerine dehşet ve korku çökenler, bu sebepten ölenler bile görülmüştür. Nice azılı İslam düşmanları Kur’an-ı kerimi dinlemekle, kalbleri yumuşamış imana gelmişlerdir. İslam düşmanlarından ve muattala, melahide ve karamita denilen müslüman ismini taşıyan zındıklardan Kur’an-ı kerimi değiştirmeğe, bozmaya ve benzerini söylemeye çalışanlar olmuş ise de, hiçbiri arzularına kavuşamamıştır. Tevrat, İncil ise, insanlar tarafından her zaman değiştirilmiş ve yine değiştirilmektedir. Bütün ilimler ve tecrübe ile bulunamayacak güzel şeyler iyi ahlak ve insanlara üstünlük sağlayan meziyetler, dünya ve ahiret se’adetine kavuşturacak iyilikler, varlıkların başlangıcı ve sonu hakkında bilgiler, insanlara faydalı ve zararlı olan şeylerin hepsi Kur’an-ı kerimde açıkça veya kapalı olarak bildirilmiştir.

Kapalı olanlarını, erbabı anlayabilmektedir. Semavi kitapların hepsinde, Tevratta, Zeburda ve İncilde bulanan ilimlerin ve esrarın hepsi Kur’an-ı kerimde bildirilmiştir. Hazret-i Ali ve Hazret-i Hüseyin bu ilimlerden çoğunu bildiklerini haber vermişlerdir. Kur’an-ı kerimi okumak çok büyük bir ni’mettir. Allahü teala, bu ni’meti habibinin (sevgili peygamberinin) Ümmetine ihsan etmiştir. Melekler bu ni’metten mahrumdurlar. Bunun için Kur’an-ı kerim okunan yere toplanıp dinlerler. Bütün tefsirler, Kur’an-ı kerimdeki ilimlerden çok azını bildirmektedirler. Kıyamet günü, Muhammed aleyhisselam minbere çıkıp Kur’an-ı kerim okuyunca, dinleyenler bütün ilimlerini ve sırlarını anlayacaklardır.


2- Muhammed aleyhisselamın meşhur mu’cizelerinin en büyüklerinden birisi de, ayın ikiye ayrılmasıdır. Bu mu’cize, başka hiçbir Peygambere nasib olmamıştır. Muhammed aleyhisselam elli iki yaşında iken, Mekke’de Kureyş kafirlerinin elebaşıları yanına gelip (peygamber isen ayı ikiye ayır) dediler. Muhammed aleyhisselam herkesin ve hele tanıdıklarının, akrabasının iman etmelerini çok istiyordu. Ellerini kaldırıp dua etti. Allahü teala, kabul edip, ayı ikiye böldü. Yarısı bir dağın, diğer yarısı başka bir dağın Üzerinde göründü. Kafirler, (Muhammed bize sihir yaptı) dediler, iman etmediler.


3- Muhammed aleyhisselam, bazı gazalarında susuz kalındığı zaman, elini suya sokmuş, parmakları arasından su akarak, suyun bulunduğu kap devamlı taşmıştır. Bazan seksen, bazan üçyüz, bazan binbeşyüz, Tebük Gazasında ise, yetmiş bin kimsenin hepsi ve hayvanları bu sudan içmişler ve kullanmışlardır. Mübarek elini sudan çıkarınca akması durmuştur.


4- Bir gün amcası Abbas’ın evine gidip, onu ve evladını yanına oturtup, üzerlerini ihramı ile örterek, “Ya Rabb! Bu amcamı ve Ehl-i beytimi örttüğüm gibi, sen de, Cehennem ateşinden kendilerini koru” dedi. Duvarlardan üç kerre amin sesi işitildi.


5- Birgün, kendisinden mu’cize isteyenlere karşı, uzaktaki bir ağacı çağırdı. Ağaç, köklerini sürüyerek gelip selam verip, (Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resulüh) dedi. Sonra, gidip yerine dikildi.


6- Hayber gazasında, önüne zehirlenmiş koyun kebabı koyduklarında (Ya Resulallah! Beni yeme, ben zehirliyim) sesi işitildi.


7- Birgün elinde put bulunan kimseye, (Put bana söylerse, iman eder misin?) dedi. Adam, ben buna elli senedir ibadet ediyorum. Bana hiçbir şey söylemedi. Sana nasıl söyler? dedi. Muhammed aleyhisselam “Ey put, ben kimim?” deyince, (Sen Allah’ın peygamberisin) sesi işitildi. Putun sahibi, hemen imana geldi.


8- Medinede, mescidde dikili bir odun vardı. Hutbe okurken, bu direğe dayanırdı. Minber yapılınca, direğin yanına gitmedi. Odundan ağlama seslerini, bütün cemaat işittiler. Minberden inip direğe sarıldı. Sesi kesildi. “Eğer sarılmasaydım, benim ayrılığımdan kıyamete kadar ağlayacaktı” buyurdu.


9- Eline aldığı çakıl taşlarının ve tuttuğu yemek parçalarının arı sesi gibi tesbih ettikleri çok görülmüştür.


10- Hz. Muhammed bir çayırda giderken, üç kerre, (Ya Resulallah) sesini işitti. O tarafa bakıp, bağlı bir geyik gördü. Yanında bir adam uyuyordu. Geyiğe ne istediğini sordu. O da, bu avcı beni avladı. Karşıdaki tepede iki yavrum var. Beni salıver! Gidip, onları doyurup geleyim dedi. Resul aleyhisselam “Sözünü tutar mısın, gelir misin” dedi. Allah için söz veriyorum, gelmezsem Allah’ın azabı benim üzerime olsun, dedi. Resulullah geyiği bıraktı. Biraz sonra geldi. Adam uyanıp, Ya Resulallah, bir emrin mi var dedi. “Bu geyiği azad et!” buyurdu. Adam geyiğin ipini çözüp bıraktı. Geyik (Eşhedü en la ilahe illallah ve enneke Resulullah) dedi ve gitti.


11-Cabir bin Abdullah bir koyun pişirdi. Resulullah, Eshabı ile yediler. “Kemikleri kırmayınız” dedi. Kemikleri toplayıp, mübarek ellerini üstüne koyup dua etti. Allahü teala koyunu diriltti.


12- Resulullaha, söylemez (konuşmayan) bir çocuk getirdiler. (Ben kimim) dedi. Sen Resulullahsın dedi. Ölünceye kadar konuştu.


13- Bir kadın, bir kel oğlunu getirdi. Resulullah, mübarek elleri ile başını sıvadı. Şifa buldu. Saçları uzamaya başladı.


14- Tirmizi ve Nesainin (Sünen) kitaplarında diyor ki, iki gözü ama (kör) bir kimse gelip, Ya Resulallah! Dua et, gözlerim açılsın dedi. “Kusursuz bir abdest al! Sonra Ya Rabbi! Sana yalvarıyorum. Sevgili peygamberin Muhammed aleyhisselamı araya koyarak, senden istiyorum. En çok sevdiğim peygamberim Hazret-i Muhammed! Seni vesile ederek, Rabbime yalvarıyorum. Senin hatırın için kabul etmesini istiyorum. Ya Rabbi! Bu yüce Peygamberi bana şefaatçi eyle! Onun hürmetine duamı kabul et!” duasını okumasını söyledi. Adam, abdest alıp dua etti. Hemen gözleri açıldı. Bu duayı müslümanlar, her zaman okumuşlar ve dileklerine kavuşmuşlardır.


15- Amcası Ebu Talib ile bir çölde gidiyordu. Ebu Talib, çok susadığını söyledi. Resulullah, hayvandan yere inip “Susadın mı?” dedi. Evet dedikte, mübarek ayaklarının ökçesini yere vurdu. Su çıktı. “Amcam, bu sudan iç!” buyurdu.


16- Hudeybiye seferinde susuz bir kuyunun yanına kondular. Askerler susuzluktan şikayet ettiler. Bir kova su istedi, içinden abdest alıp ve tükürüp, bunu kuyuya döktürdü. Bir ok verip, “Kuyuya atın” buyurdu. Kuyunun su ile dolduğunu gördüler.


17- Medinede minberde hutbe okurken, bir kimse, Ya Resulallah! Susuzluktan çocuklarımız, hayvanlarımız, tarlalarımız helak oluyor, imdadımıza yetiş dedi. Ellerini kaldırıp, dua eyledi. Gökte hiç bulut yokken, mübarek ellerini yüzüne sürmeden, bulutlar toplandı. Hemen yağmur başladı. Bir kaç gün devam etti. Yine minberde okurken o kimse, Ya Resulallah! Yağmurdan helak olacağız deyince, Resul aleyhisselam tebessüm etti ve “Ya Rabbi! Rahmetini başka kullarına da ihsan eyle!” dedi. Bulutlar açılıp, güneş göründü.


18- Bir kadın, hediye olarak bal gönderdi. Balı kabul edip boş kabı geri gönderdi. Allahü tealanın kudreti ile, kap bal ile dolu olarak geri geldi. Kadın gelerek, (Ya Resulallah! Hediyemi niçin kabul etmediniz? Acaba günahım nedir?) dedi. “Senin hediyeni kabul ettik. Gördüğün bal, Allahü tealanın hediyene verdiği berekettir” dedi. Kadın sevinerek, balı evine götürdü. Çoluk çocuğu ile aylarca yediler. Hiç eksilmedi. Bir gün yanılarak balı başka kaba koydular. Oradan yiyerek bitirdiler. Bunu Resulullaha haber verdiler. “Gönderdiğim kabda kalsaydı, dünya durdukça yerlerdi, hiç eksilmezdi” buyurdu.


19- Eshab-ı kiramdan Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) diyor ki, Resulullaha (sallallahü aleyhi ve sellem) birkaç hurma getirdim. Bunlara bereket verilmesi için dua etmesini söyledim. Bereketli olmaları için dua buyurdu. Hurmaların bulunduğu çantaları gece gündüz yanımdan ayırmayıp, Hz. Osman (radıyallahu anh) zamanına kadar hep yedim. Yanımdakilere de yedirdim ve avuç doluları sadakalar verdim. Hz. Osman’ın şehid olduğu gün zayi oldular.


20- Acem padişahı Kisra’nın ve Rum padişahı Kayser’in memleketlerinin müslümanların eline geçeceğini ve hazinelerinin Allah yolunda dağıtılacağını müjdeledi.


21- Ümmetinden çok kimsenin denizden gazaya gideceklerini ve sahabeden olan Ümmi Hiram ismindeki kadının, o gazada bulunacağını haber verdi. Hz. Osman halife iken müslümanlar, gemiler ile Kıbrıs adasına gidip harb ettiler. Bu hanım da beraber idi. Orada şehid oldu.


22- Hz. Muaviye’ye, “Birgün ümmetimin üzerine hakim olursan, iyilik yapanlara mükafat et! Kötülük edenleri de af eyle!” dedi. Hz. Muaviye, Hz. Osman zamanında Şam’da yirmi sene valilik, sonra yirmi sene de halifelik yaptı.


23- Abdullah İbni Abbas’ın annesine bakıp, “Senin bir oğlun olacak. Doğduğu zaman bana getir!” dedi. Çocuğu getirdiklerinde, kulağına ezan ve ikamet okuyup, mübarek tükürüğünden ağzına sürdü. İsmini Abdullah koyup annesinin kucağına verdi. “Halifelerin babasını al, götür!” dedi. Çocuğun babası olan Hz. Abbas, bunu işitip, gelip sorunca “Evet, böyle söyledim. Bu çocuk halifelerin babasıdır. Onlar arasında Seffah, Mehdi ve İsa aleyhisselamla namaz kılan bir kimse bulunacaktır.” dedi. Abbasiyye devletinin başına çok halifeler geldi. Bunların hepsi Abdullah bin Abbas’ın soyundan oldu.


24- Eshabından çok kimseye hayır dualar etmiş, hepsi kabul olunarak faydalarını görmüşlerdir. Hz. Ali diyor ki, Resulullah (sallallahü aleyhi ve sellem) beni Yemen’e kadı (hakim) olarak göndermek istedi. Ya Resulallah! (sallallahü aleyhi ve sellem) Ben kadılık yapmasını, mahkemede hüküm vermesini bilmiyorum dedim. Mübarek elini göğsüme koyup, “Ya Rabbi! Bunun kalbine doğru şeyleri bildir. Hep doğru söylemek nasib eyle!” buyurdu. Allah’a yemin ederim ki, bana gelen şikayetçilerden doğru olanı hemen anlar, hak üzere hüküm ederdim.


25- Amcasının oğlu Abdullah bin Abbas’ın alnına mübarek elini koyup, “Ya Rabbi! Bunu dinde derin alim yap, hikmet sahibi eyle! Kur’an-ı kerimin bilgilerini kendisine ihsan eyle!” dedi. Bundan sonra bütün ilimlerde ve bilhassa tefsir, hadis ve fıkıh bilgilerinde zamanın bir tanesi oldu. Sahabe ve tabi’in her şeyi bundan öğrenirdi. (Tercüman-ül-Kur’an), (Bahr-ül-ilim) ve (Reis-ül-Müfessirin) isimleriyle meşhur oldu. İslam memleketleri bunun talebeleri ile doldu.


26- Hizmetçilerinden Enes bin Malik’e, “Ya Rabbi! Bunun malını ve çocuklarını çok eyle. Ömrünü uzun eyle. Günahlarını af eyle!” duasını yaptı. Zaman geçtikçe malları, mülkleri çoğaldı. Ağaçları, bağları her sene meyve verdi. Yüzden ziyade çocuğu oldu. Yüzon sene yaşadı. Ömrünün sonunda, Ya Rabbi! Habibinin benim için yaptığı dualardan üçünü kabul ettin, ihsan ettin! Dördüncüsü olan günahlarımın affedilmesi acaba nasıl olacak deyince, (Dördüncüsünü de kabul ettim. Hatırını hoş tut!) sesini işitti.


27- Nabiga ismindeki meşhur şair, şiirlerinden birkaçını okuyunca, Peygamberimiz, Arablar arasında meşhur olan “Allahü teala dişlerini dökmesin!” duasını söyledi. Nabiga yüz yaşına gelmişti. Dişleri ak ve berrak, inci gibi dizilmiş dururdu.


28- Kendi kızı Fatıma, bir gün yanına geldi. Açlıktan benzi sararmıştı. Elini onun göğsüne koyup, “Ey açları doyuran Rabbim! Muhammed’in (sallallahü aleyhi ve sellem) kızı Fatıma’yı aç bırakma!” dedi. Fatıma’nın hemen yüzü kanlandı, canlandı, ölünceye kadar hiç açlık duymadı.


29- Bir kimse, sol eliyle yemek yiyordu. “Sağ el ile ye!” dedi. Sağ kolum hareket etmiyor diye yalan söyledi “Sağ elin artık hareket etmesin!” buyurdu, ölünceye kadar, sağ elini ağzına götüremez oldu.


30- Acem padişahı Hüsrev Pervize iman etmesi için mektub gönderdi. Alçak Hüsrev mektubu parçaladı ve getiren elçiyi şehid eyledi. Resul aleyhisselam bunu işitince çok üzüldü ve “Ya Rabbi! Benim mektubumu parçaladığı gibi, onun mülkünü parçala!” dedi. Resulullah (sallallahü aleyhi ve sellem) hayatta iken Hüsrev’i oğlu Şiruye hançerle parçaladı. Hz. Ömer halife iken, Acem memleketinin hepsini müslümanlar fethedip, Hüsrev’in nesli de, mülkü de kalmadı.


31- Resul aleyhisselam, çarşıda emr-i maruf ve nehy-i münker ederken, nasihat verirken, Mervan’ın babası olan Hakem bin As ismindeki alçak, Resulullah’ın arkasından gelerek, gözlerini açıp kapar ve yüzünü buruşturur, böylece alay ederdi. Resul aleyhisselam, arkaya dönüp, onun bu çirkin halini görünce, “Kendini gösterdiğin şekilde kal” buyurdu. Ölünceye kadar, yüzü gözü oynak kaldı.


32- Allahü teala habibini belalardan korurdu. Ebu Cehil, Resulullahın (sallallahü aleyhi ve sellem) en büyük düşmanı idi. Büyük bir taşı mübarek başına vurmak için kaldırdığında, Resulullahın (sallallahü aleyhi ve sellem) iki omuzunda birer yılan görerek taş elinden düştü ve kaçtı.


33- Ka’be yanında namaz kılarken, yine alçak Ebu Cehil, tam zamanıdır diyerek bıçakla üzerine yürümek isterken, hemen geri dönüp kaçtı. Arkadaşları, niçin korktun dediklerinde, Muhammed ile aramızda ateş dolu bir hendek gördüm. Birçok kimse beni bekliyorlardı. Bir adım atsaydım, yakalayıp ateşe atacaklardı. Çok korktum dedi. Bunu müslümanlar işitip, Resulullaha (sallallahü aleyhi ve sellem) sorduklarında, “Allah’ın melekleri, onu yakalayıp parçalayacaklardı” buyurdu.


34- Hicretin üçüncü senesinde, Resul aleyhisselam (Kattan) gazvesinde bir ağaç dibinde yalnız yatarken, Dasür isminde bir pehlivan kafir, elinde kılıçla gelip, seni benden kim kurtarır? dedi. Resulullah, (sallallahü aleyhi ve sellem) “Allah kurtarır” dedikte, Cebrail ismindeki melek, insan şeklinde görünüp, kafirin göğsüne vurdu. Yıkılıp kılıç elinden düştü. Resul aleyhisselam kılıcı eline alıp, “Seni benden kim kurtarır?” dedi. Beni kurtaracak, senden daha hayırlı kimse yoktur diye yalvardı. Af buyurup serbest bıraktı. İmana gelip, çok kimselerin imana gelmesine sebep oldu.


35- Resul aleyhisselam, bir gün abdest alıp, mestlerinden birini giyip, ikincisine elini uzatırken, bir kuş geldi. Bu mesti kapıp havada silkti. İçinden bir yılan düştü. Sonra kuş, mesti yere bıraktı. Bugünden sonra, ayakkabı giyerken, önce silkelemek sünnet oldu.


36- Sahabeden Enes bin Malik’de Resulullahın (sallallahü aleyhi ve sellem) mübarek yüzünü sildiği bir mendili vardı. Enes, bununla yüzünü siler, kirlendiği zaman, ateşe bırakırdı. Kirler yanar mendil yanmaz, tertemiz olurdu.


37- Selman-ı Farisi, hak din aramak için, İran’dan çıkıp dünyayı dolaşmaya başladı. Bunu bir yerde yakalayıp, Medineli bir Yahudiye köle olarak sattılar. Hicrette Resulullah, Medine’ye girerken karşılaştılar. Hemen imana geldi. Birkaç sene sonra 300 hurma ağacı ile binaltıyüz dirhem altın ödemek şartı ile azad edilmesine söz kesildi. Resulullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bunu işitti. Mübarek elleri ile ikiyüz doksandokuz hurma ağacı dikti. Ağaçlar o gün meyve vermeye başladı. Birini Hz. Ömer dikmişti. Bu ağaç meyve vermedi. Resulullah, bunu çıkarıp mübarek elleri ile tekrar dikti. Bu da hemen meyve verdi. Bir gazada, ganimet alınan, yumurta kadar altını Selman’a verdiler. Selman, Resulullaha (sallallahü aleyhi ve sellem) gelip, bu gayet azdır. Binaltıyüz gram çekmez dedi. Mübarek ellerine alıp tekrar Selman’a verdi. Bunu sahibine götür dedi. Yarısı ile efendisine olan borcunu ödedi. Yarısı da, Selman’a kaldı.


38- Resul aleyhisselam, bir gün namaz kılarken şeytan gelip namazını bozmak istedikte, mübarek elleri ile yakaladı. Bir daha gelip namazı bozdurmıyacağına dair ondan söz alıp serbest bıraktı.


39- Dost kabilesinin reisi Tufeyl, hicretten önce, Mekke’de imana gelmişti. Kavmini imana davet için Resulullahtan (sallallahü aleyhi ve sellem) bir alamet istedi. “Ya Rabbi! Buna bir ayet ihsan eyle!” buyurdu. Tufeyl kabilesine gidince, iki kaşı arasında bir nur parladı. Tufeyl, Ya Rabbi! Bu alameti yüzümden giderip başka yerime koy. Bunu yüzümde görenlerden bazısı, kendi dinlerinden çıktığım için cezalandırıldığımı zannederler dedi. Duası kabul olup, nur yüzünden gitti. Elindeki kamçının ucunda kandil gibi parladı. Kabilesindekiler zamanla imana geldiler.


40- (Bir-i Maune) denilen muharebede kafirler verdikleri sözü bozarak yetmiş Sahabeyi şehid ettiler. Bunlar arasında Hz. Ebu Bekrin kölesi iken azad ettiği ve ilk iman edenlerden Amir bin Füheyre’yi süngülediklerinde, kafirlerin gözü önünde, O’nu melekler gök’e kaldırdılar. Bunu Resulullaha (sallallahü aleyhi ve sellem) haber verdiklerinde, “Onu Cennet melekleri defn ettiler ve ruhunu Cennete götürdüler,” buyurdu.


41- Hicretin yedinci senesinde Resulullah, (sallallahü aleyhi ve sellem) Habeş Padişahı Necaşi’ye ve Rum İmparatoru Herakliyus’a ve Şam’daki Valisi Harise ve Umman Sultanı Semame’ye mektublar göndererek, hepsini imana davet etti. Mektupları götüren elçiler, gittikleri yerin dillerini bilmiyorlardı. Ertesi sabah, Allahü tealanın kudreti ile, o dilleri bilip, anlayıp, söylemeye başladılar.


42- Uhud gazasında Ebu Katade’nin bir gözü çıkıp yanağı üzerine düştü. Resulullaha (sallallahü aleyhi ve sellem) getirdiler. Mübarek eli ile gözünü yerine koyup, “Ya Rabbi! Gözünü güzel eyle!” dedi. Bu gözü, diğerinden güzel oldu. Ondan daha kuvvetli görürdü. Ebu Katade’nin torunlarından biri, Halife Ömer bin Abdülaziz’in yanına gelmişti. Sen kimsin? dedi. Bir beyt okuyarak Resulullahın (sallallahü aleyhi ve sellem) mübarek eli ile gözünü yerine koymuş olduğu zatın torunu olduğunu bildirdi. Halife bu beytleri işitince, kendisine ziyade, ikram ve ihsanda bulundu.


43- İyas bin Seleme diyor ki, Hayber gazasında, Resulullah (sallallahü aleyhi ve sellem) beni gönderip Hz. Ali’yi istedi. Ali’nin gözleri ağrıyordu. Elinden tutup, güçlükle getirdim. Mübarek parmaklarına tükürüp, Ali’nin gözlerine sürdü. Sancağı eline yerip, Hayber kapısında döğüşmeye gönderdi. Çok zamandır açılamayan kapıyı Hz. Ali yerinden sökerek, Eshab-ı kiram kaleye girdiler.


 

BUDULGAN BOZKURT

Banlı Üye
Katılım
5 Mar 2015
Mesajlar
30,821
Tepkime puanı
40
Puanları
0
Memleket
61 Trabzon
Nerden:
Bir seçim yapınız












MUHAMMED ALEYHİSSELAMA TABİ' OLMAK


O’na tabi’ olmak, ya’ni O’na uymak, O’nun gittiği yolda yürümektir. O’nun yolu, Kur’an-ı kerimin gösterdiği yoldur. Bu yola (Din-i İslam) denir. O’na uymak için, önce iman etmek, sonra müslümanlığı iyice öğrenmek, sonra farzları eda edip, haramlardan kaçınmak, daha sonra, sünnetleri yapıp mekruhlardan kaçınmak lazımdır Bunlardan sonra, mubahlarda da O’na uymağa çalışmalıdır. İman etmek, ona tabi’ olmağa başlamak ve se’adet kapısından içeri girmeli demektir. Allahü teala O’nu, dünyadak bütün insanları se’adete davet için gönderdi ve Sebe’ suresi, yirmisekizinci ayetinde, “Ey sevgili Peygamberim (sallallahü aleyhi ve sellem) Seni, dünyadaki bütün insanlara ebedi se’adeti müjdelemek ve bu se’adet yolunu göstermek için, beşeriyyete gönderiyorum.” buyurdu. Mesela, O’na uyan bir kimsenin, gün ortasında bir parça uyuması, O’na uymaksızın, birçok geceleri ibadetle geçirmekten kat kat daha kıymetlidir.

Çünkü, (Kaylule etmek) yani öğleden önce biraz yatmak adet-i şerifesi idi. Mesela O’nun dini emir ettiği için, bayram günü oruç tutmamak ve yiyip içmek, O’nun dininde bulunmayıp senelerce tutulan oruçlardan daha kıymetlidir. O’nun dininin emri ile fakire verilen az bir şey ki, buna zekat denir, kendi arzusu ile, dağ kadar altın sadaka vermekten daha efdaldir. Emir-ül-Mü’minin Ömer (radıyallahu anh), bir sabah namazını cemaatle kıldıktan sonra, cemaate bakıp, bir kimseyi göremeyince sordu. Eshab dediler ki, geceleri sabaha kadar ibadet ediyor. Belki şimdi uyku bastırmıştır.

Emir-ül-Mü’minin buyurdu ki: (Keşki bütün gece uyuyup da, sabah namazını cemaatle kılsaydı, daha iyi olurdu), İslamiyetden sapıtmış olanlar, sıkıntı çekip ve mücahede edip nefslerini körletiyor ise de, İslamiyete uygun yapmadıklarından kıymetsizdir ve hakirdir. Eğer bu çalışmalarına ücret hasıl olursa, dünyada birkaç menfaatden ibaret kalır. Halbuki, dünyanın hepsinin kıymet ve ehemmiyyeti nedir ki, bunun bir kaçının itibarı olsun. Bunlar, mesela çöpçüye benzer ki, çöpçüler herkesden daha çok çalışır ve yorulur. Ücretleri de herkesten aşağıdır. İslamiyet’e tabi’ olanlar ise, latif cevahir ve kıymetli elmaslar ile meşgul olan mücevherciler gibidir. Bunların işi az, kazançlar pek çoktur. Bazan bir saatlik çalışmaları yüzbinlerce senenin kazancını hasıl eder. Bunun sebebi şudur ki, İslamiyet’e uygun olan amel, Hak tealanın makbulüdür, mardisidir, çok beğenir.

Böyle olduğunu kendi kitabının çok yerinde bildirmiştir. Mesela, İmran suresi otuzbirinci ayetinde: “Ey sevgili Peygamberim! Onlara de ki, eğer Allahü tealayı seviyorsanız ve Allahü teala’nın da, sizi sevmesini istiyorsanız bana tabi’ olunuz! Allahü teala bana tabi’ olanları sever” buyuruyor. İslamiyet’e uymayan şeylerin hiç birisini Hak teala sevmez, beğenmez. Sevilmeyen, beğenilmeyen şeye sevab verilir mi? Belki cezaya sebep olur. Cenab-ı Hak, Kur’an-ı kerimde, Nisa suresi, yetmişikinci ayetinde, Muhammed aleyhisselama itaat etmenin, kendisine itaat etmek olduğunu bildiriyor. O halde, O’nun Resulüne (sallallahü aleyhi ve sellem) itaat edilmedikçe, O’na itaat edilmiş olmaz.

Bunun pek kat’i ve kuvvetli olduğunu bildirmek için, ayet-i kerimede; “Elbette muhakkak böyledir,” buyurdu ve bazı doğru düşünmeyenlerin, bu iki itaati birbirinden ayrı görmelerine meydan bırakmadı. Allahü teala, yine Nisa suresinde, yüzkırkdokuzuncu ayet-i kerimede, bu iki itaati ayrı görenlerden şikayet buyurarak “Kafirler, Allahü tealanın emirleri ile Peygamberlerinin emirlerini birbirinden ayırmak istiyor. Yahudiler diyor ki, biz Musa aleyhisselama inananırız. İsa ile Muhammed, aleyhisselama inanmayız. Hıristiyanlar ise, yalnız İsa aleyhisselama inanıp, ona haşa, Allahü tealanın oğlu diyor. Bu inanışları ve dinleri kıymetsizdir. Hepsi kafirdir. Bunların hepsine Cehennem azabını, çok acı azapları hazırladık.” diye bildirdi.

Bütün insanlara önce lazım olan şey, Ehl-i sünnet alimlerinin kitaplarında bildirdikleri gibi, bir iman ve itikad edinmektir. Peygamberimiz Muhammed aleyhisselamın yolunu bildiren, Kur’an-ı kerimden murad-ı ilahiyi anlayan, hadis-i şeriflerden murad-ı peygamberiyi çıkaran bu büyük alimlerdir. Kıyametde kurtuluş yolu, bunların gösterdiği yoldur. Allah’ın Peygamberininin ve O’nun Eshabının yolunu kitaplara geçiren, değiştirilmekten ve bozulmaktan koruyan, (Ehl-i sünnet) alimleridir. Ehl-i sünnetin reisi ve kurucusu, (İmam-ı A’zam Ebu Hanife Nu’man bin Sabit)’dir. Evliyanın büyüklerinden Sehl bin Abdullah Tüstüri (rahmetullahi aleyh) diyor ki, “Eğer Musa ve İsa aleyhisselamın ümmetlerinde, İmam-ı A’zam Ebu Hanife gibi bir zat bulunsaydı, bunlar Yahudiliğe ve hıristiyanlığa dönmezdi.” Muhammed aleyhisselama tabi’ olmak (Ahkam-ı İslamiyye)’yi beğenip, seve seve yapmak ve O’nun emirlerini ve İslamiyetin kıymet verdiği, üstün tuttuğu şeyleri ve alimlerini, salihlerini büyük bilip, hürmet etmektir ve O’nun dinini yaymağa uğraşmak demektir ve dinine uymak istemeyenleri, beğenmeyenleri, aldırış etmeyenleri zelil, hakir ve aşağı tutmaktır.

İki cihan se’adetine kavuşmak, ancak ve yalnız, dünya ve ahiretin efendisi olan, Muhammed aleyhisselama tabi’ olmağa bağlıdır. O’na tabi’ olmak için iman etmek ve Ahkam-ı İslamiyyeyi öğrenmek ve yapmak lazımdır. Ahirette Cehennem’den kurtulmak, yalnız Muhammed aleyhisselama tabi’ olanlara mahsustur. Dünyada yapılan bütün iyilikler, bütün keşfler, bütün, haller ve bütün ilimler Resulullah’ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yolunda bulunmak şartı ile, ahirette işe yarar. Yoksa, Allahü tealanın Peygamberine tabi’ olmayanların yaptığı her iyilik, dünyada kalır ve ahiretin harap olmasına sebep olur. Yani, iyilik şeklinde görünen, birer istidracdan başka birşey olamaz.

Muhammed aleyhisselama tam ve kusursuz tabi’ olabilmek için, onu tam ve kusursuz sevmek lazımdır. Tam ve olgun sevginin alameti de, O’nun düşmanlarından uzak durmaktır. O’nu beğenmeyenleri sevmemektir. Muhabbete müdahene, yani gevşeklik sığmaz. Aşıklar, sevgililerinin divanesi olup, onlara aykırı birşey yapamaz. Aykırı gidenlerle uyuşamaz. İki zıd şeyin muhabbeti bir kalbde, bir arada yerleşemez. Cem’i zıddeyn muhaldir. Bu dünya ni’metleri geçicidir ve aldatıcıdır. Bugün senin ise, yarın başkasınındır. Ahirette ele girecekler ise sonsuzdur ve dünyada iken kazanılır. Bu birkaç günlük hayat, eğer dünya ve ahiretin en kıymetli insanı olan, Muhammed aleyhisselama tabi’ olarak geçirilirse, se’adet-i ebediyye, sonsuz necat, kurtuluş umulur. Yoksa O’na tabi’ olmadıkça, herşey hiçtir. O’na uymadıkça, her yapılan hayır, iyilik, burada kalır, ahirette ele birşey geçmez.

Resulullaha (sallallahü aleyhi ve sellem) tabi’ olmak yedi derecedir: Birincisi, ahkam-ı İslamiyyeye inanarak, bunları öğrenmek ve yapmaktır. Bütün müslümanların ve alimlerin ve zahidlerin ve abidlerin tabi’ olması, bu derecededir. Bunların nefsleri iman etmemiştir. Allahü teala, merhamet ederek, yalnız kalbin imanını kabul etmektedir. İkincisi, emirleri yapmakla beraber, Resulullahın (sallallahü aleyhi ve sellem) bütün sözlerini ve adetlerini yapmak ve kalbi kötü huylardan temizlemektir. Tasavvuf yolunda yürüyenler bu derecededir. Üçüncüsü, Resulullahda (sallallahü aleyhi ve sellem) bulunan hallere, zevklere ve kalbe doğan şeylere de tabi’ olmaktır. Bu derece, tasavvufun (Vilayet-i hassa) dediği makamda ele geçer. Burada, nefs de iman ve itaat eder ve bütün ibadetler, hakiki ve kusursuz olur.

Dördüncüsü, ibadetler gibi bütün hayırlı işler hakiki ve kusursuz olmaktır. Bu derece, (Ulema-i rasihin) denilen büyüklere mahsustur. Bu rasih ilimli alimler, Kur’an-ı kerimin ve hadis-i şeriflerin derin manalarını ve işaretlerini anlar. Bütün peygamberlerin eshabı böyle idi. Hepsinin nefsleri iman etmiş, mutmainne olmuştur. Böyle tabi’ olmak, ya tasavvuf ve vilayet yolundan ilerleyenlere veya bütün sünnetlere yapışarak bid’atlerin hepsinden kaçanlara nasib olur. Bugün, dünyayı bid’at kaplamış, sünnetler gayb olmuştur. Bugün, sünnetleri bulup yapışmak ve bid’at deryasından kurtulmak, imkan haricinde kalmıştır. Bid’atler, adet halini almıştır. Halbuki adetler ne kadar yerleşmiş ve yayılmış olsalar ve ne kadar güzel görünseler de, din ve sünnet olamaz. Beşincisi, Resulullaha (sallallahü aleyhi ve sellem) mahsus kemalata, yükseldiklere tabi’ olmaktır. Bu kemalat, ilim ve ibadet ile ele geçemez.

Ancak, Allahü tealadan, lutf ve ihsan ile gelir. Bu derecede olanlar, büyük peygamberler ve bu ümmetin pek az büyükleridir. Altıncısı, Resulullahın (sallallahü aleyhi ve sellem) mahbubiyyet ve ma’şukıyyet kemalatına tabi’ olmaktır ki, Allahü tealanın çok sevdiklerine mahsustur ve lutf ile ele geçmez, muhabbet lazımdır. Yedinci derece, insan vücudunun her zerresinin tabi’ olmasıdır. Tabi’ metbu’a o kadar benzer ki, tabi’ olmaklık aradan kalkar. Bunlar da, sanki Resulullah (sallallahü aleyhi ve sellem) gibi, aynı kaynaktan, herşeyi alır. O’na uymanın ufak bir zerresi bütün dünya nimetlerinden ve ahiret se’adetlerinden kat kat üstündür.

İnsanlık meziyeti ve şerefi O’na tabi’ olmaktır.

Resulullaha (sallallahü aleyhi ve sellem) uymak için müslümanların Ehl-i sünnetin dört hak mezhebinden birinde olmaları temel şarttır.


 

BUDULGAN BOZKURT

Banlı Üye
Katılım
5 Mar 2015
Mesajlar
30,821
Tepkime puanı
40
Puanları
0
Memleket
61 Trabzon
Nerden:
Bir seçim yapınız












PEYGAMBERİMİZİN (Aleyhisselam) HADİS-İ ŞERİFLERİNDEN BAZILARI


“İman, Allah’a ve meleklere ve kitablara ve peygamberlere ve kıyamet gününe ve hayrın şerrin Allah’ın takdiri ile, dilemesi ile olduklarına inanmakdır.”

“Müslümanlık beş şey üzerine kurulmuştur. Birincisi, Allahü tealaya ve Muhammed aleyhisselamın O’nun Peygamberi olduğuna inanmak, ikincisi, her gün beş vakit namaz kılmak, üçüncüsü senede bir kerre malın kırkda birini müslüman olan fakirlere, zekat vermek, dördüncüsü Ramazan-ı şerif ayında her gün oruç tutmak, beşincisi, Mekke-i mükerreme’ye giderek ömründe bir kere hac etmek.”


“Allah’ın kitabında ve benim sünnnetimde bulamadıklarınızı Eshabımın sözlerinden alınız. Eshabım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız, hidayete kavuşursunuz. Eshabımın birbirinden ayrılıkları rahmettir.”


“Eshabımı incitmekte Allahü tealadan korkunuz. Benden sonra, onları kötü bilmeyiniz. Onları seven beni sevdiği için sever. Onlara düşmanlık eden, bana düşmanlık etmiş olur. Onları inciten beni incitendir. Beni inciten de Allahü tealaya eziyyet etmiş olur ki, buna azab eder.”


“Beni İsrail, yetmişbir fırkaya ayrılmıştı. Bunlardan yetmişi Cehenneme gidip, ancak bir fırkası kurtulmuştur. Nasara da yetmişiki fırkaya ayrılmıştı. Yetmişbiri Cehenneme gitmiştir. Bir zaman sonra benim ümmetim de yetmişüç kısma ayrılır. Bunlardan yetmişikisi Cehenneme gidip, yalnız bir fırkası kurtulur.” Eshab-ı kiram bu fırkanın kimler olduğunu sorduk da, “Cehennemden kurtulan fırka, benim ve Eshabımın gittiği yolda gidenlerdir.”


“Allahü teala size namazı, orucu, zekatı farz ettiği gibi, Ebu Bekri, Ömer’i, Osman’ı ve Ali’yi sevmeyi de farz eyledi.”


Ali (radıyallahu anh) dedi ki, Resulullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bana buyurdu ki: “Benden sonra halife Ebu Bekir olacaktır. Ondan sonra Ömer, ondan sonra Osman, ondan sonra da sen (radıyallahu anh) olacaksın.”


“Önce inen kitablar, bir harf, yani kelime idi ve bir şeyi bildirirlerdi. Kur’an-ı kerim yedi harf üzerine nazil oldu. Yedi Şey bildirilmektedir: Zecr, emir, helal, haram, muhkem, müteşabih ve misaller. Bunlardan helali helal biliniz! Haramı haram biliniz! Emir edilenleri yapınız! Yasak edilenlerden sakınınız! Misal ve kıssa olanlardan ibret alınız. Muhkem olanlara uyunuz! Muteşabih olanlara inanınız. Bunlara inandık. Hepsini Rabbimiz bildirmiştir, deyiniz.”


“Sözlerin en iyisi Allahü tealanın kitabıdır. Yolların en iyisi, Muhammed aleyhisselamın gösterdiği yoldur. İşlerin en kötüsü bu yolda yapılan değişikliklerdir. Bid’atlerin hepsi dalalettir, sapıklıktır.”


“Ümmetimin müctehidleri arasındaki ayrılık, rahmet-i ilahidir.”


“Bir müctehid ayet-i kerimeden ve hadis-i şeriften bir hüküm çıkarırken, isabet ederse buna on sevab verilir. Hata ederse, bir sevab verilir.”


“Adem ve bütün peygamberler benimle öğündüğü gibi ben de ümmetim içinde, soy adı Ebu Hanife, ismi Nu’man olan bir kimse ile öğünürüm ki, ümmetimin ışığı olacaktır, onları yoldan çıkmaktan, cehalet karanlığına düşmekten koruyacaktır.”


“Bu ümmetin alimleri iki türlü olacaktır. Birincileri ilimleri ile insanlara faydalı olacaktır. Onlardan bir karşılık beklemeyeceklerdir. Böyle olan insana denizdeki balıklar ve yeryüzündeki hayvanlar ve havadaki kuşlar dua edeceklerdir. İlmi başkalarına faydalı olmayan, ilmini dünyalık ele geçirmek için kullananlara kıyamette Cehennem ateşinden yular vurulacaktır.”


“Kıyamete yakın ilim azalır, cehalet artar ve ilmin azalması, alimlerin azalması ile olur. Cahil din adamları, kendi görüşleri ile fetva vererek fitne çıkarırlar. İnsanları doğru yoldan saptırırlar.”


“Allahü tealanın en üstün dediği kimse dinde fakih olan kimsedir.” “İlim Çin’de de olsa alınız.” “Namaz dinin direğidir. Namaz kılan kimse dinini kuvvetlendirir.”


“Namaz kılmayan elbette dinini yıkar.”


“Namaz, mü’minin miracıdır.” “Mü’min tüccara benzer. Tüccar sermayesini kurtaramadıkça kar edemez. Bunun gibi farzı, kılmayıp kazası olan kimse, kazasını kılmadan nafile kılarsa, boş yere zahmet çekmiş olur. Bu kimse kazasını ödemedikçe, Allahü teala onun namazlarını kabul etmez.”


“Amelsiz söz kabul olmaz. Niyyetsiz amel kabul olmaz. Sünnete uygun olmazsa hiçbiri kabul olmaz.”


“Birbirinize müslümanlığı öğretiniz. Emr-i marufu bırakır iseniz, Allahü teala en kötünüzü başınıza musallat eder ve dualarınızı kabul etmez.”


“Günah işleyeni eliniz ile men ediniz. Buna kuvvetiniz yetmezse söz ile mani olunuz. Bunu da yapamaz iseniz, kalbiniz ile beğenmeyiniz. Bu ise imanın en aşağısıdır.”


“Fitne veya bid’at yayıldığı ve Eshabım kötülendiği zamanda hakkı bilen, bilgisini müslümanlara duyursun. Hakkı, yani doğru yolu bildiği halde, müslümanlara duyurmayanlara Allahü teala ve melekler ve bütün insanlar lanet eylesin. Allahü teala bu kimsenin farzlarını ve nafile ibadetlerini kabul etmez.”


“Beş şey gelmeden evvel beş şeyin kıymetini biliniz: Ölmeden önce hayatın kıymetini, hastalıktan önce sıhhatin kıymetini, dünyada ahireti kazanmanın kıymetini, ihtiyarlamadan gençliğin kıymetini, fakirlikten evvel zenginliğin kıymetini.”


“Acele etmek şeytandandır. Beş şey bundan müstesnadır. Kızını evlendirmek, borcunu ödemek, cenaze hizmetlerini çabuk yapmak, misafiri doyurmak, günah yapınca hemen tevbe etmek.”


“Müslümanın müslüman üzerinde beş hakkı vardır: Selamına cevap vermek, hastasını yoklamak, cenazesinde bulunmak, davetine gitmek ve aksırıp elhamdülillah diyene, yerhamükellah diyerek cevap vermek.”


“Müflis kimdir, biliyor musunuz?” buyurdu. (Bizim bildiğimiz müflis, parası, malı olmayan kimsedir) dediler. “Ümmetimden müflis şu kimsedir ki, kıyamet günü namazları ile, oruçları ile ve zekatları ile gelir. Fakat kimisine sövmüştür, kiminin malını almıştır, kiminin kanını akıtmıştır, kimini dövmüştür. Hepsine bunun sevablarından verilir. Haklarını ödemeden önce sevabları biterse, hak sahiplerinin günahları alınarak buna yüklenir. Sonra Cehenneme atılır.”


“Ya Eba Hüreyre! Allah’dan başka hiçbir şeye ümid bağlama! Allah’a tevekkül eyle. Bir arzun varsa Allahü teala hazretlerinden iste! Allahü tealanın adeti ilahiyyesi şöyle cari olmuştur ki, her şeyi bir sebep altında yaratır. Bir iş için sebebine yapışmak ve sonra Allahü tealanın yaratmasını beklemek lazımdır. Tevekkül de bundan ibarettir.”


“Akıllı şu kimsedir ki, günü dörde ayırıp, birincisinde yaptıklarını ve yapacaklarını hesap eder. İkincisinde, Allahü tealaya münacaat eder, yalvarır. Üçüncüsünde bir sanatta veya ticarette çalışıp helal para kazanır. Dördüncüsünde istirahat eder ve mubah olan şeylerle kendisini eğlendirip haram şeyleri yapmaz ve onlara gitmez, “


“Ticaret yapınız! Rızkın onda dokuzu ticarettedir.”


“Yarın ölecekmiş gibi ahirete ve hiç ölmeyecekmiş gibi dünya işlerine çalışınız.”


“Dünya sizin için yaratıldı. Siz de ahiret için yaratıldınız. Ahirette ise Cennetten ve Cehennem ateşinden başka yer yoktur.”


“İki gün aynı halde bulunan” yani her gün ilerlemeyen, bir şey öğrenmeyen, aldandı ziyan etti.” Hurma ağaçlarını nasıl aşılamalarının uygun olacağını soran Eshab-ı kirama; “Tecrübe edin: Bir kısım ağaçları, babalarınızın usulü ile, başka ağaçları da Yemen’de öğrendiğiniz usül ile aşılayın. Hangisi daha iyi hurma verirse, her zaman o usul ile yapın.” buyurmuştur.


“Yabancı dil öğrenin, düşman şerrinden böyle kurtulursunuz.”


“Beş şeyi yapan kadın Cehennemden kurtulur: Beş vakit namazını kılar, Ramazan ayında oruç tutar, zevcini, anasını, babasını üzmez. Yüzünü ve saçlarını yabancı erkeklere göstermez. Dünya sıkıntılarına sabreder.”


“Müslümanların en iyisi, en faydalısı, zevcesine karşı iyi ve faydalı olandır.”


“Hepiniz bir sürünün çobanı gibisiniz. Çoban sürüsünü koruduğu gibi, siz de evlerinizde ve emirleriniz altında olanları Cehennemden korumalısınız. Onlara müslümanlığı öğretmelisiniz, öğretmez iseniz mes’ul olacaksınız.”


“Sonra yaparım diyenler helak oldu.”


“Günahına tevbe eden hiç günah yapmamış gibidir.”


“Şüphe edilen altını, ateşle muayene ettikleri gibi, Allahü teala, insanları dertle, bela ile imtihan eder. Bazısı bela ateşinden halis olarak çıkar. Bazısı da bozuk olarak çıkar.”


“Allahü teala, insanları yaratırken, ecellerini, ömürlerini ve rızıklarını takdir etmiştir.”


“Eshabım hasta olmaz, İslam dini hasta olmamak yolunu göstermiştir. Eshabım temizliğe çok dikkat eder, acıkmadıkça birşey yemez ve sofradan doymadan önce kalkar.”


“Allahü teala haram olan şeylerde size şifa yaratmamıştır.”


“Vatan sevgisi imandandır.”


“Cennet ana-babanın ayağı altındadır.”


‘‘Baba hakkı için diyerek yemin etmeyiniz. Yemin, Allah ismi ile olur.”


“Kolaylaştırınız, zorluk çıkarmayınız.”


“Kader, tedbir ile, sakınmakla değişmez. Fakat kabul olan dua, o bela gelirken korur.”


“Aklın alameti nefse galip ve hakim olmak ve öldükten sonra lazım olanları hazırlamaktır. Ahmaklık alameti, nefse uyup Allah’tan af ve merhamet beklemektir.”


“Ben, la’net etmek için, insanların azab çekmesi için gönderilmedim. Ben herkese iyilik etmek için, insanların huzura kavuşması için gönderildim.”


“İyi huyları tamamlamak, iyi ahlakı dünyaya yaymak için gönderildim.”


“Allahı en iyi tanıyanınız ve O’ndan en çok korkanınız benim, “


“Beni ziyaret için gelip, başka bir iş yapmayarak yalnız ziyaret edene kıyamette şefaat etmek bende hakkı olur. Bana selam verene ben de selam veririm.”


“Şefaatime inanmayan O’na kavuşamaz.”


“İnsanın dini arkadaşının dini gibidir.”


“Din bilgisi iki kısımdır: Biri kalbde olan faydalı bilgilerdir. İkincisi dil ile anlatılan zahir bilgileridir.”

“Her yüz senede bir müceddit gelir. Bu dini kuvvetlendirir.”

“İnsanın bedeninde bir et parçası vardır. Bu iyi olursa, bütün uzuvlar iyi olur. Bu kötü olursa, bütün organlar kötü olur. Bu kalbdir.”

“Şirkten sakınınız. Şirk karıncanın ayak sesinden daha gizlidir.”

“Zikrin en kıymetlisi (La ilahe illallah) demektir.”

“Sıcak su buzu erittiği gibi, iyi huy da hataları eritir. Sirke balı bozduğu gibi, kötü huy, hayratı ve hasenatı yok eder.”

“İbadetlerini ihlas ile yap. İhlas ile yapılan az amel kıyamet günü sana yetişir.”

“Mü’min vekar sahibi olur, yumuşak olur.”

“Kişi sevdiği ile beraberdir.”

“Bir kimse Allahü tealaya kavuşmayı severse, Allahü teala da ona, kavuşmayı sever.”

“Evliya ol kimsedir ki, onlar görülünce Allah hatırlanır.”

“Fitne uykudadır. Bunu uyandırana Allah la’net eylesin!”

“Üç kimse imanın tadını bulur: Allah’ı ve Resulünü (sallallahü aleyhi ve sellem) herşeyden daha çok sever. Yalnız Allah’ın sevdiği kimseleri sever. İmana kavuştuktan sonra kafir olmaktan korkması, ateşte yanmak korkusundan daha çok olur.”

“Ey eshabım! Siz öyle bir zamanda geldiniz ki, Allahü tealanın emirlerinden onda dokuzunu yapıp, birini yapmazsanız, helak olursunuz. Cehenneme gidersiniz. Bir zaman gelecek ki, o zamanın mü’minleri emirlerin birini yapabilip, dokuzunu bıraksalar, Cehennemden kurtulurlar. O zamanda imanı olanlara müjdeler olsun.” “İslamiyet garip, kimsesiz olarak başladı. Son zamanlarda başladığı gibi garip olarak geri döner. Garip olan müslümanlara müjdeler olsun.” “Müslümanlık, Allahü tealanın emirlerini büyük bilmek ve Allahü tealanın mahluklarına acımaktır.” Müslüman olmayan bazı meşhurların Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) ve İslam dini hakkındaki sözleri şöyledir:


 

BUDULGAN BOZKURT

Banlı Üye
Katılım
5 Mar 2015
Mesajlar
30,821
Tepkime puanı
40
Puanları
0
Memleket
61 Trabzon
Nerden:
Bir seçim yapınız













MÜSLİMAN OLMAYAN BAZI MEŞHURLARIN SÖZLERİ


Tarihe dünyanın en büyük askeri dehalarından biri, aynı zamanda kıymetli bir devlet adamı olarak geçen Fransa İmparatoru Napoleon şöyle diyor: “Allah’ın varlığını ve birliğini, Musa kendi milletine, İsa Romalılara, fakat Muhammed bütün eski dünyaya bildirdi. Arabistan tamamiyle putperest olmuştu. İsa’dan altı asır sonra Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) kendisinden evvel gelmiş olan İbrahim, İsmail, Musa ve İsa’nın Allah’ını Araplara tanıttı.

Arapların yanına sokulan aryenler, hakiki İsa dinini bozarak onlara Allah, Allah’ın oğlu, Ruhulkudüs gibi, kimsenin anlayamayacağı doğmaları yapmaya çalışıyor, şarkın sulh ve huzurunu tamamen bozuyorlardı. Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) onlara doğru yolu gösterdi. Araplara yalnız bir tek Allah olduğunu, O’nun ne babası ne de oğlu bulunmadığını, böyle birkaç Allah’a tapmanın puta tapmaktan kalan saçma bir adet olduğunu anlattı.”

PROF. CARLYLE

Dünyanın tanıdığı en büyük ilim adamlarından biri olan İskoçyalı Thomas Carlyle diyor ki: Hazret-i Muhammed aleyhisselam gelmeden evvel Arapların bulundukları yerlere kocaman bir ateş parçası sıçramış olsaydı kuru kum üzerinde kaybolup gidecek ve hiç iz bırakmayacaktı. Fakat Hazret-i Muhammed aleyhisselam gelince bu kuru kum dolu çöl, sanki bir barut fıçısına döndü. Delhi’den Granada’ya kadar bütün yerler birdenbire semaya yükselen alevler haline geldi. Bu büyük zat sanki bir şimşekti. O’nun etrafındaki bütün insanlar, O’ndan ateş alan parlayıcı maddeler haline dönüştüler.”


MAHATMA GANDHİ


Hindistan’ı İngiliz sömürgesi olmaktan kurtaran Hintli lider, İslam dinini ve Kur’an-ı kerimi inceledikten sonra şunları söylemiştir:


“İslam dini yalancı bir din değildir. Hintlilerin bu dini saygı ile incelemelerini isterim. Onlar da İslamiyet’i benim gibi seveceklerdir. Ben, İslam dininin Peygamberinin ve O’nun yakınında bulunanların nasıl hayat sürdüklerini bildiren kitapları okudum. Bunlar beni o kadar ilgilendirdi ki, kitaplar bittiği zaman bunlardan daha fazla olmamasına üzüldüm. Ben şu kanaate vardım ki, İslamiyet’in çok süratle yayılması, kılıç yüzünden olmamıştır. Aksine herşeyden evvel sadeliği, mantıki olması ve peygamberinin büyük tevazuu, (alçak gönüllülüğü) sözünü daima tutması, yakınlarına ve müslüman olan herkese karşı sonsuz bağlığı yüzünden İslam dini birçok insanlar tarafından seve seve kabul edilmiştir.”


LAMARTİNE


Dünyaca tanınmış büyük Fransız edibi ve devlet adamı. Türkiye Tarihi adlı eserinde Muhammed aleyhisselam için şöyle diyor:

“Hazret-i Muhammed bir yalancı peygamber miydi? O’nun eserlerini ve tarihini inceledikten sonra bunu düşünemeyiz. Çünkü yalancı peygamberlik iki yüzlülüktür. İki yüzlülükte inandırma kuvveti yoktur; yalanda da doğruluğun kudreti bulunmaz. Mekanikte bir cisim atıldığı zaman onun varabileceği yer, fırlatma gücü ile orantılıdır. Bir manevi ilhamın gücü de onun meydana getirdiği eser ile orantılıdır. Bu kadar çok şey taşıyan, bu kadar uzaklara kadar yayılan ve bu kadar uzun zaman aynı kudrette devam eden bir “Fikir” (Yani İslamiyet) yalan olamaz. Bunun çok samimi ve çok inandırıcı olması gerekir.

O’nun hayatı, uğraşmaları, memleketininin hurafelerine ve putlarına kahramanca saldırıp onları parçalaması, puta tapan çoğunluğun hiddetlerine karşı koymak ataklığı, kendine saldırdıkları halde, 13 sene Mekke’de buna dayanması, hemşehrileri arasında türlü hadiseler çıkartmak ve kendini adeta kurban yerine koymak gibi hallere tahammül etmesi, Medine’ye hicreti, durmadan yaptığı teşvikler ve verdiği vaazlar, çok üstün düşman kuvvetleriyle yaptığı savaşlar, kazanacağına olan itimadı, en büyük felaket zamanında bile duyduğu insan üstü güvence, zaferde bile gösterdiği sabır ve tevekkül, sözlerini kabul ettirme hırsı, sonsuz ibadeti, Allah’la mukaddes konuşmaları, ölümü, ölümünden sonra da devam eden şan ve şerefi, zaferleri O’nun hiçbir zaman bir yalancı peygamber olmadığını, tam aksine büyük bir imana sahip bulunduğunu gösterir.

Filozof, Hatip, peygamber, kanun koyucu, cenkçi, insan düşüncelerini etkileyici, yeni doğmalar koyan ve yirmi büyük dünya İmparatorluğu ile bir büyük İslam devleti kuran kişi: İşte Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) budur! İnsanların büyüklüğü ölçmek için kullandıkları bütün mikyaslarla ölçülsün; acaba O’ndan daha büyük bir şahıs var mıdır? Olamaz!” Bu arada son yıllarda Avrupa ve Amerikalı çeşitli araştırıcılar tarafından yapılan tarih boyunca en büyük insan kimdir, en mükemmel insan kimdir, gibi araştırmalarında, gerek insan zihni vasıtasıyla ve gerekse kompüterlerle yapılsın daima “Hazret-i Muhammed’dir (sallallahü aleyhi ve sellem)” hükmü ile neticelendiğini de unutmamak gerekir.

 

First panel title

First panel content

Second panel title

Second panel content
Üst