Yeni mesajlar Yeni konular En çok cevaplanan En görüntülenen konu En çok begenilen

En çok mesaj
Kullanıcı
Mesaj
aSk
19,716
TEO
18,911
Eqe
18,281
11,378
10,928
10,898
10,647
10,539
8,646

Türk Edebiyatı’nda İz Bırakmış 5 Aşk Dolu Mektup.

Mariela

Mariş Hanım Diyeceksiniz.
Yönetici
TF Admin
Katılım
11 May 2019
Mesajlar
2,755
Tepkime puanı
2,871
Puanları
113
Mesleğin
Turizm ve Otel İşletmeciliği
Cinsiyetiniz
Bayan
Burc
Terazi
Memleket
52 Ordu
Nerden:
Bir seçim yapınız
Cemil Meriç & Lamia Çataloğlu – Jurnal 2
Cemil Meriç’in yazdığı Jurnal, 2 ciltten oluşur. İkinci cilt, İngilizce öğretmeni, sonra da Cemil Meriç’in İngilizce çalışmalarında sağ kolu olan Lamia Çataloğlu’na yazılmış aşk mektuplardan oluşur. Mektuplar, Meriç’i bambaşka bir açıdan, kişiliğinin bambaşka bir yönüyle tanımamıza imkan sağlıyor. Bu mektuplar sayesinde, tanıdığımızı sandığımız ama daha çok eserlerinden tanıdığımız yazarı hiç bilmediğimiz yanlarıyla keşfetmemiz, kişiliğine daha çok saygı duymamız ya da hayal kırıklığına uğramamız mümkün olabiliyor. Mektuplar yazarın Jurnali’dir de, onun edebi konulardaki yaklaşımlarını, değerlendirmelerini, eleştirilerini, tarihi konulardaki düşüncelerini içerdikleri gibi his ve aşk dünyasını da yansıtırlar. Cemil Meriç’le Lamia Çataloğlu arasındaki bu yoğun yazışma 9 ay gibi kısa bir zaman aralığına sığmıştır.
“Yalnız sende yaşamak, yalnız senin için yaşamak… Bütün dostlardan, bütün düşmanlardan, bütün yabancılardan uzak bir dünyada, senin için konuşmak, senin için yazmak, senin için yaratmak. Sen dokunduğunu altına kalbeden büyücü. Krezüs’ün dilsiz oğlu savaşta babasını kurtarmak için birden dile gelir. Sen dilsizleri konuşturacak kadar dilbersin. Yılların levsi iskarpinlerini yalayıp geçmiş, yaşamamışsın ki kirlenesin. Benim gözyaşlarından temiz sevgilim… Sen bir anne sütü kadar temizsin, bir dua kadar temiz. Yalnız seni okumak istiyorum, yalnız seni dinlemek istiyorum. Lamiam benim. Kollarımda yeni doğmuş bir bebek gibi uyuduğunu hatırlıyorum ve yeni doğmuş bir bebek gibi uyanırdın. Baş başa yaşadığımız bu asırlar kadar uzun, bu asırlar kadar dolu ve bir rüya kadar kısa günlerde gecelerde diyecektim dudaklarından bayağıya benzeyen tek hece dökülmedi. Uyurken, uyanıkken, sarhoşken. Yalan söyleyen aynaları kırdım. Sen şimdi o içten gülümseyen, o içten ağlayan tertemiz Lamiamsın. Saat 6.30. Az sonra seni arayacağım. Ve sesin bütün karanlıkları dağıtacak. Hangi karanlıkları? Gönlüm bir ışık tufanı içinde. Mektupların gök kubbem, kelimelerin bir yıldız yağmuru. Bana öyle geliyor ki yalnız mektubunu okurken, yalnız seni düşünürken, yalnız sana yazarken yaşıyorum. Aşkımızın kitaplardakine benzer tarafı yok. Kanunların, mevsimlerin dışında. Neden hislerini gizleyeceksin? Aynı anları yaşamıyor muyuz? Göğüs boşluğumda senin kalbin de çarpıyor. Sen ağlarken ben de ağlıyorum. Perhize gelince, senden başka kadın düşünemeyecek kadar seninle doluyum. (23 Kasım 1966)”

2. Orhan Veli Kanık & Nahit Fıratlı – Yalnız Seni Arıyorum
Orhan Veli’nin Nahit Hanım’a yazdığı mektuplar Yalnız Seni Arıyorum adıyla kitaplaşınca edebiyat tarihinin ölümsüz aşklarından birinin kapısı aralanmış oldu. Garip akımının kurucusu Orhan Veli’nin Nahit Hanım’a 1947-1950 yılları arasında yazdığı bu incelikli mektuplar, yetmiş yıldır edebiyat ortamlarında fısıltıyla konuşulan fakat açıkça dillendirilmeyen bir aşkın en büyük hatırası. Nahit Hanım tarafından senelerce saklanan mektuplar ve Orhan Veli’nin,
“Bir de sevgilim vardır, pek muteber. İsmini söyleyemem. Edebiyat tarihçisi bulsun” dizeleriyle anlattığı bu gizemli sevgili resmen gün yüzüne çıkmış oldu.
“Canım Nahitim,
Sana karşı hasretliğim günden güne artıyor. Tabii sen bunu anlamak istemiyorsun. Anlamadığını söyleyemem. Elbette anlıyorsun. Ama öyle sanıyorum ki bunu benim ağzımdan tekrar tekrar duymaktan hoşlanıyorsun. O kadar hoşlanıyorsun ki aynı şeyi her gün, her saat, her dakika tekrar etsem az bulacaksın. Senden vazgeçmeyeceğimi bildiğin halde ne geçmişe ne de geleceğe ait hadiselerde senden başka hiçbir şey hatırlamak istemediğim halde nasıl oluyor da bana olmuş hadiseleri hatırlatıyorsun. Ben de birçok kötü şeyler biliyorum. Ama onlan düşünmek istemiyorum. İçimin bu kadar seninle dolu olduğu bir zamanda düşünemiyorum demek daha doğru olur. Aramıza giren şeyleri yok etmekten zevk duyacağını söylüyorsun. Nahit, sen bunu istiyorsan aramızda, yani seninle benim aramda, hiçbir kötü şey yok. Bizden başka hiçbir şey yok. İnan bana. Sen benim için daima tek varolan şeysin. Dikkat et, en çok demiyorum, tek diyorum. Senden başka hiçbir şeyim yok. Hiçbir şeyim olmasını da istemiyorum. (20 Nisan 1947, İstanbul)”


3. Ahmed Arif & Leyla Erbil – Leylim Leylim
Ahmed Arif’in, Leyla Erbil’e yazdığı mektuplar, Leylim Leylim adıyla yayımlandı. Kitap yazıldıkları dönemin entelektüel ortamını, Ahmed Arif’in sürgün günlerini, yaşadığı siyasi baskıyı, içsel dünyasını ve en çok da aşkını tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Leyla Erbil “Benim tarafımda aşk yoktu, yalnızca dostluk vardı” derken, özellikle 1955 yılından sonra yazılan mektuplardan da anlaşılıyor ki Ahmed Arif bu büyük aşkta yalnız kalmış. Mektuplar 1954–1959 arasında yazılmış, kitapta bir de 19“ Küçüğüm, korkunç dahim, sevgilim, senin istediğin gibi de olsam, kayıtsız şartsız kölen de olsam, daima asıl sen beni affedeceksin. Affetmeye çalış. Cihan insanları içinde, en güzel, en iyi ve en namuslu sensin. Buna inan. Ahmed Arif, böyle söyler… Doğrudur… Haktır… Layıktır… Sana yakın, sana layık ve hele hele senin olmayı düşünebilmek bile bir cesarettir. Yürek ister. Bu dediklerim insan olana, erkek olanadır tabii. İnsandan mahrum bir cehennem karanlığında, nasıl da bulduk birbirimizi… Küçüğüm, sevgilim, imzası martıdan sıcak, uçan uzak martılardan daha sevimli, imzası uçan kuş, kendisi insan sevgilim. Kıyma bana, sensiz edemiyorum. Sence zerre kadar bir değerim varsa, iler tutar bir tarafım kalmışsa, gel kıyma bana ve korkuyorum deme. Otur yaz, her gün, her gece bana yaz. Kavuşuncaya kadar. Sonra yazdıklarımızı okur, güler yahut ürperir, birbirimize geçmiş olsun deriz. Yahut da, ah asıl bu, gel beni kendin al, götür. Bugünler yalnız başıma gelecek kudrette değilim. Hem madden hem de manen bu böyle. (22 Mayıs 1954, Bismil)” 77 tarihinde yazılmış son mektup var.

4. Nazım Hikmet & Hatice Piraye Altınoğlu – Nazım Hikmet Piraye’ye Mektuplar
Nazım Hikmet’ten Piraye’ye çeşitli hapishanelerden yazılmış mektuplar, ilk olarak 1998 yılında Memet Fuat tarafından derlenerek yayınlandı. Memet Fuat “Nazım’ın, 1933’ten 1950’ye kadar, on yedi yıl boyunca, çeşitli cezaevlerinden kendisine yazdığı mektupları, Piraye bir tahta bavulda saklardı. Ceviz ağacından yapılmış, 41 x 26 x 14 cm boyutlarında küçük bir tahta bavul. Küçük olduğu için, belki çanta demek daha doğru. Bu ceviz çantayı ona Nazım sanırım Çankırı Cezaevi’ndeyken yapmıştı. Bu kitaptakiler, Nazım’ın Piraye’ye yazdığı mektupların hepsi mi? Çantadakilerin hepsi… Belki bir gün başka yerlerden de bir şeyler çıkar, bilemem.” der
Canımın içi yavrucuğum,
Sana hasretim bir çığ gibi artıyor. Meğer biz birbirimize ne kadar bağlıymışız. Kurtulacağımı çok sanıyorum. Fakat kurtulamaz da araya dört sene girerse beni unutacak mısın? Dört sene bir mezarın üstüne atılan topraklar kadar unutturucu mudur acaba? Kim bilir? Sen hayır, yahut evet deme! Başından daha önce böyle bir tecrübe geçmedi ki… Ben unutmayacağıma eminim. Dört duvar arasında senin hayalin nasıl gözümün önünden kaybolabilir. Her ne hal ise…Bugün karanlık tarafım üstümde. Münasebetsiz şeyler yazacağım. Selamlar. Memet’i ve seni doya doya kucaklarım. (28 Haziran 1933)”


5. Özdemir Asaf & Sabahat Selma Tezakın – Sana Mektuplar
Özdemir Asaf’ın, İstanbul Hukuk Fakültesi’nde öğrenciyken başlayan ve uzun yıllara yayılan tutkulu bir aşk yaşadığı çoğunlukla Sabah diye hitap ettiği karısı Sabahat Selma Tezakın’a 1944- 1959 yılları arasında yazdığı mektuplar, orijinal nüshaları, yazıldığı yıllara ait görsel belgelerle birlikte Sana Mektuplar adı altında kitaplaştırıldı. Kitaplaştıran kişi ise, Özdemir Asaf ve Sabahat Hanım’ın tek çocukları olan Seda Arun. Seda Arun’un, annesini ziyaret ettiği bir gün babasının mektuplarını istemesiyle başlar serüven. Sabahat Hanım’ın yıllarca çeyiz sandığında sakladığı Özdemir Asaf’ın mektuplarında, Özdemir Asaf şiirinin ilham kaynakları ve o şiirlerin arkasındaki hikayeler dışında, uzun yıllar büyük bir tutkuyla sürmüş gerçek bir aşk hikayesinin büyüsüne kapılmamak imkansız… 1946’da Liman Lokantası’nda yapılan gösterişli düğünle evlenen Özdemir Asaf ve Sabahat Tezakın, 1961’e kadar evli kalır.
Eğer başkasını sevmiyorsan veya söz vermemişsen seni pek çok, herkesten fazla mesut etmeye çalışacak kadar çok seviyorum. Ve kendimde bazı vasıfların bulunmadığını bilsem hiç böyle bir teklife yanaşmazdım. Pek yakında kendime parlak ufuklar açacağım. Yeter ki beraber olalım…”
“Sana mektup yazmaya lüzum kalmayacak olan zamanları düşünmek; seni daima görebileceğim günleri hatırlamak; bana verdiği sarhoş edici, çıldırtıcı heyecanlı zevkleriyle senin yakınında bulunmak tehlikeli olabilecek derecede beni sevindiriyor. Hatırla ki: … O acı öldürebilirdi, bu sevinç öldürebilir.”
 

First panel title

First panel content

Second panel title

Second panel content
Üst