Yeni mesajlar Yeni konular En çok cevaplanan En görüntülenen konu En çok begenilen

En çok mesaj
Kullanıcı
Mesaj
sdC
24,108
TEO
20,703
aSk
19,734
19,269
Eqe
18,252
14,649
11,256
10,990
10,968

Yabancı Aksan Sendromu Nedir?

VLaD

Her İnsan Kendisinin Tanrısıdır...
Yönetici
Süper Admin
Katılım
20 Haz 2015
Mesajlar
8,762
Tepkime puanı
6,406
Puanları
1,905
Mesleğin
Kalite Kontrol
Cinsiyetiniz
Bay
Yaş
33
Burc
Aslan
Memleket
09 Aydın
Nerden:
09 Aydın
İlgi Alanı:
Gizemli İlimler
Foreign accent syndrome definition, causes, symptoms & treatment
Yabancı Aksan/Dil Sendromu Nedir?
Literatüre yabancı aksan sendromu (foreign accent syndrome — FAS) olarak 🔗geçmiştir.
İlk defa 1907 yılında Fransız nörolojist Pierre Marie, Parisli bir adamın bir travma sonrasında Alsas* (Alsasça, Fransa’nın Alsace bölgesinde konuşulan bir dil olup Aşağı Almanca’nın bir lehçesidir.) aksanı ile konuştuğunu yazmıştır. Bunun ardından Astrid isimli Norveçli bir kadının Birinci Dünya Savaşı sırasında kafasına isabet eden bir şarapnel nedeniyle travma geçirdiği, Almanca ya da Fransızcaya benzer bir aksan geliştirdiği kayıtlara geçirilmiştir. Bu ayrıntılı olarak belgelenen ilk vakadır. Aslında Astrid’in aksanı monoton bir konuşmaya dönüşmemişti ancak kelimelerin vurgularını değiştirerek kullanıyordu. Savaş dönemi olduğu için Astrid’in bu yeni yabancı aksanından dolayı arkadaşları, komşuları onu dışlıyor, bazen satıcılar bile ona bir şey satmak istemiyorlardı. Ne de olsa bir Alman casus olabilirdi, neden olmasın? Belki de bir sabah yeni bir dille uyanmak o dönemlerde düşündüğümüz kadar da avantajlı değildi.
Nörolojist Georg Herman Monrad-Krohn bu sendroma “disprozodi” adını vermiştir. ‘Prozodi’ ritim, tonlama, vurgu gibi dilin kelime dağarcığı olmayan kısımlarına denir. “Yabancı Aksan Sendromu” terimi ise 1982’de nörolinguist Harry Whiteaker tarafından kullanılmış, ardından 100’den fazla vaka çalışması yayınlanmıştır.
Yabancı aksan sendromunun sinirsel ve ruhsal kökenli olmak üzere iki türü vardır. Yukarıda incelediğimiz Astrid’in vakasının sinirsel kökenli olduğu düşünülüyor. 2016 yılında 16 yaşındaki Reuben Nsemoh’un komadan çıktıktan sonra akıcı bir şekilde İspanyolca konuşmaya başlamasının ise ruhsal kökenli olduğu düşünülüyor. Ruhsal kökenli travma henüz yeni keşfedildiği için konu hakkındaki araştırmalar devam etmektedir.
Julie Matthias ömrü boyunca İngiltere’de yaşamış. Ama bir gün kendisini farklı bir sesle ve Fransız ya da Çinli aksanıyla konuşurken bulmuş.
Julie İngiltere’deki yabancı aksan sendromlu birkaç kişiden biri. Konuşmaları akıcılığını korusa da bu vakalarda ses farklı bir biçim alarak yabancı bir ülkede yetişmiş havası veriyor onlara.
Bu sendromun nedenleri oldukça karmaşık ve bilim insanları tarafından tümüyle çözülmüş değil. Julie kendisindeki bu değişimi bir trafik kazasına bağlıyor. Kazadan sonra migren ve şiddetli vücut ağrıları başlamış. “Beyniniz patlayacak gibi oluyor; eklemleriniz ağrıyor; nefes alamıyorsunuz; doğumdan daha zor,” 🔗diyor Julie.
Julie Matthias’ın aksanını bu bağlantıdan dinleyebilirsiniz.
Bu ağrıların ardından daha ilginç bir gelişme olmuş. Sesi ve giderek aksanında değişiklik baş göstermiş. İşlettiği güzellik salonundaki müşterileri ona İngilizce anlamıyormuş gibi davranmaya başlamış.
Trafik kazasının neden böyle bir şeye yol açtığı bilinmiyor. Hastaneye gitmeye devam etse de hiçbir nörolog Julie’nin migreninin ve tuhaf aksanının nedenini çözememiş. En zoru da doktorlar teşhis koyamadığı için insanların onun bu semptomları uyduruyor olabileceğini düşünmesiymiş. Durumunun insanlara şaka gibi gelmesinden şikayet ediyor Julie.
Oysa bu ciddi bir sorun. ABD’deki Brown Üniversitesi’nden araştırmacı Sheila Blumstein bu durumu şöyle ifade ediyor: “Düşünün ki bir gün kalktığınızda sesiniz size yabancı geliyor ve bu konuda hiçbir şey yapamıyorsunuz. Bunun hasta üzerinde etkisi büyük oluyor.”
Fakat Blumstein gibi araştırmacılar bu sendromun neden ve sonuçları konusunda bugün çok daha fazla şey biliyor neyse ki.
Aksan değişmesinin nedeni sesli harfleri çıkarırken seste olan değişime ve daha çok da konuşma melodisi ve ritmindeki değişikliklere bağlanıyor.
Tonlama bir dilin en zor özelliklerinden biridir. Birçok yabancı bir dili yerlilerin konuştuğu tonlamayla konuşamaz; ses ritimleri onlara kıyasla anormal gelecektir.
Fakat belli bir aksanın algılanması öznel bir şeydir, beklentilerle ilgilidir. Birinin Rus aksanı olarak tanımladığı bir konuşmaya bir başkası Alman aksanı diyebilir.
Bu tür özellikler belli nörolojik hasarlarla bağlantılıdır. Örneğin İtalya’da beyin tümörü olan bir hastanın bazen Latin Amerikan bazen İngiliz aksanıyla konuştuğundan söz ediliyordu. Doktorlar tümörün beyinde ağız ve gırtlağı kontrol eden merkezin hemen yanında olduğunu tespit etmişti. Yani bu bölgeye basınç yapan tümör konuşmanın değişmesine neden olmuştu. Ameliyatla tümör alındıktan sonra hastanın eski sesine kavuştuğu bildirildi.
Bu başarının ardından yabancı aksan sendromlu tüm hastaların beynin bu özel bölgesindeki bir hasar sonucu bu bozukluğu yaşadığı düşünülebilirdi. Fakat öyle olmadı. Uzmanlar bu sorununun nedenlerini henüz tümüyle çözemediklerini söylüyor. Örneğin bir hasta, beyindeki bir tıkanıklık sonucu geçirdiği felcin ardından yabancı bir aksanla konuşmaya başlamış, fakat tümüyle ilgisiz başka bir bölgede ikinci bir tıkanıklığın ardından konuşması düzelmişti. Doktorlar bunun o bölgenin ritmi düzenleyen bölge olmasından mı kaynaklandığını yoksa başka bir nedeni mi olduğunu bilmiyor.
Julie vakasında doktorlar bu sendromu biyolojik nedenlere bağlamıştı. Fakat Julie bu olayın etkilerini çok derin hissettiğini belirterek “Bütün kimliğinizi alıyor sizden. Aynaya bakıp konuşamaz hale gelmiştim; çünkü duyduğum benim sesim değildi,” diyor.
Bu sendromdan mustarip olanlar etraflarındaki kişilerin kendilerine yabancı gibi davranmasından, hatta aptal yerine koymasından da rahatsızlık duyuyor.
Julie pozitif tavrını korumaya çalıştığını söylüyor. “Duruma olumlu bakmaya çalışıyoruz. Daha da kötüsü olabilirdi. Bildiğimiz kadarıyla, gerçi çok şey de bilmiyoruz ama, en azından hayati tehlikem yok. Durumunuzla baş etmeyi öğrenmeniz, mücadeleye devam etmeniz gerekiyor.”
Frontiers | Loss of regional accent after damage to the speech production  network | Human Neuroscience

Ana dilimiz, beyin kanamasından nasıl etkileniyor?
Dil ve konuşma terapisti Anja Lowit, bu bozuklukların çok yaygın olmadığını belirterek görülen vakaları iki kategoriye ayırıyor. Beyin kanamasından sonra bir kişi ana dili yerine sadece başka bir dili konuşuyorsa bu durum "İki Dilli Konuşma Bozukluğu" olarak, ancak kendi ana dilini yabancı biri gibi konuşuyorsa "Yabancı Aksan Sendromu" (FAS) olarak 🔗nitelendiriliyor.

Bu edinilmiş dil bozuklukları (afazi) genelde beyin kanaması gibi beyne büyük hasar veren travmalar sonucu ortaya çıkabileceği gibi basit bir kafa travmasından da kaynaklanabiliyor. ABD'nin Atlanta kentinde 16 yaşındaki Rueben Nsemoh, 2016 yılında bir maç sırasında başına çarpan bir futbol topu yüzünden kısa süre komalık olup, sonrasında sadece İspanyolca konuşmuştu. Dil ve konuşma terapisti Lowit, ayrıca İngiliz bir kadının şiddetli bir migren atağından sonra kulağa Fransızca gelen bir aksanla konuştuğunu anlatıyor.
Hastalar tekrar iyileşebilir mi?
Birçok iki dilli konuşma bozukluğu vakasında hastanın iki dilini de bir süre sonra tekrar konuşabildiği gözlemleniyor. Yaşa bağlı olarak beyin, geçirdiği kanamadan sonra ölü hücrelerin görevini başka bölümlere yükler ve bu bozuklukları onarmaya çalışır. Dil ve konuşma terapisti Lowit, bu hastaların terapi görmesinin, iyileşme sürecinde en etkili çözüm olduğunu kaydediyor.

Özellikle de ana dilini düzgün konuşamayan hastalar kimlik bunalımına girdiği için konuşma terapisinin yanında psikolojik bir tedaviye de ihtiyaç duyuluyor. Lowit, bu bozukluğa cevap veren en iyi tedavi yönteminin halen araştırılmakta olduğunu ancak vakalar nadir olduğu için ilerlemenin güç olduğunu belirtiyor.

Yaşlılarda görülen dil ve konuşma bozuklukları ise sadece beyin kanamasında değil, farklı bunama çeşitlerinde de ortaya çıkar. Her iki durumda da yanlış telaffuz, hatalı dil bilgisi ve bir sözcüğü hatırlayamama gibi belirtiler görülse de beyin kanaması geçirenlerde aniden ortaya çıkan bu dil ve konuşma bozukluğunda zaman içinde ilerleme katedilebiliyor. Bunamaya bağlı dil kaybının ise yavaşça kötüleştiğine dikkat çeken Lowit, her hâlükârda hastalara, bir veya birkaç uzmanla görüşmelerini tavsiye ediyor.
Peki insanların bilmedikleri bu diller bir travma sonucunda birden bire mi yükleniveriyor?

Bilim, yabancı aksanı bir kişinin bir dili konuşması, ancak konuşurken başka bir dilin kurallarını ve seslerini kullanması olarak tanımlıyor. Fazla alkol almış insanlarla konuşmaya çalıştığınızda kelimelerin çıkışının anlaşılmaz olduğunu duymuşsunuzdur. Bunun sebebi aslında kişinin kas kontrolünü yitirmesidir, yabancı aksan da sarhoşluk durumuna benzer bir durumdur ve kişinin kaslarını kontrol edememesinden kaynaklanır. Doktorların biyolojik nedenleri saptayabildiği bazı durumlarda bu hastalık tedavi edilebiliyor ancak çoğu zaman kişinin hayatında kalıcı bir hale geliyor.
Cerrahi müdahele olmadan bir aksan edinmek ya da ondan kurtulmak için ise uzmanlar lehçe koçlarına başvurulmasını ya da kazanılmak istenen aksana yönelik dinleme yapılmasını öneriyor.
Ayrıca bugüne kadar görülen vakaların çoğunda kişi, travma sonrasında edindiği aksanı/dili travma öncesinde ya sıkça duymuş ya da halihazırda öğreniyordur. Hiç bilmezken birdenbire bu dilin beyne işlenmesi söz konusu değildir. Örneğin 2016 yılında travma geçiren Reuben, arkadaşlarının ona sürekli İspanyolca konuştuğunu aktarmıştır. Reuben her ne kadar kazadan sonra İspanyolcayı akıcı bir şekilde konuştuğunu söylese de bu akıcılık travmadan haftalar sonra azalmıştır. Uzmanlar bu olayı, bu tür travmalardan sonra bazen beynin gereksiz de olsa her bilgiyi sünger gibi çekmesi ancak beynin normal fonksiyonlarına döndüğünde bilgileri tekrar filtrelemeye başlaması ile açıklıyor. Konuyla ilgili uzmanlardan biri olan Dr. Karen Croot şöyle söylüyor:

“Bu durum, bir çeşit motor kontrol bozukluğudur. Konuşma, yaptığımız en karmaşık işlerden birisidir ve beynin birçok bölgesi, konuşmayla ilgili süreçleri kontrol etme sürecine katılır. Eğer ki bu bölgelerden bir veya birkaçı hasar görürse, konuşmayla ilgili zamanlamada, melodide ve gerginlikte değişimler yaşanabilir.”

Bir diğer açıklamaya göre ise birçoğumuz öğrenmekte olduğumuz ya da öğrenmiş olduğumuz dili toplum içerisinde konuştuğumuzdan çok daha iyi bildiğimizi düşünürüz ancak iş bunu sergilemeye geldiğinde beynin ilgili organı kendini baskı altında hisseder ve kişi ana diline sığınır ya da o dilde akıcılığını yitirir. Beyin travması ve koma gibi ciddi durumlarda da bu beynin sinyal akışında aksamalar yaratabilir ve beyin önceki gibi çalışmadığı için öncelikleri farklılaşır.
 

First panel title

First panel content

Second panel title

Second panel content
Üst